Egoist okur

Anais Nin: “Baştan çıkarmak için yazıyorum”

Erotik yapıtları ve günlükleriyle tanıdığımız Anais Nin yapıtlarını, o yıllarda müdavimi olduğu Paris kafelerinde çalınan caz müziğine benzeyen enteresan bir kolaj tekniğiyle yazıyordu.

Gülenay Börekçi

Nasıl yazıyordu?

Anais Nin, şahsi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı yapıtlarında başkalarının belirlediği kurallara uymaktansa sezgilerine güveniyordu. Serbest çağrışım ve emprovizasyon gibi o güne kadar pek de edebiyatla ilişkilendirilmeyen teknikler uyguluyor, üslubunu belirlerken müdavimi olduğu Paris kafelerinde çalınan caz müziğinden ilham aldığını anlatıyordu. Renkler, dokular ve heykeller öteki ilham kaynaklarıydı. Günlüklerinden sonraki ilk ciddi yazma deneyiminde farklı zamanlarda farklı tarzlarda tuttuğu kısalı uzunlu notlar arasından ona en çarpıcı ve güzel gelenleri seçip karıştırdığı ilginç bir kolaj tekniği kullanmıştı. Ortaya çıkacak bütünün, parçaların her birinden daha kuvvetli, daha etkileyici olacağını düşünüyordu. “Zihnin karmaşık koridorlarında gezinmek için bir kapı arayarak zaman kaybetmektense, bulduğum her kovuğu kurcalayarak sonunda onu fethedebilirim” demişti. Alışılmış bir olay örgüsü olmayan Ensest Yuvası (The House of Incest) böyle yazıldı. Nin bu yöntemi daha sonraki romanlarında da kullandı. Ona göre yazı hakiki olmalı; şarkı söylemeli, haykırmalı, ağlamalı, kahkaha atmalı, sevişmeliydi…

Neden yazıyordu?

“Bir de, hayata dair farkındalığımızı artırmak için yazarız. Benzerlerimizi baştan çıkarmak, büyülemek ve teselli etmek için… Aşıklarımıza serenat yapmak için… Tüm deneyimlerimizi ikişer kere; hem anı yaşarken, hem sonradan hatırlarken tatmak için… Proust gibi hayatın sonsuz bir döngü olduğunu göstermek ve kendimizi bu sonsuzluğa ikna etmek için… Hayatı aşkın kılmak, onun ötesine erişmek için… Başkalarıyla iletişim kurmayı, konuşmayı öğrenmek için, labirentin kalbine yolculuğumuzun kaydını tutmak için… Boğulur gibi olduğumuzda, elimizin kolumuzun bağlandığını hissettiğimizde, yalnızlıktan delirirken yazarız. Yazmadığımda dünyam küçülmeye başlar, bir hücreye kapatılmışım gibi gelir bana. Ateşimi ve rengimi yitiririm. Deniz için dalgalarının kabarması neyse, benim için de yazmak odur ve ben buna nefes almak derim.”

“Niçin yazıyorsunuz?” sorusu bana çok soruldu, yine de cevabı henüz tam bilmiyorum. Bu soruyu kendime de sık sık sorarım. Galiba insan en çok yaşamak isteyebileceği bir dünya yaratmak için yazar. Bugüne dek bana sunulan hiçbir dünyayı yaşanabilir bulmadım; annemle babamın dünyasını, savaşanların dünyasını, politikacıların dünyasını, hiçbirini… Sonunda kendime ait bir dünya yarattım. Hükmedebileceğim toprakları, kendimi defalarca yok edip yeniden yaratabileceğim bir iklimi olan, atmosferinde nefes alabileceğim bir dünya…”

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment