Egoist okur

Abarat: Sevgi neydi? Sevgi her şeyi üç kere kontrol etmekti…

“Hatasız kul olmaz” diyen Arzu Akgün, başına gelen en talihsiz olaylardan birini anlatıyor. Hikaye gibi ama karakterler gerçek. Yazar, çevirmen, editör, dizgici… Her şey çok karışık.

Eh ama n’apalım ki “İnsan ölümlüdür. Yine de bütün çabası bunu inkâr olduğu için kalıcı bir şeyler bırakmak ister. Kalıcı işin kalıcı hataları oluyor işte. Hem sevgi neydi? Sevgi her şeyi üç kere kontrol etmekti.”

Şimdi bu karışıklığı bırakalım “Abarat’ın yazarı Clive Barker çözsün.

Gülenay Börekçi

clive barker abarat arzu akgun egoistokur

Hata payı her işte var mıdır?

Bir işyerindeki ilk hatamı 19 yaşında bir turizm acentasında çalışırken yaptım. Yanlış hazırladığım liste yüzünden Kapadokya’ya gidecek adamı Pamukkale’de bırakmışlardı. Telafi edip adamın gönlünü almak için iki gece ücretsiz konaklama vermiştik.

On yıldan fazla süren ithalat-ihracat sektöründeki günlerimde sonra da bazen benden bazen çalışma arkadaşlarımdan kaynaklanan hatalar oldu. Yanlış kişiye e-mail göndermek, dosya ektedir deyip eklemeyi unutmak, müşteriyi CC’de unutup dedikodusunu yapmak, yanlış sipariş göndermek gibi şeyler oldu.

Ama işte müşteriye yanlış sipariş gönderdiğiniz zaman özür dileyip makûl bir sürede doğrusunu gönderince sorun olmuyor, kitap ise bambaşka. Bir kitabın hazırlanmasında hata yaptığınız zaman bu hata mesela 2000 kere çoğaltılıyor ve memleketin çeşitli yerlerine dağıtılıyor. Üstelik yok olmuyor.

Üzerinde çalışmaya başlamadan önce, biraz da kitaptaki birbirinden ilginç çizimler başımı döndürdüğü için, bir iki gün Clive Barker kimmiş, başka neler yapmış diye okumakla geçirdim. Kitabın içindeki yine yazara ait çizimler gerçekten şahane. O kadar canlı o kadar çekici ki romanın içine girmeniz hiç uzun sürmüyor. Kitabın kuşe kâğıda renkli basılması da bu keyfi arttırıyor.

Her şey dünyanın en sıkıcı yeri olan Chickentown’da başlasa da kahramanımızın kendisini Abarat’ta bulması uzun sürmüyor. Birdenbire bir dalga geliyor ve Candy’yi, kardeşleri başının üstündeki boynuzlarda yaşayan John Mischief adlı bir adam eşliğinde birbirinden garip huyları olan ilginç yaratıklar, mekanik böcekler, dev güveler arasına götürüyor. Candy karşılaştığı tehlikelere karşı mücadele verirken Abarat’ın da karanlık güçlerden kurtulmasına yardımcı olmaktadır artık.

Okurken bazen hikâyeden çok kahramanların enteresanlığına kapıldım. Yazar nasıl olmuş da kurgulamış bunları derken Barker’ın köpekler, fareler, japon balıkları, sakangurlar ve papağanlar dolu bir evde yaşadığını öğrenmek biraz olsun ilham verdi bana. Hatta yazarımızın papağanlarından birisinin adının Malingo olduğunu duyunca çok şaşırdım. Romanın bir yerinde Candy, kendisini “filozof, sihirbaz ve rom uzmanı” olarak tanıtan kötü yürekli Kaspar’ın eline düşünce ona yardım eden yaratığın da adı Malingo çünkü.

Kitabı kendimi kaptırarak okudum hatta o kadar kaptırdım ki bazı sayfaları iki üç kere okudum. Olayların heyecanıyla bir şeyi kaçırmış olabilir miyim, kitabın bir yerlerinde benden habersiz canlı kalmış bitişik halde dahi anlamında bir “de” olabilir mi diye tekrar tekrar okudum.

Renk renk kalemlerle yaptığım tashihi bitirince yayınevine teslim ettim. Onlar da yaptığım değişiklikleri kontrol etmesi ve değerlendirmesi için tekrar çevirmene göndermiş. Çevirmenimiz de bazılarını uygun bulmuş bazılarının da eksisi gibi kalması için not düşmüş.

Mesela demiş ki: “Google’da arattım, 38.100 sonuç çıktı.”

Felaket burada başlıyor. Anlatayım…

clive barker abarat egoistokur arzu akgun

Değişikliklerin işlenmesi için grafik bölümüne tam da bizim üzerinde çalıştığımız kâğıtlar verilmiş. Ve üstü çizilen cümleler arasında grafikteki arkadaş ne benim ne de çevirmenin yazdığı cümleyi değil de arada alınan notu yazmış: “Google’da arattım, 38.100 sonuç çıktı.” Sonra kitap böyle basılmış. Dağıtılmış. Raflarda yerini almış. Okuyucuya ulaşmış.

O sayfayı gördüğümde bir süre konuşamadım. İtiraf edeyim başkasının başına gelse gülerdim ama gülemedim. Kitap çoktan dağıtıldığı için aklıma yapacak bir şey de gelmedi. Konusu, baskısı, çevirisi, imlâsı, her şeyi düzgün, ne güzel böyle bir kitapta imzam var diye sevinecekken sadece nasıl olur diyebildim. Üç saniyeyle kaçırdığı tren yüzünden kaderinin değiştiğini içten içe bilen biçare bir roman kahramanı gibi kalakaldım.

İnsan ölümlüdür. Yine de bütün çabası bunu inkâr olduğu için kalıcı bir şeyler bırakmak ister. Kalıcı işin kalıcı hataları oluyordu işte. Sevgi neydi? Sevgi her şeyi üç kere kontrol etmekti.

Kendi adıma kitabın editörü olarak sürece yeterince hâkim olamadığım için başta Clive Barker sevenler olmak üzere bütün okuyuculardan özür dilerim.

Gökten üç elma düşmüş. Biri Türkçeyi düzgün kullananlara, biri Clive Barker sevenlere, biri de editörün hatasını hoş görenlere.

Arzu Akgün

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment