Egoist okur

Yaralama sanatı

Semih Büyü 24 yaşında. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. Dört yıl boyunca siyasi yazılar yazdı, yine de edebiyat hep hayatındaydı. Bazı dergilerde kitap eleştirileri de çıktı.  Diyor ki, “Edebiyat üzerine yazacak kadar yetkin değildim ama artık buna yoğunlaşmaya karar verdim…” 

Semih bundan sonra yazılarıyla Egoist Okur’da olacak. İlk eleştirisi de Seray Şahiner‘in Antabus adlı ilk romanına dair. “Seray Şahiner’in Antabus’u, yılın en çok konuşulan, hakkında en çok yazılan kitaplarından biri oldu. Egoist Okur’daki söyleşisinde, ‘Mizah bir hayatta kalma, savunma, gerektiğinde saldırı sanatıdır,’ diyen Şahiner, bunca ilgiyi ve sevgiyi, mizahı yaralama sanatına dönüştürmesine de borçlu” diye anlatıyor Antabus’u.

“Hoşgeldin” diyelim Semih’e ve yazısını okumaya başlayalım.

Gülenay Börekçi

seray şahiner antabus egoistokur semih buyu 1

Sağdaki fotoğraf bu adresten alındı.

 Semih Büyü’nün kaleminden Antabus

Annemle babamın aslında hiçbir şeye birlikte karar vermediklerini, sorunları ortaklaşa sahiplenip çözmediklerini, babamın daima son sözü söyleyen olduğunu anladığımda bunu hiç yadırgamadığım, normal bulduğum için sonraları hep içim burkuldu. Binlerce yıldır böyle öğretildi çünkü: Güçlünün dediği olur. Haklı da olsa haksız da, iktidar buyruğuna daima uyulur. Korku, çaresizlik ve daha birçok etmen boyun eğdirir.

Ailede, akrabalarda, komşularda, iş ve arkadaşlık ilişkilerinde, neredeyse bütün toplumsal, sınıfsal, kültürel bağlarda harç her zaman ikiyüzlülükle karılmıştır. Temel sağlamdır. İlişkilerin dayandığı, semirtip büyüttüğü ikiyüzlülük, kolay kolay çözülüp dağılabilecek bir şey değildir. Seray Şahiner de Antabus’ta, her gün içinde debelendiğimiz toplumsal ikiyüzlülüğümüzü ortaya koyuyor.

Dinlerin, devletlerin, “aile”nin getirdiği yasakların, kimin neye dayanarak koyduğu belli olmayan ahlaki ölçülerin sadece kadın bedeni üzerinde şekillendiğini; kadın bedeni üzerinde, bazen sessiz kalarak, bazen umursamayarak, bazen de dostlar alışverişte görsün kabilinden bir iki kez vahvahlanarak, pervasızca tepinip kolektif bir suç işlediğimizi dile getiriyor.

Bunu yaparken de mizaha başvuruyor ama acı, hiçbir şekilde karikatürize edilmiyor. Egoist Okur’daki söyleşisinde, “Mizah bir hayatta kalma, savunma, gerektiğinde saldırı sanatıdır,” diyor Seray Şahiner. Leyla’nın kahkahalar attıran hayat dolu iç sesi, insanın içindeki yaraların soyulup hava almasına, sızlamasına neden oluyor. Mizah, yaralama sanatına dönüşüyor.

Yüzlerce işçinin katledilmesinin on gün bile gündem oluşturmadığı Türkiye’de, radyodan şarkı istemekten tutun da eve geç dönmeye kadar birçok bahaneyle her gün üç dört kadının öldürülmesi, kadın (aslında erkek, erk, iktidar ve dil) sorununda gayriihtiyari bir kanıksamaya yol açıyor. Leyla’nın hikâyesi de aşina olduğumuz, birebir şahitlik ettiğimiz, kanıksanan hikâyelerden…

Ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden Leyla, gözünü bir kenar mahallede açıyor. Başlarda evden dışarı çıkmasına izin verilmese de eve bir katkısı olsun diye konfeksiyon işçisi olarak çalışmaya başlıyor. Önce patronu tecavüz ediyor, sonra fabrikada tutulduğu Ömer’le ilişkiye giriyor. Ailesi her şeyi öğrenince, Leyla’yı “kusuruyla” kabul eden babası yaşındaki bir adama satıyor. Sonrası dayak, tecavüz, aşağılama…

“Bence bu tecavüz meselesini fazla abartıyorlar. Bu kadar büyütecek, gazetelere sayfa sayfa haber yapacak bir şey yok. Ne var, ben her gün uğruyorum!” diyor Leyla.

İçinizdeyim, diyor, yanıbaşınızda, karşı dairede, belki de yan odada… Kafanızı şöyle bir çevirirseniz göreceksiniz, diyor… Kulaklarınızı tıkayıp gözlerinizi kapatarak, günlük hayhuya kapılıp vicdanınızı uyutarak bu cehennemin sorumluluğundan kaçamazsınız, diyor… Bu ikiyüzlü, onursuz düzene sessiz kaldıkça tecavüzü de cinayeti de doğrudan teşvik ediyorsunuz, diyor…

İnsan utanıyor. Ev içlerindeki, sokaktaki, toplum nezdindeki, her ama her yerdeki önlenemez şiddete baktıkça, kutsallaşmış riyakârlığın parçası veya sebebi olduğunu düşündükçe sadece utanıyor. Seray Şahiner hepimizi biraz olsun utanmaya çağırıyor.

Sosyolojik bir okuma yapılırsa, Antabus, sadece kadına şiddeti, cinsiyet eşitsizliğini değil; köyden kente göç, kültür şoku, işçi sömürüsü, sınıfsal farklılıklar gibi birçok meseleyi içinde barındırıyor. Hepsi ayrı ayrı üzerinde düşünüp yazmayı gerektiriyor.

Semih Büyü

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment