Egoist okur

Aşkın sihri, simyası, ilmi, matematiği…

Aşk ve evlilik terapisti Ayala Malach Pines‘in İletişim yayınları’ndan çıkan Aşık Olmak: Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz adlı kitabına göre, gerçek aşkın gizli çöpçatanları benzerlik, uygunluk, yakınlık… Ve hiçbir ilişki tesadüf değil.

 Gülenay Börekçi

ayala malach pines iletisim yayinlari egoistokur gulenay borekci 1

“Love, Rosie” filminden

Hiçbir ilişki tesadüf değildir!

Boy pos ya da güzellik dereceleri bakımından birbirine hiç de uygun görünmeyen çiftlere siz de eminim defalarca rastlamışsınızdır. “Bu kadın o adamda ne bulmuş olabilir ki?” diye sormamışsanız bile içten içe şöyle düşünmüş olabilirsiniz: “Böylesine güzel ve cazibeli bir kadın tarafından seçildiğine göre şu adamın mutlaka ilk bakışta fark edilmeyen bir gizli çekiciliği olmalı. Çok komik, eğlenceli birisi herhalde. Yahut acayip zeki…”

Çok uzun yıllardır aşk ve ilişki terapisti olarak çalışan psikiyatrist Ayala Malach Pines, “Âşık Olmak: Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz” adlı kitabında, eş seçimlerimiz ve aşka dair diğer esrarengiz durumlara dair çok acayip bilgiler veriyor. İşin güzel yanı, anlattıkları kuru bilgiden ibaret değil. Pines hem farklı zamanlar ve coğrafyalarda yapılan araştırmaları aktarıyor, hem de bizimle 100 gerçek çiftin hikayesini paylaşıyor. Biz de aşk üzerine yazılmış öteki kitaplarda olduğu gibi “Şu büyük felsefeci ne söylemiş, bu ünlü edebiyatçı hangi kelâmı etmiş” falan diyerek vakit kaybetmiyoruz ve doğrudan durumların, olayların, hikayelerin içine dalıyoruz.

Aşkın gözü kör mü acaba?

Pines, “Aşkın gözü kör mü acaba” sorusuna dair diyor ki: “Sadece benim klinik çalışmalarım değil, başkaları tarafından bugüne dek yürütülmüş hatırı sayılır çoklukta teori ve araştırma beni rahatlıkla bu sorunun cevabının kesin bir ‘Hayır’ olduğuna ikna ediyor.”

Ünlü terapiste göre, gerçek aşkın gizli çöpçatanları benzerlik, uygunluk, yakınlık… Kitabında da tesadüfen ya da kazara âşık olmadığımızı, aksine kime âşık olacağımızı bilinçli ve bilinçdışı yollarla ve son derece büyük bir dikkatle seçtiğimizi gösteriyor. Yani bütün aşkların coğrafi, psikolojik, mitolojik sebepleri var ve hiçbir ilişki tesadüfi değil!

Aşkın şu hayatta yaşanabilecek en yoğun, coşkulu, heyecanlı ve önemli duygusal deneyimlerden biri olduğunu bilmek için bir psikiyatriste ihtiyaç yok şüphesiz. Romanlar, filmler, şarkılar yüzlerce yıldır bıkmadan usanmadan aşkın PR’ını yapıp duruyor. Öte yandan bunlar esrarı açıklamaya yetmiyor. Aşkı çözmek ve denetlemek için gerektiğinde aşk iksirlerine, dualara, büyülere, fallara ve efsunculara bile baş vuruyoruz ama kâr etmiyor ve biz sürekli merak ediyoruz: Aşkı ateşleyen şey nedir? Niçin falanca kişi ruhumuzdaki aşk ateşini tutuşturuyor da ondan çok daha uygun görünen filanca ağzıyla kuş tutsa bunu başaramıyor?

“Genç bir kızken büyüdüğümde âşık olmanın gizemini çözeceğimi ümit ederdim” diye anlatıyor yazdığı önsözde Ayala Malach Pines. “Lakin bunun için büyü yapmayı veya sihirli iksirler kaynatmayı öğrenmek yerine, bir çift terapistine gereken temel bilgi ve becerileri edindim.”

Gelin o becerilerin Pines’e öğrettiklerini okuyalım…

Görünmez çöpçatan: Coğrafi yakınlık

Pines’e göre, çift olması muhtemel iki kişi arasındaki coğrafi mesafe azaldıkça, birbirleriyle evlenme olasılıkları artıyor. Mesela bir araştırma için Philadelphia’da yaşayan 5000 çiftin evlilik cüzdanı incelenmiş ve yüzde 12’sinin evlilik başvurusu yaptıkları sırada aynı adreste oturduğu, yüzde 33’ününse birbirine beş ya da daha az sokak ötede yaşadığı görülmüş. Özetle, coğrafi mesafe arttıkça, çiftler arasındaki evlenme oranı düşüyor. Bu yüzden birbirine yakın semtlerde oturan hatta komşu olanların, ev veya iş arkadaşlarının, üniversitede aynı dersleri alan veya aynı kampüste kalan öğrencilerin birbirine âşık olması kuvvetle muhtemel.

Aşkı arayanlara tavsiyeler: İki insan arasında romantik bir ilişki gelişebilmesi için ön koşul, bir tanışma fırsatıdır. İlişkiler mektup ve telefonla da gelişebilir elbette hatta günümüzde olduğu gibi e-postalarla da heyecan verici hale gelebilir ama birine hakikaten âşık olabilmek için hâlâ onunla yüz yüze tanışmaya ihtiyacımız var.

En kuvvetli aşk iksiri: Adrenalin

Araştırmalara göre yalnız insanların yüzde 60’ı ilk görüşte aşka inanıyor ama âşık çiftler arasında birbirlerine ilk görüşte vurulduklarını söyleyenlerin oranı sadece yüzde 11.

Buyurun buradan yakın! O halde olmayacak bir hayalin peşinde mi tüketiyoruz ömrümüzü? Pines’e göre hayır! Anlaşılan, yıldırım aşkı diye tarif ettiğimiz şey tamamen o anki ruh halimizle, daha doğrusu uyarılma eşiğimizle alakalı. Daha açık anlatayım: Korkmuş, kızgın, kıskanç, reddedilmiş yani bir sebepten kendini zayıf ve tehdit altında hisseden insan, kolay aşık olabilecek insandır. Başarı hazzından başı dönmüş, çok mutlu birisi de öyle… Çünkü insanın tutkuyla sevebilmesi, çılgınca âşık olabilmesi için önce fiziksel olarak uyarılması, yani kalbinin çarpması, heyecandan titremesi, kızarması, ne bileyim hızlı hızlı soluk alıp vermesi gerekir. Siz savaş zamanlarında ölüm korkusu altında yaşanan aşkları yahut kendilerini kaçıran kişiye âşık olanları duymadınız mı hiç? Tamam, korkmayın, bu kadar ileri gitmek şart değil, en basitinden birçok kişi gibi siz de bir ilkbahar aşkı yaşamışsınızdır, değil mi?

Aşkı arayanlara tavsiyeler: İşe yarar aşk iksirlerinin istisnasız hepsi adrenalin yükselten maddeler içerir. Yani vücudumuzdaki adrenalin seviyesinin doğal olarak arttığı zamanların kıymetini bilmeliyiz, çünkü en çok böyle zamanlarda aşka açık oluruz. Savaş çağrısı yapmaya veya terörist saldırılarına davetiye çıkarmaya gerek yok; yüksek fiziksel veya duygusal uyarı yaratan durumlar işe yarayabilir. Mesela dans, tenis, doğa yürüyüşü, koşu, olmadı aksiyon filmleri, rock konserleri, yetmezse maceralı yurt dışı gezileri…

Seni güzel bulmam için 1 saniye yeter!

Bizi kişilik mi daha çok cezbeder, yoksa dış görünüş mü? Cevap belli: Güya kimse sevgilisinin ya da eşinin dış görünüşüne âşık olmuyor. Anlat deseniz, anlattıkları sadece kişilik özellikleri… Doğru olabilir mi?

Açıkçası, bilmiyorum. Size sorsam sanki başka türlü cevap vereceksiniz. Eşiniz için karizmatik diyeceksiniz; zeki espritüel, iyi kalpli, güvenilir olduğunu söyleyeceksiniz. Peki gerçek ne?

Araştırmalara göre, bir insanın yüzüne 150 milisaniye baktığımızda verdiğimiz çekicilik puanı, aynı yüzü uzun uzun inceledikten sonra verdiğimiz çekicilik puanıyla aynı. Yani birisini güzel bulmamız için bize saniyenin 150’de 1’i yetiyor. Ardından bu kısacık zaman diliminde hissettiklerimizi bilinçdışımıza itip o kişinin karakter özelliklerine yoğunlaşabiliyoruz. Pines’in anlattıkları içinde beni en şaşırtan şey kendini gerçekleştiren kehanetlerin gücü oldu. Özetle, bir deney esnasında kendilerine güzel oldukları ima edilen kişiler dışarı çıktıklarında karşılaştıkları insanlara da hakikaten eskisinden daha güzel, hoş, çekici gelmeye başlıyor.

Aşkı arayanlara tavsiyeler: Özgüveninizi geliştirmeye ve hem dış görünüşünüzü hem de kişiliğinizi bir an önce iyileştirmeye bakın. Ayrıca kendini gerçekleştiren kehanetlerin gücünden faydalanın, yani olası eşlerinize tam aradığınız türden, seksi, heyecan verici, çekici kişilermiş gibi davranın.

Bir elmanın iki yarısı mı, zıt kutuplar mı?

“Türdeş kuşların sürüleri bir olur” diyor Ayala Malach Pines. Anlayacağınız, insanlar ilişkilerinde kendilerini rahat ve uyumlu hissedebilmek ve birlikteliklerinden daha fazla haz alabilmek için sevgili veya eş olarak kendilerine benzeyen kişileri seçmeye eğilimliymiş. Sırf fiziksel benzerlik de yetmiyormuş, eşlerin kişilik özellikleri ve özgeçmişleri bakımından benzemeleri de önemliymiş.

Peki ya zıt kutupların aşkı denen şey, o bir efsane mi? Hayır ama birbirine taban tabana zıt insanlar arasındaki ilişkiler ne yazık ki çoğunlukla sonsuza dek sürmüyormuş.

Aşkı arayanlara tavsiyeler: Günün birinde dört nala çıkıp gelecek meçhul bir beyaz atlı prens tarafından kurtarılmayı beklemek yerine, ideal eşinizi size en yakın ortamlarda aramalısınız. Tüm önemli özellikleri size benzeyen kişiler arasında, kişiliği sizinkini heyecan verici ve tatmin edici bir biçimde tamamlayan birisi mutlaka çıkacaktır. Ve açıkçası o, “sizin için yaratılmış” sıfatını herkesten daha fazla hak ediyor.

Çikolatanın içindeki aşk tugayı: PEA

Bir kere âşık olduktan sonra evrim kuramcılarının bizi üremeye itmek için evrildiğine inandığı kimyasal bir süreç başlar. Bu süreç çeşitli hormonları ve ‘aşk ve şehvetin simyasını’ betimleyen bir tıp doktoru olan Theresa Crenshaw’un ‘aşk tugayı’ dediği diğer maddeleri içerir. Âşıkken, bu sürecin tetiklenmesi için sevgiliyi görmemiz, düşünmemiz hatta hayal etmemiz bile yeterlidir. Her şey, ismi uzun minik bir molekül olan feniletilaminle (PEA) başlar ve feromonlarla cinsellik hormonu dehidroepiandrosteronu da (DHEA) içerir.

Aşk molekülü olarak da bilinen PEA, beynimizin ürettiği doğal bir amfetamin ve âşık olmakla ilişkili heyecan, sevinç ve coşku gibi duyguların sorumlusu. Beyindeki PEA seviyesi yükseldiği zaman bir cinsel heyecan ve duygusal canlılık hissi oluşuyor. Âşık çiftlerin bütün geceyi sevişmekle veya derin, yürekten sohbetlerle geçirebilmesinin, dalgınlıklarının, cinsel uyarılmışlıklarının ve iyimserliklerinin, hayat dolu ve canlı olmalarının kimyasal nedeni tamamen bu. PEA iştahı da bastırıyor. Aşık çiftlerin birbirleri dışında her şeye karşı iştahlarını kaybetmeleri muhtemelen bundan. Hekimler ilk görüşte aşkı ve aşk bağımlılığını yüksek PEA seviyesiyle açıklıyor. PEA hücumuna bağımlı hale gelen kişilere aşk müptelası deniyor. Unutmadan, PEA çikolatanın içinde bol miktarda bulunuyor. Yani flört eden çiftlerin birbirlerine çikolata hediye etmesi de tesadüf değil.

Hey, bu onun kokusu!

Dünyaca ünlü antropolog Helen Fisher’a göre, her insanın kokusu parmak izi gibi özel ve farklı, yani hepimizin bir ‘kişisel koku imzası’ var. O yüzden, kokusunu beğendiğimiz biriyle tanıştığımızda, içimizde o kişiye duyduğumuz çekimi güçlendiren bir tutku uyanıyor. Kısacası koku da aşkın önemli bir faktörü. âşık olduğumuz kişinin kokusunu hiç unutmuyoruz. Hatta o kişinin kullandığı parfümü yıllar sonra duyduğumuzda bile geçmiş zihnimizde canlanabiliyor.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
5 Responses to “Aşkın sihri, simyası, ilmi, matematiği…”
  1. Dilek says:

    Çok güzel olmuş Gülenay…

    İlk bakıştaki fikir, duygu ve kesinlikle koku önemli.
    Ha bu arada itiraf edeyim, ben saklamıyorum, önce dış görünüş, sonra karakter :)

Leave A Comment