Egoist okur

Alsem Charles Roidi: “Ölmeyen için yarış bitmiş sayılmaz”

Alsem Charles Roidi’nin Egoist Okur’daki ilk röportajını burada okuyabilirsiniz. Bu onun ikinci röportajı. Ben çok sevdim, sizin de seveceğinizi umuyorum. Hele kitaplarla nasıl tanıştığını ve yazar olmaya nasıl karar verdiğini anlattığı kısımlar çok tatlı.

Röportajımızın sebebi olan romanı Yegane’ye gelince; daha önce internet üzerinde tefrika edilmişti ama şimdi kitap olarak -Kaplumbaa Yayınevi etiketiyle- basıldı. Karakterler ilginç; biri kumarbaz, biri hayat kadını, biri transseksüel, biri de hara sahibi… Niye bir araya geldiler, sonrasında ne oluyor, okuyunca öğreneceksiniz. Romanın esas yıldızıysa bence kurgu, çünkü olaylar bir at yarışı formunda ilerliyor. Eh, aslında bunda şaşılacak bir şey  de yok, neticede yazarı aynı zamanda bir safkan at yetiştiricisi.

Ama ben kısa keseyim ve sözü Nevzat Deniz’in yaptığı Alsem Charles Roidi röportajıyla baş başa bırakayım.

Gülenay Börekçi

“27 yaşına kadar romanlar hayal edip yazmayarak geçirdim günlerimi”

İsminizi duyan yabancı bir yazar sanabilir. Oysa siz İstanbul’da doğdunuz ve yaşıyorsunuz. İsminizin hikayesini anlatır mısınız?

Tabii. Anne tarafım Ordulu ama Kafkas göçmeni bir aile. Göç sırasında bir jenerasyon da Batum’da doğmuş. Baba tarafım ise İtalyan kökenli bir Fransız aile. Şark Ekspresi’nde istasyon şefi olan büyük dedem Türkiye’ye tayin olunca memlekete gelmişler. Bir tesadüf olarak dedem de babaannemi trende görmüş, beğenmiş. Babaannem Rum. Dedemin annesi Macar. Tabii böyle bir durumda isimde mutabık kalmak zor oluyor. Annemle babam da kendi isimlerinin birleştirerek çare bulmuşlar bu duruma. Babamın adı Alfred, annemin adı Sema. Yani Alfred’in Al’i + Sema’nın Sem’i = Alsem.

Alsem Charles Roidi nasıl bir yazar?

Çalışkan ve yazdığım romana has bir form bulmadan rahat etmeyen tipte bir yazar olduğumu söyleyebilirim.

Yegane’nin kendine has formu nedir?

Başlarken roman bir at yarışı gibi ilerlesin diye düşünmüştüm. Başta olanlar sonu muhakkak etkilesin ama sondaki birkaç kırılma romana asıl şekli versin istedim. İstediğimi yapabildiğimi düşünüyorum. İlk ana karaktersiz roman tabii ki Yegâne değil ama romandaki baskın karakterlerden biri kumarbaz, diğeri hayat kadını, bir diğeri transseksüel, biri hara sahibi. Yollarının kesişmesi zor karakterleri bir arada barındırdığı için bir özgünlüğü olduğunu da düşünüyorum.

Bundan sonra hayatımı yazarak sürdüreceğim dediğiniz bir an var mı? O anı anlatabilir misiniz?

Yani, aslında ben 17 yaşına kadar hiç kitap okumadım. Okullardan atılan, çoğunlukla boşta gezen bir tiptim. Evde sıkıntıdan yapacak bir şey bulamayınca son çare kütüphaneden bir kitap aldım; Knut Hamsun’un Açlık’ını. Okumak hoşuma gitti ama yine de haftada bir kitap bitiren, ‘’idare eder’ denecek bir okurdum başlarda. Üniversiteye girince biraz daha tempo artırdım. 19 yaşında yazar olduğumu anladım ama yazı falan yazmıyordum. Günlük dahil. Ondan sonra 27 yaşına kadar romanlar hayal edip yazmayarak geçirdim günlerimi. Bir gün arkadaşımla Playstation’da maç yaparken kafamın içine yıldırım düştü; yeni bir fikirle birlikte… O an kendimi yazmaya adamazsam, kendimi affedemeyeceğimi de anladım. O gün bugün bu korkuyla çalışıyorum.

Yegane ile kendinizi biraz da olsa affedebildiniz mi?

Aslında affedememe gibi bir durum vazgeçseydim olurdu. İçime sinen bir roman olduğu için biraz rahatladım tabii.

Korku, çalışmanızı kötü etkilemiyor mu?

Korkunun kötü geldiği de oluyor tabii ama elinden gelenin en iyisini yapmak dışındaki seçenekleri elediği için bir yandan da bayağı faydalı.

Kitabınızda 30’dan fazla karakter var. Favori karakteriniz hangisi, neden? En sevmediğiniz karakter hangisi, neden?

Favori karakterlerim Süleyman, Feride ve Bedri. Diğerlerinin de kendilerine ait bir sese sahip olmaları için çok çabaladım ama bu üçü sanki şahsına münhasır olma konusunda diğerlerinin bir adım önünde. Ömer’i de ekleyebilirim aslında bu üçüne. Sevmediğim bir karakter yok ama Ziver’in sinsi kötülüğü beni biraz irrite ediyor.

Karakterleri nereden tanıyorsunuz. Romanın içinde yazar, yani Alsem de var mı?

Romanın içinde yokum. Karakterleri uyduruyorum. Hayatımda tanıdığım bazı insanların belli yönlerinin o karakterde de olduğunu düşündüğüm ve kitaba yansıttığım oluyor ama bu kadar.

Kaybetmemek zorundakilerin hikayesi diyorsunuz. Peki bu yarışı kazanan var mı?

Ölmeyen için yarış bitmiş sayılmaz.

Tekrar soracağım soruyu. Bu kitabın bir kazananı ya da kaybedeni var mı?

Hayatını kaybedenler de var kitapta, istediğini elde edenler de. Ama hayatta olduğu gibi kitapta da koşullar adil değildi.

Bundan 20 yıl sonra nasıl bir yazar olarak anılmak istersiniz?

İşine saygılı, itinalı bir yazar olarak anılmak kafi.

Nevzat Deniz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment