Egoist okur

K. Aycan Aşkım Saroğlu: “Okuduğum en seksi erkek İvan Karamazov’du”

Bir Dostoyevski kahramanı daha huzurlarınızda… Gazeteci-yazar arkadaşım Aycan Aşkım Saroğlu, en seksi bulduğu roman kahramanını yazmakta tereddüt etmeyenlerden. Cevabı hazırdı çünkü. Hem de 20 yaşından beri… “Perişandım. Nasıl da kurtarılmayı bekliyordu, bir kadın tarafından, benim tarafımdan… Şeytanla savaşır, o derin sancıları çekerken nasıl da şefkat uyandırıyordu… Nasıl da o güzel başını göğsüne yaslamak istiyordun… O kendi şeytanıyla ölümüne kavga ederken nasıl da teselli etmek istiyordun onu.”

Aycan bu yazısında Ivan Karamazov’u yazar gibi görünürken, aslında kendi şahsi okuma macerasının başlangıcından söz ediyor. O yüzden cinsellikten çok kitaplara dair bir yazı bu.

Gülenay Börekçi

Stage production of Zhenovach's Brother Ivan Fyodorovich

Aycan Aşkım Saroğlu

“İvan Karamazov bir romanda karşılaştığım ilk animus’umdu”

Babamın kütüphanesinde dururdu Karamazov Kardeşler. Çocukken birkaç kez kitabı alıp alıp baktığımı hatırlıyorum. Hiçbir şey bilmediğim zamanlarda salt isminin hacmi büyülemişti beni. Karamazov ismi hayli görkemli, tutkulu gelirdi bana; bunun ses dizilimi yüzünden olduğunu düşünmüştüm. Doğru ama eksik… Sadece fonetik değil… O zaman sanki ‘kara’ hecesi karanlık bir şeyler çağrıştırıyordu ve sonundaki Z harfinin yarattığı etki de hiç anlamadığım bir şekilde büyüleyiciydi… Hiçbir zaman bana sıradan Rusça bir soyadı gibi gelmemişti. Bir yazarın bir karakter yaratırken anlatmaya murad ettiği enerjinin sözcüklere ve isimlere de yansıdığını, hiçbir ismin sadece isim olmadığını ise sonradan anlayacaktım. Dostoyveski Karamazov adını bir karanlık hikaye anlatmak için seçmişti.

Nihayet yirmilerimin başına geldiğimde, gidip aldım iki ciltlik Adam Yayınları’ndan Nihal Yalaza Taluy çevirisinden kitabı.

İçinde fırtınalar kopan, rasyonel aklıyla dünyaya hakim olabileceğine inanan, yaşadığı hayatı, toplumu, dünyayı tam lanetleme çağında bir genç kız olarak Karamazov’ların en ruhu ızdırap çekenine vuruldum. Ivan Karamazov’a. Benim de varoluşla ilgili dertlerim vardı, dünyaya bakıp beğenmiyor acı çekiyordum ve bir yandan da hayata, adalete, güzelliğe, iyiliğe, Tanrısal şefkate inanmak isteyen bir kalbim vardı. Yani bir yanım sevgi dolu bir Tanrı’ya ve insan ruhunun ölümsüzlüğüne inanan Alyoşa’ydı…

Ama işte o yaşta Alyoşa gibi birini sevemezdim…

Dualitenin en şahane ikizleri gibiydi İvan ve Alyoşa…

Nasıl gerçek hayatta iç dünyası fırtınalı, çelişkiler içinde, iyi ile kötü arasında, inançla isyan arasında, şeytanla melek arasında durabilen insanlara çekiliyorsam İvan’a da öyle aşık oldum… Okuduğum en seksi erkek İvan Karamazov’du…

Tanrı’nın olmadığı bir dünyada her şeyin mübah olduğuna inanıyordu, nihilistti ama aslında çok yalnızdı, ben de yalnızdım… Çok şüpheciydi, kendi akılcılığında ıstırap çekiyordu, sevmeye korkuyordu, hiçbir kurtuluş olmadığına inanıyordu, aslında kabul edemediği Tanrı değil, onun yarattığı ‘kötülükler’le dolu dünyaydı… Ben de öyleydim. Aslında ruhu inanma ve sevme açlığıyla perişandı… Perişandım. Nasıl da kurtarılmayı bekliyordu, bir kadın tarafından, benim tarafımdan… Şeytanla savaşır, o derin sancıları çekerken nasıl da şefkat uyandırıyordu… Nasıl da o güzel başını göğsüne yaslamak istiyordun… O kendi şeytanıyla ölümüne kavga ederken nasıl da teselli etmek istiyordun onu. İnanmak isteyen ama inanamayan bir ruh. Aslında kendi inkarıyla en derin bağlığı arasında gidip gelen bir sarkaca takılı, en şiddetle inkar ettiğine en çok muhtaç olan, gölgesiyle kavgalı bir ruh.

İvan Karamazov bir romanda karşılaştığım ilk animus’umdu.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment