Egoist okur

Aşk sandığımız şey, kurguladığımız öykülerden ibaret olabilir mi?

Ama belki de hakikaten vardır aşk diye bir şey. Sadece biz onu yanlış yerlerde aradığımız için bir türlü bulamıyoruzdur. Benim gibi kafası bu konuda hep karışık olanlardansanız, bilirsiniz… Bazen, âşıkken kendinizi bir labirentte kaybolmuş hissedersiniz. Ve yanınızda her şeyi çözmüş bilge biri olsun istersiniz. Kafanızı karıştıran şeyleri sorabilmek için… İşte Mira Şeniz Erten, “Göster yüzünü Ey Aşk” adlı romanını tam 12 bilge kişiyle konuşarak yazmış. Aralarında spiritüel terapistler, felsefeciler, edebiyatçılar, psikologlar, psikiyatrlar, mesela fotoğrafını gördüğünüz Irvin Yalom var… Sonra Nietzsche’den Bataille’a büyük düşünürlerin aşk, cinsellik ve erotizm üzerine fikirleri…

Yeri gelmişken içinde yer yer çok sert bölümler de olan kitabı okurken, Erten’in cesaretine, açıksözlülüğüne, aynaya bakabilme ve kendiyle uğraşma cesaretine hayran kaldığımı da söylemek isterim. Yani bir işe yarar mı bilemem ama “Göster Yüzünü Ey Aşk”ı iyi ki okudum. Hem çok zevkliydi hem de sayesinde hiç bilmediğim şeyler öğrendim, hiç düşünmediğim şeyleri düşündüm…

Gülenay Börekçi

Çözemediğim şeyler var… Mesela şu: Onca insan dururken niçin belirli birine çekim duyuyor hatta âşık oluyorum? Üstelik ortada mantıklı görünen hiçbir sebep yokken… Peki ya aşka dair temel yanılgılarım? Niçin ha bire duvara çarpıyorum? “Sevgi emektir” sözüne metelik vermeyişim tembelliğimden mi kaynaklanıyor, yoksa korkularımdan mı? Korkularımın dibinde ne gizli? Kimi zaman içimden bana hiç benzemeyen kötücül biri, ahenk bozmaya bayılan fırtınalı bir başka karakter çıkmasını neyle açıklayabilirim? En önemlisi ben aşkta mutluluğu nasıl bulacağım?

Bu türden soruların zihnime üşüştüğü zamanlarda istiyorum ki yanımda aşka dair her şeyi çözmüş bilge biri olsun ve ben ona uzun uzun sorayım. Kafamı karıştıranları, zihnimi bulandıranları, içinden bir türlü çıkamadığım labirentin bir çıkış kapısı olup olmadığını… Sağduyum, “olmaz öyle şey” diyor. “Bütün bu sorulara cevap verebilecek biri yok, kimse o kadar akıllı ve bilge değil.”

Mira Şeniz Erten de benim gibi hissetmiş olmalı. Labirentte kaybolup durmaktan bezdiği bir zamanda oturup “Göster Yüzünü Ey Aşk” adlı kitabı yazması bundan. Butik Yayıncılık’tan çıkan “Göster Yüzünü Ey Aşk” bir melez kitap. Kısmen roman. Genç bir kadının aşka dair arayış sürecini anlatıyor. Aralarda Erten’in dünyayı gezerek yaptığı röportajlar yer alıyor. Bir değil, tam 14 bilge kişiyle… Elbirliğiyle cinsellikten duygulara, biyolojiden tasavvufa aşkın anatomisini çıkarmayı denemişler. Sonuç harika olmuş.

Aralarında Saraswati, Svarup, Premartha, Svagito R. Liebermeister gibi spiritüel terapistler de var, Ali Canip Olgunlu gibi Kuran ve tasavvuf araştırmacıları da… Antropolog Helen Fischer, psikolog George Sternberg, psikiyatr Irvin Yalom, edebiyatçı Zeynep Sayın, felsefeci Ahmet İnam ve Zeynep Direk, sinema yazarı Selim Eyuboğlu ve diğerleriyle yapılmış söyleşiler ufuk açıcı. Gerçi finalde hepsinin vardığı nokta aynı: Aşk, kendi kişisel gelişimimizi tamamlamak için bize sunulan bir yol aslında. Ama değişmeyi, yaralarımızı iyileştirmeyi, korkularımızla mücadele etmeyi ve tek başımıza ayakta durabilmeyi başaramadığımız sürece bize mutluluk getirmesi mümkün değil. Çünkü o zaman Helen Fischer’ın söylediği gibi, kokainden bir farkı kalmıyor. “Romantik aşk, bir bağımlılık türü” diyor Fischer. “Kokain sarhoşluğuna benziyor ama daha şiddetli. Yani karasevda yaşayanlar bir insana değil, uyuşturucuların getirdiğine benzer bir yükselişe tutuluyor. Bağımlılık dirence sebep oluyor. Aynı etkinin yaratılması için de sürekli doz artışı gerekiyor.”

Öyleyse ne olacak; aşksız mı yaşayacağız? Gerekirse evet. En azından bir süre için. Irvin Yalom haklı çünkü: “Ayakta kalabilmek için birine yaslanmak, daha doğrusu bir başkasını doktor niyetine kullanmak sağlıklı değildir. Yani eğer yaralıysanız, tek kanadınız varsa, ilişkinizi bir an önce bitirip yaralarınızı iyileştirmelisiniz. Çünkü iki yaralı kanat bir sağlam kanat etmez.”

Başa, “Aşkta mutluluğu nasıl bulacağım?” sorusuna dönersek… Erten’in konuştuğu ilişki terapisti Premartha şöyle diyor: “Yanan bir evdeyseniz, yoldan geçen birine ‘Çıkışı nasıl bulururum?’ diye sormaz, koşmaya başlarsınız. ‘Nasıl?’ diye başlayan sorular, meseleyi çözmeye niyetimiz olmadığını, çünkü hayatın sonsuza dek süreceğine inandığımızı gösterir. İşte o zaman hayat, ‘Nasıl ıskaladım?’ sorusuyla biter.”

21. yüzyıl “simetrik evliliklerin yüzyılı” olacak

Antropolog Helen Fischer “Evlilik kurumu, son 50 yılda, son 10 bin yılda değiştiğinden daha fazla değişti” diyor. “Şimdi nihayet başa döndük. Kadınlar yeniden milyonlarca yıl öncesinin kadınlarına benzemeye başladı. 10 bin yıl öncenin avcı-toplayıcı toplumlarında kadınlar meyve sebze toplar, eve akşam yemeğinin yüzde 80’iyle dönerlerdi. Dolayısıyla cinsel açıdan da, ekonomik ve toplumsal açılardan da erkekler kadar güçlüydüler. Evlenirken hiçbiri bakire falan değildi. İki, üç kez evlenir ve kolayca boşanırlardı. Sanayi devrimiyle birlikte kadınlar yeniden çalışmaya, eve para getirmeye başlayınca aslında aşk da güçlendi. Kendisine uygun görülen kişiyle değil, bizzat seçtiği insanla beraber olmayı tercih eden kadınlar görünüşe göre binlerce yıl önce yitirdikleri ruhu yeniden kazanıyor. Bu aslında bir devrim. 21. yüzyıl ‘simetrik’ yani eşitler arası evliliklerin çağı olacak.”

Aşk sandığımız şey, kurguladığımız öykülerden ibaret

Psikolog Robert Sternberg, insanlık olarak aşka dair 22 öykü kalıbı icat ettiğimizi ve ilişkilerimizi farkında olmadan bu kalıplara göre yaşadığımızı anlatıyor. Seçtiğimiz öykü güvensizliklerimiz ve korkularımız yüzünden kötü bitiyorsa, yaşadığımız ilişkiler biz istesek de mutlu mesut devam edemiyor. “Benim kuramıma göre aşk bir öykü. Sadece yazarı Shakespeare veya Barbara Cartland değil, biziz! Kötü olan şey, kendimiz için hazırladığımız öykünün farkında olmayışımız. Halbuki kendi öykümü ve daha da iyisi partnerimin öyküsünü bilmem, her şeye haritaya bakar gibi yukarıdan bakmamı sağlar. Böylece hem baştan doğru eşi bulmam kolaylaşır, hem de süregiden ilişkimi anlayıp değiştirmemi… Fakat bizler, zaman içinde karşımızdakini daha yakından tanıdığımızı düşünsek de, aslında kafamızda hep öyküler yaratıyoruz. Ve düşüncelerimizi, duygularımızı, en önemlisi geçmişimizin yükünü partnerlerimize yansıtıyoruz. Dolayısıyla yaşadığımız ilişkilerin gerçeklikle ilişkisi azalırken hayallerimizle ilişkisi artıyor.”

Ölüm korkumuzu unutmak için erotizmi icat ettik

Felsefeci Zeynep Direk’in söyledikleri önemli. Mesela gelişmiş toplumlarda insanlar kendilerini daha çok işe ve erotizme veriyor. Bunun sebebi, erotik eylemin bize varlığımızı ve korkularımızı unutturması. Transa geçmek gibi… “İnsan hem var olmak için hesap kitap yapmak, hem de kendisi olabilmek için hesapsızca davranmak zorunda” diyor Direk. “Lakin ilişkilerde tüm hesap kitap ve güvenlik önlemleri, partnerlerden birinin başkasına aşık olmasıyla biter. Çünkü aşkı kurallara, yasaklara, yarara tabi hale getirirsen ya yok edersin ya da ona sadece belirli bir süre tahammül edebilirsin. Eninde sonunda aşk, yani yaşam enerjisi, sınırları patlatarak dışarı çıkmak isteyecektir.” Arzu ile istek arasındaki farka gelince… “Erotizmin ve aşkın temelinde arzu var. Ama kapitalizm arzunun yerine isteği koyuyor. İstek, giderilir, doyurulur bir şey. Makarna yeme isteği gibi mesela, nesnesine kavuşunca yatışır. Arzuda ise kendinde sevgilini, sevgilindeyse kendini görmeyi istersin. Arabayı falan değil, ötekinin arzusunu arzularsın. Bir de isteğin yolu bellidir, oysa arzunun kime yöneleceği hiç belli olmaz.”

Annemizden alamadıklarımızı başkalarından almaya çalışıyoruz

En ünlü aile dizimi terapistlerinden Svagito R. Liebermeister, “Kadının doğru erkeği araması, aslında kendine daha iyi baba olacak kişiyi aramasıdır” diyor. Ona göre, hayatımızdaki en önemli ilişki annemizle olan ilişkimiz. Çünkü hayatta ilişkiye girdiğimiz ilk insan o. Dolayısıyla onunla huzurlu olmamız, başkalarıyla kuracağımız ilişkiler için temel teşkil ediyor. Aksi takdirde, çocukluğumuzda annemizden alamadığımız şeyleri başkalarından almak için “aşk” adını verdiğimiz ve hep sıkıntılı bir şekilde sonlanan ilişkiler kurmaya başlıyoruz. Ayrıca bir kadının “bir erkeğin kadını” olarak varolabilmesi için, kadın tarafıyla, yani annesiyle huzur içinde olması gerekiyor. Ancak o zaman kadınlığıyla barışabiliyor.

Cinsellik Tanrı’ya giden bir yoldur

Spiritüel Tantra terapisti Swami Vivekananda Saraswati “En üst ruhani özlemlerimiz bu dünyada cinsellik olarak maddeleşmiştir” diye anlatıyor. “Ne yazık ki sadece cinsellik olarak adlandırdığımız bu temel gücün yanlış yönlendirilmesi insanın spiritüel evrimi için zararlı olabilir. Yoksa temelde cinsellik, artı ile eksinin, güneş ile ayın, yin ve yang’in, kadın ile erkeğin buluşmasıyla birliğe ulaşmamızı sağlar. Yani cinselliğin, bu gezegendeki bütün diğer spiritüel yollarla ortak bir amacı vardır. O, Tanrı’ya giden bir yoldur.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
4 Responses to “Aşk sandığımız şey, kurguladığımız öykülerden ibaret olabilir mi?”
  1. Dilek V.T. says:

    Süperrrr… Bayıldım, bayıldım..
    Birkaç kere daha okuyacağım, iyice içime sindirmem gereken yerler için.

    ‘Nasıl ıskaladım?’ sorusuyla bitmeyen bir hayat yaşayalım dileğiyle teşekkürler Gülenay :)

  2. gulenay says:

    Aslında kitabı al bence Dilek, çünkü ben pek çok şeyi yazıda es geçmek zorunda kaldım :)

  3. rukiye says:

    Olaya psikolojik/sosyolojik/dini açıdan bakılmış. Kitabı merak etmedim desem yalan olur. Güzel faydalı bir yazı, ellerinize sağlık :)

Leave A Comment