Egoist okur

1001 Gece Masalları, TV dizileri ve Şehrazat sendromu

Tahminen 9. yüzyılda yazılan “Binbir Gece Masalları”, bir kadının, bencil, sevgisiz ve zalim bir hükümranın iki dudağı arasındaki hayatını kurtarmak için masalların gücünden yararlanmasını anlatıyor. Bu kadının, yani Şehrazat’ın hikâyesi, sözün, yazının, sanatın ölüme bile meydan okumamızı sağlayacak kadar etkili olabildiğini kanıtladığı için de çok güzel.

Ama Alfa Yayınları’nın nihayet orijinal dili olan Arapçadan çevirttiği “1001 Gece Masalları”, bana kalırsa tefrika romana hatta günümüzün “dizi”lerine de ilham verdiği için de önemli. Peki “Şehrazat sendromu”nun bununla alakası? Okuyalım…

Gülenay Börekçi

gulenay borekci 1001 gece masalları egoistokur everest yayinlari 1

Arjantinli usta Jorge Luis Borges de “1001 Gece Masalları”nın tutkulu hayranlarındandı.

İyi de Şehrazat, gerçekten de televizyon dizilerine ilham vermiş olabilir mi?

Baron von Hammer-Purgstall bir metninde confabulatores nocturni, “geceleri hikâye anlatan adamlar”dan bahseder ve eski bir Pers el yazmasında ilk defa geçtiği şekliyle, uykusuzluktan mustarip olan Büyük İskender’in etrafına bu tür insanları topladığını söyler.

9. yüzyıla tarihlenen Suriye el yazmalarının en eskisi olduğunu kabul edersek 1000 yıldan uzun süredir insanlığın ortak belleğinde yer alıyor “Binbir Gece Masalları”. Batı dillerine ilk çevrildiği 1706’dan beri bir çığ gibi büyüyen büyük bir hayran kitlesi var: Fielding, Scott, Thackeray, Collins, Goethe, Stendhal, Dumas, Flaubert, Puşkin, Tolstoy, Hofmannsthal, Doyle, Wells, Yeats, Kavafis, Lovecraft, Proust, Perec, Rushdie, Calvino, Mahfuz ve elbette Borges…

İşte şimdi bu masallar ilk kez Arapça’dan, yani orijinal dilinden Ekrem Demirli başkanlığındaki bir ekip tarafından Türkçe’ye çevrildi.

Hikâye şu: Bir Doğu ülkesinin, ruhu amansız bir ihanet korkusu ve kadın nefretiyle kavrulan sultanı Şehriyar her gece yeni bir kızla evlenir, her sabah da o geceki karısının idam emrini verir. Lakin günün birinde Şehrazat çıkar karşısına. Şehrazat sağ kalmaya kararlıdır. Düğün gecesinde sultana bir masal anlatmaya başlar ve sabah olduğunda en heyecanlı yerinde keser. Böyle böyle sürer gider ve 1001 gecenin sonunda Şehriyar, Şehrazat’ı -ya da masallarını- artık “sonsuza dek” istediğini fark eder.

Kıssadan hisse: “Binbir Gece Masalları”nda bir ihanet etmeyen sağ kalır, bir de yorulmadan konuşan… Anlattığı hikâyeyi en heyecanlı yerinde kesen ise çok ama çok uzun yaşar.

“Binbir Gece Masalları”nın bana söylediği bir başka şeyse şu: “Hikâyeni en heyecanlı yerinde kes ve devamını bir sonraki güne bırak” usulüyle sağ kalan akıllı Şehrazat, tefrika roman denen türün de, günümüzün televizyon dizilerinin de yaratıcısı aslında.

gulenay borekci 1001 gece masalları egoistokur everest yayinlari

Peki ya Şehrazat sendromu, o ne ki?

Yetmiyor, “1001 Gece Masalları” üzerine düşünmeye devam ediyorum.

Stephen King’in “Misery”sinin kötü kalpli karakteri Annie Wilkes’i hatırlıyor musunuz? ‘En sevdiği’ yazara neler yapmamıştı ki! Adamı diri diri gömülmekten beter etmiş hatta işkenceyle ona tam da kendi istediği türden bir roman bile yazdırmıştı. Stephen King, “Kitap yazarın değil, benimdir” diye tarif ettiği bu hastalığa “Şehrazat sendromu” adını veriyor. Sadece hikâyelerle ayakta kalabilen bazı okurlar gerçekten de fazla sahiplenici olabiliyorlar. Şehrazat, celladına masal anlatarak ölümden kurtulmuştu ya, ölümsüz olmak isteyenler de başka birinin kitaplarında kendi hikâyelerini okumak istiyor işte.

Bir kitaba aşırı bağlanmak konusunda örnekler de var… A. Conan Doyle, ünlü kahramanı Sherlock Holmes’u “öldürdüğünde”, Victoria dönemi İngiltere’si resmen ayağa kalkmış. “Üzülmemiş, öfkelenmişlerdi” diyen Doyle, annesine Holmes’u öldüreceğini haber verdiğinde kadın çok hiddetlenmiş: “O iyi kalpli Bay Holmes’u mu öldüreceksin? Sakın buna cüret edeyim deme!” 19. yüzyılda 105 yaşında bir kadın, hastası olduğu “‘Forsyte Saga”nın son fasikülünü okuduktan bir gün sonra ölmüş. Her ay İngiltere’den ABD’ye “Oliver Twist” fasikülleri getiren gemi Baltimore’a yaklaşırken halk rıhtıma doluşuyormuş, bir keresinde öyle bir kargaşa çıkmış ki, aşırı hevesli okurlardan birkaçı boğulmuş. Ama bütün örnekler olumsuz değil… Vücut ısısı iyice düştüğü için ölümün eşiğine gelen genç dağcıyı da hatırlayabiliriz. Arkadaşları ona aralıksız ‘Yüzüklerin Efendisi’ni okumuşlar ve genç komadan çıkmış.

Okumayı seven herkese iyileştirici dozda ‘Şehrazat sendromu’, sevdiğim yazarlara da yazının, hayat verdiğini bilen okurlar diliyorum.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment