Egoist okur

Alberto Manguel: “Tanpınar görünmez yol arkadaşım oldu”

Ahmet Hamdi Tanpınar, hayatının belli dönemlerinde yaşadığı beş şehri daha sonra bir kez daha ziyaret ederek edebiyatımızın unutulmaz eserlerinden birini kaleme almıştı. Yaklaşık 70 yıl sonra bambaşka bir coğrafyadan, Arjantin’den gelen yazar, çevirmen, seyyah Alberto Manguel, Tanpınar’ın kitabından yola çıkarak aynı şehirlere gitti ve gözlemlerini, izlenimlerini kitap haline getirdi.

“Borges’in öğrencisi” Alberto Manguel’le, Yapı Kredi Yayınları’ndan Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirisiyle çıkan “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” kitabını konuştuk. “Yol arkadaşım” dediği Tanpınar’ı okurken neler düşündüğünü, hissettiğini; İstanbul ve Ankara’nın niçin düşman kardeşler saydığını; İstanbul’un hangi semtlerini “hakiki İstanbul” olarak gördüğünü ve hayatının geri kalanını nerede geçirmeyi hayal ettiğini anlattı.

Gülenay Börekçi

manguel tanpinar egoistokur gulenay borekci 5 sehir

Alberto Manguel

“Jorge Luis Borges ahmaklığa zerrece tahammülü olmayan müthiş zeki ve esprili bir okurdu”

Borges’in Evinde, “Bütün İnsanlar Yalancıdır“, “Hayali Yerler Sözlüğü” ve kitaplarla aranızdaki aşkı anlattığınız “Okumanın Tarihi” gibi eserlerinizi biliyoruz. Yine de size ilk sorum şu olacak: Kendinizi her şeyden önce “kim” olarak tarif edersiniz; okur mu, yazar mı, bibliofil mi, âşık mısınız?

Dünya denen kütüphanenin bir okuru. Okuduğu kitaplara duyduğu hayranlıktan cesaret alarak tereddütlerini kağıda dökmeye çalışan bir yazar. Kelimelere tutkun bir bibliyofil. Ve hayatın bize sunduğu her mucizevi anın âşığı.

Arjantin’de doğdunuz, İtalya, Fransa, İngiltere, Kanada, İsrail ve Tahiti’de yaşadınız. Bu yerler okur ve yazar olarak sizi nasıl değiştirdi?

Bağlam metni daima etkiler. Buenos Aires’te okuduğunuz bir sayfa, Konya’da okuduğunuzda artık aynı değildir. Bana gelince; yaşadığım tüm şehirler okuma uğraşımı farklı biçimde etkiledi. Aynı metinleri farklı zamanlarda farklı yerlerde okudum, böylece her kitap benim için bir tür palimpsest haline geldi. Biliyorsunuz, eskiden parşömenlerin üzerindeki yazıları siliyor ve daha sonra yeni yazılar ekliyorlardı. Bu defalarca yazılmış, silinmiş parşömenlere de “palimsest” deniyordu.

Çok genç yaşta, Borges’le tanıştınız ve gözleri görmediği için bir süre ona kitap okuma görevini üstlendiniz. Nasıl biriydi?

Jorge Luis Borges ahmaklığa zerrece tahammülü olmayan müthiş zeki ve esprili bir okurdu. Onun yanındayken konuşmaya cesaret edemez, ağzından çıkacak tek kelimeyi bile kaçırmamak için kulak kesilirdim. Tüm zamanların en büyük okurunun en gizli fikirlerine şahitlik etme ayrıcalığına bu sayede sahip olabildim.

“Entelektüel, ışıklı ve özgün bir edebiyatçı olan Tanpınar görünmez yol arkadaşımdı”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “5 Şehir” kitabındaki rotayı takip ederek Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde beş hafta geçirdiniz, bunu anlatır mısınız?

Tanpınar’ın geçmişin diliyle ve geçmişe özlem hisleriyle kaleme aldığı “5 Şehir” bir gezi rehberi değil şüphesiz. Öte yandan onun kelimeleri, gezip dolaştığım şehirlerde benim rehberim oldu; seyahatimde bana hem entelektüel hem de duygusal olarak yol gösterdi. Bir bakıma görünmez yol arkadaşımdı.

Ona “Büyük Tanpınar” diyorsunuz. Başka hangi kitaplarını okudunuz?

“5 Şehir” dışında, Tanpınar’ın “Huzur” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanlarını okudum. Bu iki kitap bana göre, Proust’tan Kafka’ya Batı edebiyatının bütün muazzamlığını taşıyor. Türk edebiyatını Tanpınar okuyarak keşfetmedim elbette ama onun yazdıkları, daha önce okuduğum diğer iki edebiyatçınızı, yani Orhan Kemal ve Nazım Hikmet’i de daha iyi anlamamı sağladı. En önemlisi, Osmanlı İmparatorluğu’nun tozlanmış görkemi ile Atatürk’ün düşlediği genç ütopya arasında sıkışıp kalmış olmanın insanların omuzlarına yüklediği o dayanılmaz kederi anladım.

Tanpınar nasıl bir yazar size göre?

Entellektüel, ışıklı ve özgün. Okumaktan zevk aldığım büyük bir edebiyatçı, bir dahi. Onu okurkenki halimi en iyi özetleyen şey, İngiliz şair Robert Browning’in şu dizesi olabilir: “Ben sadece bilgelik kırıntılarını toplayan biriyim.”

“Ankara ve İstanbul bana göre düşman kardeşler; birini yöneten güneş, ötekini ay…”

İstanbul ve Ankara size göre neden ‘frères ennemis’, yani düşman kardeşler?

Çünkü milli bir kimlik oluşturulurken, ikisi de net bir şekilde birbirine benzememeye devam etti. Birinin aydınlık değerleri ötekinin gölgeli yanıydı. Şöyle de anlatabilirim belki: Ankara’yı yöneten güneşti, İstanbul’u yönetense Ay.

Tanpınar arafta kalmış, kendini ne sağcılara ne solculara kabul ettirebilmiş bir edebiyatçıydı. Sizin de bir arafınız var mı?

Bilemiyorum. Ama eğer seçme şansım olacaksa, Tanpınar’la tanışmamı mümkün kılan bir arafta yaşamak isterdim.

Tanpınar bazı semtleri “hakiki İstanbul” diye adlandırıyor. Sizin hakiki İstanbul’unuzda nereler var?

Kadıköy çarşısı. Yine o civardaki sahaf dükkânları. Edirnekapı’daki surlar. Galata’dan Boğaz’ı seyretmek. Rumelihisarı’nda Tanpınar’ın da yattığı Asri Mezarlık.

İstanbul’a “hayaletler şehri” diyorsunuz…

Çünkü İstanbul beni buraya sürükleyen edebiyatçılar ve onların yazdığı hikayeler tarafından ele geçirilmiş gibi geliyor bana. Bir de büyükbabamdan dinlediklerim var tabii, bu peri masalı şehrinde yaşamak, büyükbabamın en büyük hayaliydi.

“Hayatımı geri kalanını Konya’da geçirmek isterdim”

Büyükbabanız, “İstanbul’da bir insanın düşleyebileceği her şey var” dermiş. Kaotik atmosferi ve düzensizliğiyle bugünün İstanbul’unda yaşamayı ister miydiniz?

Eğer 20’lerimde gelseydim, kesinlikle İstanbul’da kalmayı, burada yaşamayı seçerdim. Ama yıllar sonra herhalde bir şekilde mutlaka Konya’ya giderdim ve orayı gördükten sonra hayatımın geri kalanını geçirmek isteyeceğim yerin Konya olduğunu fark ederdim.

Erzurum, Konya ve Bursa izlenimlerinizi sorabilir miyim?

Bu üç şehri farklı sebeplerle seviyorum: Bursa’nın tarihini, Erzurum’un sükunetini, Konya’nın ruhunu.

Gülenay Börekçi

Kitaptan

“Büyükbabam günbatımını görünce ufukta yangın var sanmıştı”

“Buenos Aires’te doğan ve büyükbabam gibi doğum yerini terk ederek sürekli seyahat eden ben, İstanbul’a ilk kez on altı yaşımdaki oğlumla geldim. Hemen hemen yüz yıl önce büyükbabamın hayal gücünü esir almış bu şehri keşfetmek için… Pera Palas otelinin balkonundaki ilk akşamımızda, büyükbabamın ufukta bir yangın var sanmasına yol açan günbatımı, onun torunu ve büyük torunu için aynı ihtişamla yanıyordu. Belki de böyle anılar bir kuşaktan diğerine bilinçsizce geçirilebiliyordur, benimle oğlumun balkondan gördüğü de, yıllar önce büyükbabamın gözlerinin önünde meydana gelen şeydir ve şimdi onun yerine biz hatırlıyorduk.”

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment