Egoist okur

ASLI E. PERKER: “İddialı konuşuyorsam, bir bildiğim var…”

“Sufle”, “Cellat Mezarlığı”, “Başkalarının Kokusu” gibi kitapların yazarı Aslı E. Perker’in yeni romanı çıktı. Everest Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan “Bana Yardım Et”, yazarın önceki romanlarından epey farklı. Bir kere karakteri, Aslı adında bir yazar. Ek olarak vampir olduğundan şüphe edilen 130 yaşında kadın ve ilk bakışta âşık olunan kötürüm bir erkek var. Ha bir de kedi ölen anneanne gibi kokuyor… Yani her şey çok karışık.

Gülenay Börekçi

everest-yayinlari-egoistokur-asli-e-perker-gulenay-borekci

“Kendimizi anlattığımız zamanların yüzde 90’ında yanlış anlaşılacaksak, niye anlatalım?”

Aslı E. Perker’in yeni romanı çıktı. “Bana Yardım Et”, yazarın önceki romanlarından epeyce farklı. Bir kere karakterinin adı, Aslı. Üstelik tıpkı yaratıcısı gibi o da bir yazar. Hikayesine gelince; anneannesini kaybettiğini öğrendiğimiz Aslı biraz kendini toplamak, biraz da çektiği acıyı hafifletebilmek için birkaç aylığına Avusturya’daki bir yaratıcı yazarlık seminerine gidiyor. (Arkadaşım olan Aslı’dan değil, romanın kahramanından bahsediyorum.) Orada ölen anneannesi gibi bakan, hatta tıpkı onun gibi kokan bir kediyle yaşamak zorunda kalıyor. Tuhaf bir durum, kabul ediyorum. Ama sıık durun, daha da tuhafı geliyor… Kahramanımız dünya tatlısı bir kadınla, Daniella’yla arkadaş oluyor. Daniella tam 130 yaşında ve en büyük sorunu bir türlü ölememesi. Biz okur olarak kadın yalancı mı yoksa vampir mi diye merak ederken roman ilerliyor ve Aslı hayatının aşkıyla tanışıyor…

Aslı’nın kapağına ilk görüşte aşık olduğum romanıyla ilgili anlatacak çok şey var. Ama beni kendi halime bırakırsanız susmayabilirim, o yüzden diyorum ki yazarına soralım…

Buluşup konuştuğumuz zamanlardan biliyorum, üzerinde çalıştığın hikâye bu değildi. Fikrini değiştiren şey, ilham kaynağın ne oldu?

Aslına bakacak olursan sana anlattığım hikayeyi yazmaya başlamıştım, halen de aklımda dönüyor. Fakat açıkçası sonuna kadar gerçekçi ve aklıselim sahibi biri olmama rağmen, bir yandan da kendimi başka güçlere, kadere kısmete teslim edebiliyorum. O hikayeyi yazmanın zamanı değildi, inat etmedim. Sonra bir arkadaşım bana üç anahtar kelime verdi ve “Bak bakalım, bunlarla ne yazacaksın” dedi. Bir şeyler karalamaya başladım, sonra karaladıklarım çok hoşuma gitti ve açılan kapıdan içeri o anahtarla girdim.

Normalde bu soru yazara sorulmaz ama duygusuz görünmesine rağmen içinde fırtınalar kopan, başka insanlarla konuşmayı ve iletişimi fazla sevmeyen, âşık bile olamayan Aslı’yla benzerlikleriniz neler?

Bir okur olarak ben de okuduğum her romanın kahramanını yazarıyla özdeşleştiriyorum. “Yapma Aslı” diyorum, gene oluyor. İşte bu sefer karar verdim, “Evet, bu benim” diyecek, okuru hiç şüphede bırakmayacaktım. Hem farkında değildim, arkadaşlarım söyledi, gerçekten benden çok iz varmış Aslı’da. Benzerliklerimizi soruyorsun; annem konuşmaz, babam konuşmaz, armut dibine düşer… Ben içimde fırtınalar koparken söyleyemem. Başka insanlarla iletişimi severim, hem de çok severim ama derine inmekten hoşlanmam.

İnanayım mı?

Yok, dur! Bütün bunlar di’li geçmiş zamanda kaldı Gülenay; çok önemli bir kırılma noktası oldu ve ben ondan sonra değiştim. Neyim var neyim yoksa, anlatmaya başladım. Ama bunu sorma.

Peki. Hem zaten tam da aynı değilsiniz. Mesela Aslı’nın aşık olamama hali sana uymuyor…

Âşık olurum, olamam değil. Ama deli divane âşık olmam. Diyelim ki âşık olduğum adam beni istemedi, peki öyleyse, adios! Dönüp bakmam bir daha. 15 yıllık eşim için bile geçerli bu. İddialı konuşuyorsam, bir bildiğim var.

Ben yine de karakterden gideyim… Aslı’nın insanlarla iletişim kurmadaki cesaretsizliğinin sebebi ne?

Bence cesaretsiz olduğu için değil, iletişim kurmak istemediği için böyle oluyor. İstediği zaman kendini çok iyi açabileceğini Hakan’ın nişanlısıyla çarpıştığı bölümde anlatmaya çalıştım. Deneyimlerle oluşmuş karakteristik bir özellik diyelim… Hem ayrıca kendimizi anlattığımız zamanların yüzde 90’ında yanlış anlaşılacaksak, niye anlatalım?

Aslı Avusturya’daki o birkaç aylık yaratıcı yazarlık seminerine sanki yaşadığı büyük acıyı unutmak ister gibi gidiyor. Sence niçin gidiyor? Neyi değiştirmek ümidiyle veya beklentisiyle…

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Zihnindeki sorulara cevap ararcasına sokaklarda başı boş dolaşmadın mı hiç? Yahut normalde inanmayacağın şeylere durup dururken inanacağın tutmadı mı? İşte Aslı da hayatının tam öyle bir noktasında. Her şeyin bir işaret olduğunu düşünebilir, olmadık şeylere olmadık anlamlar yükleyebilir… İşin güzel yanı, bunların izinde gerçekten yolunu bulabilir de. Eh, bu noktada annenannesinin ısrarıyla başvurduğu yazar evi davetini seçmesine şaşmamak gerek.

Aslı’nın niçin bu kadar acı çektiğini başlangıçta bilmiyoruz. Öğrendiğimizde, trajedi netleşiyor. Fakat okurken bana öyle geldi ki bir yazar için acı ve uykusuzluk pekala bir armağan da olabilir. Aslı da zaten tam da en acı çektiği zamanlarda yazabiliyor. Ne dersin?

“Sufle”nin girişinde Faulkner’dan bir alıntı vardı: “Keder mi hiçbir şey mi deseler, ben kederi tercih ederim.” Bir yazar kederden, acıdan beslenebilir. Yazdığı bir komedi de olsa.

İkiliklerle dolu enteresan bir kurgusu var romanın. Yazar Aslı’nın yarattığı karakter Aslı, bu ikiliklerden biri. Evliliklerini yıllardır didişe didişe sürdüren annesi Cihan Hanım ile babası Cihan Bey de öyle. Kedilerden hazzetmeyen Aslı’nın birlikte yaşamak zorunda kaldığı kedi Suzi var sonra. Üstelik Suzi sanki Türkçe biliyor, dahası Aslı’nın anneannesi gibi kokuyor. Bir de 130 yaşındaki Daniella var. Aslı’nın anneannesini andırıyor ama onun aksine “ölemiyor”… Bu tarz bir kurgu nasıl çıktı ortaya?

Psikolog bir arkadaşım anlattı, kedi fobisini yenme terapilerinden birinde “maruz bırakma” denen bir yöntem varmış. Sen oturuyorsun, kediyi kucağına koyuveriyorlar. Farkındaysan Aslı’nın üstüne üstüne gelen her şeyden iki tane var. Zannediyorum yazarken kendime maruz bırakma terapisi uyguladım bir bakıma.

asli-perker-bana-yardim-et-gulenay-borekci

“Merak edenler için söyleyeyim, yürümez o ilişki”

Finale dair spoiler vermeyeyim ama Daniella-Aslı ikilisi çok isterse şifanın insanın ayağına geldiğini kanıtlıyor sanki…

Aslı bir şeye inanmayı ve birinin ona yardım etmesini istiyor ki, varlığından yazarı olarak benim bile emin olmadığım bir dala tutunuyor. Kitapta esas olarak Aslı Daniella’ya yardım ediyor gibi görünse de aslında tam tersi oluyor. Sen Hakan’la Aslı’nın da birbirlerini tamamladığını düşünüyorsun.

Evet, Aslı çok güçlü görünen yaralı bir karakter. Hakan’ın yaraları görünürde ama o da buna rağmen inanılmaz güçlü biri.

Biraz bencilce yazmışım, şimdi farkediyorum… Demek herkes Aslı’ya yardım ediyor. Demek Aslı’nın yardıma çok ihtiyacı var. Bana sorarsan, Hakan’ınki talihsiz bir aşk, Aslı’yla çok uğraşması gerekecek. Çünkü Aslı kendine dürüst ama başkalarına değil. Türk dizileri gibi uzamasın diye aşklarının akıbetini yazmadım. Ama merak edenler için söyleyeyim, yürümez o ilişki.

“Tembellik demeyelim ama cesaretsizlik benim ikinci adım”

Daniella inanılmaz yetenekli biri ama potansiyelini kullanamamış ve çok büyük bir müzisyen olabilecekken tembelliği yüzünden bunu kaçırmış. Hayatta kaçırdığımız fırsatlar ve tembelliğimizin bizi mahkum ettiği uzun sıkıcı hayatlarımız üzerine de bir roman olabilir mi bu aynı zamanda?

Kesinlikle! Bunun içinde kendini sorgulama da var. Ne kadar yetenekliyim? Ne kadarını kullanıyorum? Elimden geleni yapıyor muyum? Eğer yaratıcılığın kullanıldığı bir alanda var olmaya çalışıyorsanız sizi bezdirecek, vazgeçmenize sebep olacak o kadar çok şey çıkıyor ki karşınıza. Parasızlık, kıyasıya eleştirilmek, kendini kendini değersiz hissetmek… Bu bir kısır döngü, sonunda koyvermek çok mümkün. Bunu kırabilecek tek şey önüne bakmak, inancını kaybetmeden çalışmak.

Sen hiç erteledin mi yapmayı çok istediğin şeyleri tembellik veya cesaretsizlik yüzünden?

Tembellik demeyelim ama cesaretsizlik benim ikinci adım.

Peki cesaretsizlikten geri adım atmış birini nasıl yüreklendirirdin?

Başkalarını yüreklendirme konusunda kendimi yüreklendirmekten çok daha iyiyim galiba. Bunun sebebi başkalarıyla ilgili gerçekleri daha net görüp avantajları ya da dezavantajları tespit edebilmem. Yine de söyleyeceklerim kişisine göre değişir.

“İnci Aral ve Oya Baydar’ın yanında dut yemiş bülbüle döndüm”

Hayatını kısmen yurtdışında sürdürüyorsun. Sen de Aslı gibi yaratıcı çalışmalara katılıyor musun? Bir yazar hiç tanımadığı meslektaşlarıyla bir araya gelince ne olur? Yaratıcılığı beslediği muhakkak ama korku ya da çekingenlik de söz konusu olur mu?

Yaratıcılığı hem de nasıl besliyor! Başka yazarların da senin gibi etten kemikten olduğunu görmek, aynı meselelerden konuşmak iyi geliyor. Ama elbette ilk anda korku var. Ben misal Oya Baydar ve İnci Aral’la bira içip muhabbet ettim. Allah aşkına, bu iki ismin yanında benim söyleyeceklerimin ne önemi olabilir? Dut yemiş bülbüle döndüm tabii. Neyse ki onlar insaflıydı, bira da fazlacaydı da açılabildim.

Başka bir ülkede yazmak zor mu? Veya tam tersine daha mı kolay?

Galiba daha kolay. Her şeyden önce başka bir kültür, insanı besliyor. Başka bir bakış açısının zihni açtığı da bir hakikat. Türkiye, zaten senin içinde; söküp atman, unutman mümkün değil. Bunun üzerine başka bir ülkede öğrendiğin her şey kazanç.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment