Egoist okur

Kaybettiğimiz Münir Özkul’u 62 yıllık bir yazıyla anıyoruz

Münir Özkul öldü dün. Daha ne diyeyim, konuşmaya halim ve arzum yok. O yüzden istedim ki, onu bu kez ben anlatmayayım, en yakınlarından biri anlatsın. Bir başka büyük aktör, Kâmran S. Yüce;  hani biriciğimiz Deniz Yüce Başarır’ın babası.

Kâmran Yüce 62 yıl önce Küçük Sahne dergisine yazdığı şahane yazıyla anlatıyor Münir Özkul’u…

Gülenay Börekçi

“Münir tanıdığım en kabiliyetli insandır desem, olurdu…”

Bir gün bana, “Tanıdığın en garip insan kimdi?” diye bir sual sorulursa, tereddütsüz, “Münir” diyeceğim. “Kendine en çok güvenen kimdi?” derlerse, gene “Münir” diyeceğim. Bir insan için sorulacak müsbet, menfi bütün soruların cevabını, rahat rahat “Münir” diye vereceğim.

Münir benim için kimi zaman dünyanın en iyi insanı, kimi zaman en anlaşılmaz, en haşini olmuştur. Ama her zaman zeki, her zaman sevimli… Onu beğenmediğim, hakkında ‘kötü bir insan’ diye karar verdiğim anlar bile, zekâsına, kendini kabul ettirebilme kudretine hayran kalmışımdır.

Münir baştan aşağı tezattır. Tembel bir tezat. Çalışmağa başladığı an, -yani kendisinin “yarın” diye adlandırdığı an- Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi aktörü olacaktır. Ama o yarın senelerdir gelmedi. Münir, hâlâ zeki, sevimli, kültürlü ve tembel. Tam Doğu insanı. Hayır, tam değil! Batıdan aldığı öyle davranışları var ki insana, “Biraz evvel konuşan bu adam mı idi?” dedirtir. Gene birkaç dakika sonra ona değil, yargılarınızdaki değişikliğe şaşarsınız. Münir gene yakayı sıyırmıştır. Siz, beş on dakika içinde ona yakıştırdığınız sıfatların çelişmesi arasında, şaşkın kalırsınız.

Münir tam bir bekar adam yaşayışı içindedir. Ama çok sevdiği bir karısı ve çok sevdiği bir kızı, bir de oğlu vardır.

“Münir okumaz” dersiniz. Münir’i kimse iki satır okurken görmemiştir. Ama oğlunun adı, koca Sait’i hatırlatmak için Sait Ferdi konmuştur. Bir konu açılır, herkes bir şey söyler; gerçeğe en yaklaşanı Münir’inkidir. Batıda tiyatro adına ne olmuşsa, Münir bilir. Söz açılmadan bunu ondan öğrenemezsiniz. Söylediği zaman da altını çizmeden geçer. Bunun çaba ürünü bir iş olduğunu ancak dikkatiniz sayesinde anlayabilirsiniz.

Münir güzeli bilir. Her şeyin güzelini… İstiklâl caddesinden geçen bir kadın gösterin, “Ha, o mu?” der, adıyla söyler. Sonra, iyi pasta nerede yenir, ızgaranın en âlâsı, pilâvın en lezzetlisi hangi lokantadadır, tereddüt etmeden Münir’e sorabilirsiniz, cevap daima doğrudur. İyi giyinmek için; şu şu, şu gerektir. Bunu size rahat rahat anlatır. Ama dünyanın en kötü giyinen erkeklerinden biridir. Bir kere benim zorumla kumaş almıştı, bir sene tiyatroda kaldı, diktire- medi. Evine iyi şeyler almak ister, almaz. İsteğinde gerçekten samimidir. Yakında -yani yarın- çok iyi bir kitaplık kuracak. İkimiz M.E.B. Yayınevi’ne gidip 300-400 kitap alacağız. Taksitle tabii. İşin formalitesi tamamlanmıştır. Kâğıtlar cebindedir. Ama her gün “yarın”ı bekleriz.

“Münir karısını çok sever” dedim… Gerçekten içi titreyerek bahsettiği varlıklar, karısı, çocukları, bacıları ve babasıdır. Münir bu büyük sevgisinin yanında daima yarım aşklar geçirir. Bunların en uzunu bir, bir buçuk ay sürer. Bu ara telâşlıdır, korkaktır. Yahut öyle görünür. Ama sevimlidir. Şadan da onun sevimliliğine, insanlığına dayanamaz zaten. Ve Münir hep affedilir.

Münir hep affedilir; ailesi, karısı, dostları, arkadaşları ve Muhsin Bey tarafından.

Münir içerdi. Şimdi içmez. Münir ayda bir âşık olurdu, şimdi yılda bir olur. Münir sık sık hâdise çıkarırdı, şimdi çıkarmaz. Bunlar hep affedile affedile olmuştur. Münir yarın -bu, gelecek cinsten bir “yarın”dır- tembelliği hariç kusursuz bir insan olacaktır. Buna inanır. Buna Muhsin Bey ve Dr. Mişel de inandığı için inanır.

Fakat Münir’in bir kusuru var, kendisi bunun farkında mı, değil mi bilmem? Olmamasını dilerim. Arada kötü işler yapar. Karşısındaki bunu anlarsa kızar, hakaret eder. Sonra utanır, köşesine çekilir. Münir, bundan da vaz geçecektir. Ona bunu açık açık söyleyen olmamıştır.

Evet Münir, aktördür. O tarafını hepiniz biliyorsunuz diye üstünde durmadım. Tümünüzü sever. Onun kadar -Şükran Güngör hariç- seyircisini seven aktör görmedim. Arada bir, belki de sık sık, sahnede güler. Buna en çok üzülen, gene kendisidir.

Münir en mutlu ânının, en çok alkışlandığı dakika olduğunu söyler. Perde kapanınca alkış uzun sürerse Münir, günün en keyifli, en iyi adamıdır. Bu yüzden öğrenci seyircilerle çok sevişir. Onların alkışı daha candan, daha gençtir.

Münir en çok durmaktan korkar. Eninde sonunda bir gün durmanın mukadder olduğunu bilir. Bu duruşun endişesi onda şimdiden başlamıştır. Ama belli etmek istemez.

Münir beni yeni yeni sevmeğe başlamıştır. Biraz sinirli olmasına rağmen, aklı başında bulur galiba, arada açılır. Her gece oyundan sonra yürüyerek köprüye ineriz. Hemen bütün dertleşmelerimiz bu kısa süre içindedir. Her işin çalışarak yapılacağına inanır. Şansa pay bırakmaz.

Sevmediği insanlarla açık açık alay eder. Ya da susar bir kenara çekilir. İşine gelmeyen bir şey söyler yahut sorarsanız, “Aman aman dalgalandırma” der, cevap vermez. Tiyatro konusuna dayanamaz. Söylemek istemediklerini bile söyler. Hepimizin kaçak yollar aradığı yerlerde açıktır. “En iyi aktör?” dersiniz, söyler. “En kötü?” dersiniz, söyler. “Ben?” dersiniz, gene söyler. Küçük Sahne’yi çok sever. “Memleketin en iyi tiyatrosu yapacağız onu” der.

İyi para kazanır. Daima parasızdır. Çok cömerttir. Üstelik sık sık para kaybeder. Her para kaybedişinde daha dikkatli olması lâzım geldiğine kendini inandırır. Oysa istediği konularda kurt gibi dikkatlidir. Örneğin tartışmalarda karşısındakinin açık vermesine göz yummaz. Çoğu tartışmayı kazanır. Kendi hakkında hiç konuşmaz. “Dergi için konuşacağız” dedim, kaçtı. Israr edince, “Sen beni bilirsin, üstelik şairsin de, bir şeyler yazıver” dedi, konuşmadı.

Ben de oturdum, okuduklarınızı yazdım. Ama Münir için yalnızca “Münir tanıdığım en kabiliyetli ve en tembel insandır” desem de olurdu.

Kâmran S. Yüce

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment