Egoist okur

Amy sen ne yaptın!

Sevgili arkadaşım Tolga Meriç aşağıdaki yazıyı Temmuz 2011’de, şahanemiz Amy Winehouse öldüğü gün yazmıştı. Sartre ve Camus’den, aşkla sevdiği Marguerite Duras’dan da bahsediyor Tolga. Hâlâ yeni ve orijinal bir yazı, o yüzden lütfen okuyun. Üstelik araya Asif Kapadia’nın yönettiği ve yakında gösterime girecek “Amy” belgeselinin o fazlasıyla büyüleyici fragmanını ekledim. Sanırım o belgesel şu sıralar seyretmeyi en çok istediğim şey.

Gülenay Börekçi

amy winehouse egoistokur tolga meric

Amy sen ne yaptın!

“16 yaşımdan beri tepemde koskoca bir kara bulutun öylece asılı durduğunu hissediyorum” demiş ve eklemişti Amy Winehouse: “Yarın ölsem, mutlu bir kız olurdum.” Böyle. Bu kadar. Buraya kadar.

Daha içtiği ilk yudumla birlikte tam bir alkolik olup çıktığını anlatan Marguerite Duras, “İçen bir kadın, içen hayvana ya da bir çocuğa benziyor. Alkoliklik, içki içen kadınla rezillik aşamasına varır: Alkolik bir kadın kırk yılda bir görülür, ciddi bir şeydir. Bu durumda kutsal doğa yara alır,” diyor “Alkol” adlı metninde. Uyuşturucuya ise hiç bulaşmadığını çünkü bulaştığı anda kısa sürede herkesi geçeceğini ve tırmanmanın çok çabuk gerçekleşeceğini bildiğini anlatıyor.

Bütün bunlar birkaç gün önce ölen Amy Winehouse’a hiç de uzak değil. Ama beni asıl düşündüren, Amy Winehouse’un ölümündeki aleniyet. Herkesin gözü önünde, açıktan açığa, pornografik bir biçimde ölmesi ve bu porno ölümün edebiyatla ilişkisi.

Albert Camus’nün dediği gibi şu toprağın, dağların hiç de “insani” olmadığını seziyorsak ya da Jean Paul Sartre’ın dediği gibi edebiyat tahammül edemediğimiz şu yaşamın yeniden tasarımıysa, edebiyatın yaşamdan çok ölüme, ölümün sevinçlerine dair olduğunu da hissederiz.

Amy Winehouse bunu yazarak değil de, ölümü yaşayarak gösterdi bize. Kutsal doğayı edebiyat gibi yaraladı. Bu yönüyle, ölümüne edebi bakışın da kayıtsız kalamayacağını, ölümünde edebiyata ve Eros’a ait şeytani ve karanlık bir haz saklı olduğunu düşünüyorum. Ve ölmeyenler sınıfına işte böyle atlayacağını…

Tolga Meriç

İlk kez 23 Temmuz 2011’de yayınlanmıştı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Amy sen ne yaptın!”
  1. Rose MODİANO says:

    Sevgili Amy gerçekten sen ne yaptın? Bizleri o güzel, sanki başka diyarlardan gelen sesinden mahrum ettin. Senin ölümle ilgili takıntını biliyorduk ama bu kadar çabuk olacağını düşünmek dahi istememiştik. Umudumuz belki bir gün tekrar buralara uğraman ve sahneye çıkmandı. Üstelik yeni albümün için stüdyodan yeni çıkmıştın.. Artık seni göremesek de şarkılarını dinleyebilmeyi umuyoruz.

    Haziran ayı benim için önemliydi. Çünkü Amy Winehouse’u dünya gözüyle bir kere görecektim. Bakın Uykusuz dergisinin yaz sayısında şimdilerde olanları öngöremeyen Vedat Özdemiroğlu benim gibi yaşadığı hayal kırıklığını nasıl dile getirmiş: “Ana dilimde söylemeyen şarkıcılar içinde en çok seni sevdim ben Amy. Tüm yazlarımın en büyük hayal kırıklığı oldun amma canın sağolsun . Ben seni görmeden sevmeye devam edeceğim. Sen ki kapında geceyarısı bi kare enstantaneni almak için bekleyen paparazziyi “Gel, dışarıda durma” diye evine davet edip akabinde bira almaya yollamış bi insansın. Milenyum azizesi seni. Bizim burunları havada yerel ünlüleri madara edercesine… Bu delikanlı hareketle o muhteşem sesin aynı insana ait olması rastlantı mı, değil. Bunu aşıklar bilir.”

    Benim Amy’nin ölümünden sonra aklıma kazınan muhteşem görünt, grubunda çalan zenci müzisyenlerin içinde Amy’nin küllerinin olduğu o kutuya hüzünle bakışlarıydı.

    Bir kaç hafta önce, tanıdığım bir haham, 4. kat balkonndan aşağı atlayarak intihar ettı. Arkasından dediklerine göre, çok yalnızlık çekiyomuş. Yanlız Kalpler… Acaba Amy’yi hiç dinlemiş miydi? Dinlese eminim çok severdi. Belki de oralarda, bizim burada dinleme şansına erişemediğimiz konserini izliyordur.

    Bu arada Tolga’cım, Amy yazın çok güzel. Sevgilerrrrr…

    • Rose, seninle aynı hisleri paylaşıyoruz. Şunu çok sevdim: “Benim Amy’nin ölümünden sonra aklıma kazınan muhteşem görünt, grubunda çalan zenci müzisyenlerin içinde Amy’nin küllerinin olduğu o kutuya hüzünle bakışlarıydı.”

Leave A Comment