Egoist okur

21. yüzyılın ilk önemli sanatsal hamlesi: İSTEME SANATI

Yapımcıların manasız isteklerine uymak yerine dinleyicilerini yapımcısı haline getirmeye karar veren şarkıcı Amanda Palmer hayranlarından 100 bin dolar istedi, kısa bir sürede tam 1 milyon 200 bin dolar geldi.

Kimilerinin 21. yüzyılın ilk önemli sanatsal girişimcisi saydığı, kimilerininse ikiyüzlülükle suçladığı Palmer sonradan bu macerayı kitaplaştırdı. “The Art of Asking” (İsteme Sanatı) almanın ve vermenin önemine inanan herkes için yol gösterici bir kitap. Lütfen yazıyı okuyun, sonra hep birlikte bizim memleketin akıllı fikirli yayınevlerine soralım: “Çevirmek için ne bekliyorsunuz?”

Bu arada bilmeyen var mıdır bilmiyorum ama Amanda Palmer favori çocuk kitabım Coraline’in yazarı Neil Gaiman’ın karısı aynı zamanda.

Gülenay Börekçi

amanda palmer gulenay borekci egoistokur 7

Sizin için okudum, öğrendim…

İsteme sanatının incelikleri

Müzik dünyasının nevi şahsına münhasır şahsiyetlerinden özgür sesli, özgür ruhlu Amanda Palmer’ı önce Dresden Dolls topluluğunun solisti ve klavyecisi olarak tanıdık. Palmer ünlü İngiliz yazar Neil Gaiman’la tanışıp evlenmeye karar verince topluluk dağıldı, zira partneri Brian Viglione’yle uzun süren bir ilişkiyi yeni bitirmişti ve bu koşullarda müzik yapmayı sürdürmelerine imkan yoktu. O da ayrılıp Grand Theft Orchestra’yı kurdu.

Ancak büyük bir problemi vardı: Yapımcı bulamıyordu. Daha doğrusu bulduğu yapımcıların arka arkaya gelen anlamsız taleplerini kararlılıkla reddediyor ama bu durumda Grand Theft Orchestra’yla albüm yapma hayallerini de sürekli erteliyordu. Yaptıkları müziğin türü bile problem olmuştu. Palmer’a göre “Bertolt Brecht usulü punk kabare” yapıyorlardı, yapımcılarsa “gotik” etiketini tercih ediyordu. Müstehcen bulunan şarkı sözlerini, aykırı sahne şovlarını da değiştirmeleri talep ediliyordu. “Değiştireceklerse bizi niçin istiyorlar ki?” diyordu Palmer. “Çok fazla hayranımız olduğu için mi?”

Her şeyi değiştiren o küçük soru…

Her şeyi değiştiren şey de tam olarak bu “Çok fazla hayranımız olduğu için mi?” sorusu oldu zaten. Böylece Palmer basit görünen dahiyane bir buluşla müzik dünyasında bir nevi devrim yaptı. Grand Theft Orchestra’nın albüm yapmak için 100 bin dolara ihtiyacı vardı. Onları özgür bırakacak bir yapımcı bulamadıklarına göre bu parayı hayranlarından istemeye karar verdiler. Karşılığında albümü bildik yöntemlerle satmayacak, plak şirketlerine inat, herkes serbestçe dinleyebilsin diye internet üzerinden yayacaklardı.

Palmer önce Kickstarter’a üye olarak bir kampanya başlattı ve hayranlarından 100 bin dolar istedi. (Kâr amacı gütmeyen kitle fonlama organizasyonu Kickstarter’da yönetmenler, animasyoncular, müzisyenler, sanatın her alanından yaratıcılar, hiç tanımadıkları insanlardan maddi destek alıyor.) Grand Theft Orchestra’nın albüm kampanyası Palmer’ı bile şaşırtacak bir başarı elde etti ve sonunda tam 1 milyon 200 bin dolar toplandı. “The Theater is Evil” albümü daha yayınlanmadan rekor kırmıştı. Palmer tüm kampanya boyunca, sabah akşam Twitter’da online kalmış, ayrıca dünyanın birçok ülkesinde gerilla konserler vermişti. Sosyal medyadan son dakikada duyurduğu ve sponsorsuz gerçekleştirilen bu konserlerde dinleyicilerden bilet ücreti talep etmemiş ama her konserin başında hayranlarına bir siyah melon şapka uzatarak gönüllerinden geçen parayı atmalarını istemişti. Gittiği ülkeler ve şehirlerde otelde kalmak, lüks restoranlarda yemek yerine de gene sosyal medyada tanıştığı hayranlarının evlerinde sabahlamış, onların yaptıkları yemekleri yemişti.

amanda palmer gulenay borekci egoistokur 4

“Almak ve vermek hayatı adil yapıyor”

“Miami’de konser verdiğimiz gece, 18 yaşındaki Honduraslı bir genç kızın evine gittik. Yoksul bir göçmen aileydiler ve o gece kanepede, yerde falan yattılar. Sırf biz onların yataklarında rahat rahat uyuyalım diye. Üzüntüyle o insanların ne kadar yoksul olduğunu düşünerek kendi kendime ‘Hayat hiç de adil değil’ diye mırıldandım. Kahvaltıda kızın annesi bize tortilla pişirdi, sonra da bozuk İngilizcesiyle bana sarılarak ‘Müziğiniz kızımı öyle mutlu ediyor ki… Bu gece bizde kaldığınız için size minnettarım’ dedi. Kim bilir, hayatı adil hale getiren şey belki de almak ve vermekti.”

Olup bitenleri biz Palmer’ın TED konferansından öğrendik ilkin. Tepkiler farklı farklıydı: Kimileri dinleyiciyle sanatçının arasından yapımcıyı çıkardığı için Amanda Palmer’ı 21. yüzyılın ilk önemli sanatsal girişimcisi olarak kabul ediyor, kimileri de yaptığının düpedüz dilencilik sayılması gerektiğini, ortada büyük bir ikiyüzlülük olduğunu söylüyordu. Palmer sonunda meramını bir kitap yazarak anlatmaya karar verdi. “The Art of Asking”, yenilikçi bir metin hatta kısmen bir manifesto olacak ve “isteme sanatı”nı duygusal, felsefi, pratik yönleriyle ele alacaktı.

“Grand Theft Orchestra olarak insanlardan yardım istemeyi resmen bir sanata dönüştürdük” diyor ve şöyle devam ediyordu Palmer kitabını anlatırken: “Yardım istemek, hiç de kolay bir şey sayılmaz. Kendinizle savaşmayı göze almanızı gerektirir, ayrıca sizi kırılganlaştırır. Reddedilme ihtimali de hep vardır. Bu yüzden birçokları bırakın hiç tanımadığı kişilerden istemeyi, arkadaşından, sevgilisinden, eşinden bile yardım isteyemez. Fakat inanın bana, samimi ve dürüst bir şekilde istemeyi başarabilirseniz, size yardım edecek birileri er ya da geç çıkacaktır.”  

amanda palmer gulenay borekci egoistokur

“Önce biz. Önce şefkat. Önce dürüstlük… Bunlar yoksa, düşeriz!”

Amanda Palmer kitabını yazmadan önce akıl danışmak için tanıdığı en ünlü yazara gitmiş. “Kocam Bay Neil Gaiman’a istemenin sihri üzerine bir kitabı birkaç ayda bitirip bitiremeyeceğim konusundaki ne düşündüğünü sordum. ‘Yapabilirsin’ dedi, ben de ona inandım!” diyor her zamanki eğlenceli üslubuyla.

Aşkın tezatlardan beslendiği söylenir ya… Palmer’ın dünyanın en ünlü yazarlarından Neil Gaiman’la evliliği de zıtlıkların beslediği ilişkilerden. Gaiman kitaplarında karanlık ve sihirli bir dünyayı anlatsa da, aslında gayet ortalama bir adam. Giyinişiyle, hali tavrıyla efendi görünüşlü, “uslu” biri. Palmer’sa tam bir delifişek. Punk giyim tarzı, karmakarışık saçları, piercingleri ve dövmeli kaşlarıyla kimseye benzemiyor. Aklına esen her deliliği yapmaktan da, sahnede çıplak olmaktan da korkmuyor. Korktuğu şeyler çok daha başka: “Sevilmemek, yalnız bırakılmak, anlaşılmamak, görülmemek…” Evliliklerini anlatırken şunları söylüyor: “Çok başka insanlar olsak da Neil’la bir konuda çok benziyoruz: Kafaları aynı meseleler yüzünden karışmış iki küçük çocuk gibiyiz. Evliliğimiz harika gidiyor, çünkü ilk günden itibaren ilişkimizdeki öncelik değişmedi: İkimiz de birbirimizi incitmemek için azami gayret sarf ediyor ve her sorunumuzu mutlaka konuşuyoruz. Üç değişmez kuralımız var: Önce biz. Önce şefkat. Önce dürüstlük… Bunlar yoksa, düşeriz!”

Amanda Palmer “istemeyi” nasıl öğrendi? 

Bugün 38 yaşında olan Amanda Palmer, yıllar önce Dresden Dolls’u kurduğunda geceleri barlarda, kulüplerde çalıyor, gündüzleriyse sokaklarda canlı heykel olarak çalışıyormuş. Hani vücutlarını ve yüzlerini boyayıp heykel gibi kıpırtısız duran ve hiç olmadık zamanlarda sizi şaşırtacak ani hareketler yapan performans sanatçıları var ya, onlardan biriymiş. Bembeyaz bir gelinlik giyiyor, yüzünü bembeyaz bir pudra tabakasıyla kaplıyor ve yine bembeyaz bir kutunun üzerinde saatlerce dimdik duruyormuş. Ve sokaktan geçerken performansını beğenenlerin attığı paralarla yaşıyormuş.

“Öylece duruyordum, ölü gibi. Sadece biri ayaklarımın dibine para atarsa canlanıp ona beyaz bir çiçek uzatıyordum” diyor. “Haftalardır kimseyle konuşmamış görünen yapayalnız insanlarla derin karşılaşmalarım oldu. Bazen upuzun bir an boyunca birbirimizin gözlerinin içine baktık, bazen de birbirimize birazcık âşık olduk. Gözlerim ona ‘Seni görüyorum’ dedi. Onun gözleriyse minnetle, ‘Beni gördüğün için teşekkür ederim’ diye cevap verdi. İşte almanın ve vermenin güzelliğini, istemenin bir çeşit iletişim biçimi olduğunu ben o günlerde öğrendim. O yüzden müziğimi torrentlemeyi, indirmeyi ve paylaşmayı hep destekleyeceğim ve bundan sonra çıkaracağım bütün albümleri internetten bedava yayacağım. Destekçilerime teşekkür etme yolum bu.”

Palmer yöntemiyle bir şey nasıl istenir? 

Anladığım kadarıyla ilk gereken şey, insanlara güvenmek, utangaçlığı bırakıp onlarla bağlantı kurmak. “İnsanların çoğunun tek istediği iletişim kurmaktır ama bunu dile getirmeye korkarlar” diyen Palmer’a göre, çoğumuz başkaları tarafından pek ‘görülmediğimize’, yani onlar tarafından önemsenmediğimize inanıyoruz. “Genellikle güzel, çekici, akıllı, canlı insanları görür, cazibesiz, sessiz veya öfkeli olanların önünden geçip gideriz. Oysa tek bir an, bir bakış, bir göz teması karşımızdaki kişinin yalnızlığına ilaç olabilir. Tek bir tebessüm öfkesini yok edebilir ve o kişiyi iletişim kurmayı isteyeceğiniz biri haline getirir. En iyisi bir hikaye yaratın ve karşınızdaki kişilerle o hikayeyi paylaşın, daha iyisi onların da bu hikayenin bir parçası olmasını sağlayın. Ben Kickstarter kampanyamda tam olarak bunu yaptım. Ve binlerce kişiyi ‘müzik yapımcısı’ haline getirdim.”

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment