Egoist okur

B.A.K.: Kendi gremlin’lerimizi fark etmek

Kişisel gelişimi çocuk edebiyatına taşıyan Gülenbilge Ersan, ikinci kitabı “B.A.K.”ta hem çocukları hem de yetişkinleri yepyeni bir göz edinmeye çağırıyor.

Tolga Meriç

Gülenbilge Ersan’dan B.A.K.: Ya da kendi gremlin’lerimizi fark etmek

Hem ilk kitabınız “Beş Dakikalık Upuzun Bir Yolculuk” hem de yeni kitabınız “B.A.K.”la çocuk edebiyatında yeni bir sayfa açtınız. Kişisel gelişim öğretilerini çocuk kitaplarına taşımak aklınıza nasıl geldi?

Öncelikle sorunuzun içindeki nezaket için çok teşekkür ederim Tolga Bey. Ben bir edebiyatçı değilim elbette. Sadece çok değer verdiğim bir şey için çok sevdiğim bir şeyi yapıyorum. Çocuklar için yazıyorum! Ve bunu yaparken de en büyük tutkumu besliyorum: Öğrenmek! Arzum, bir yandan kendi yaşamıma çok rahatlıkla yansıttığım yeni bilgi ve teknikleri öğrenmeye devam ederken bir yandan da bunları kendi çocuklarımla olduğu gibi diğer çocuklarla da paylaşabilmek. Kitaplarımın amacı öğüt vermek veya mutlak doğrular öğretmek değil, hikâyeden ilham alarak kendi yaşamlarında neler yapabilecekleri konusunda onları düşündürmek.

Kitaplarınızın adları çok ilginç. “Beş Dakikalık Upuzun Bir Yolculuk” nerede geçiyordu, henüz okumamış olanlara biraz anlatmak ister misiniz?

Odaklı ve derin hayaller kurduğumuz zamanlarda, kısacık an kesitlerine bazen öyle büyük farkındalıklar ve yaratıcı düşünceler sığdırırız ki… Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi, o beş on dakika upuzun bir zihinsel yolculuğa dönüşür. Kitapta da, yaşamındaki beklenmedik ve hiç de hoşuna gitmeyen değişiklikler çocuğun korkularını fark etmesine neden oluyor. Bizi hayallerimize ulaşmaktan alıkoyan dört temel iç sesimiz yani düşünme alışkanlığımız var. Kimi zaman hayal kurmaktan, kimi zaman başarısızlıktan, kimi zaman da başkalarını üzmekten veya iç çatışma yaşamaktan endişe duyarız. Koçlukta “Gremlinler” adını verdiğimiz bu korkularımızla yüzleşme ve onların geçerliliğini sorgulama cesareti gösterdiğimizdeyse hayalimize ulaşmamızı destekleyecek içsel bilgeliğimizi kazanırız. Gremlinler’imizi fark etmek, bize yepyeni kapılar açar. “Beş Dakikalık Upuzun Bir Yolculuk”ta da çocuk, minik Gremlin’inin varlığını kabul ederek çıktığı eğlenceli zihinsel yolculukta Bilge Kedi’siyle tanışıyor ve yolculuğu süresince kapıların sorduğu güçlü sorular sayesinde hayallerine giden yolları keşfediyor.

İlk kitabın korkularımızın vücut bulmuş hali olan ve Gremlin’e benzeyen Kkoru’su, müthiş Bilge Kedi’si, şimdi de yeni kitabın beyaz maymunu Karmun… Hayvanlar hem gerçek olarak hem de korkularımızın, zihinlerimizin, bilgeliklerimizin, iç seslerimizin hayvanları olarak yer buluyorlar kitaplarınızda… Niçin hayvanlar, diye sorsam?

Her şeyden önce onları çok seviyorum! Ayrıca doğallıkları, saflıkları ve hissettikleri gibi davranma içgüdüleri çocuklarla çok benzer. Bir de çocuklar da, hayvanlar da bazen istemeden öyle komik oluyorlar ki, sizi en sıkıntılı zamanınızda neşelendiriveriyorlar. Tabii biz Walt Disney’le büyümüş bir nesiliz. Hayvanlara baktığımızda onlara insansı özellikle atfetmek hiç de zor değil.

Karmun, okuru B.A.K.’la bakmaya çağırıyor. B.A.K.’la bakmak nasıl bir şey?

B.A.K.’la bakmak, aynı anda farklı yerlerde, farklı zamanlarda hatta farklı canlıların yerinde olabilmek demek; madalyonun sadece iki değil sayısız yüzünü görebilmek ve bu yüzlerin birleştiği bütüne de dışarıdan, zaman çizgisinin farklı dilimlerinden hatta evrenin uzak bir noktasından bakabilmek demek. Her seferinde yepyeni bir çift gözle, bir kişi olarak ama herkesin ve her şeyin adına bakabilmek demek.

Karşı tarafın gözünden bakmak, dışarıdan bakmak ya da gelecek zamandan bakmak… Bütün bunlar niye hep zordur?

Bize öğretilmedikleri ve çoğunlukla işimize gelmediği için sanırım.

Kitaplarınızı okuyunca, bir yetişkin olarak bile, asıl insani eğitimleri hep göz ardı ettiğimiz, eğitimi çoğu zaman yanlış yerlerde aramış olduğumuz hissine kapılıyor insan…

Biz eğitmek dediğimizde, hâlâ kuru ve mutlak bilgiler öğretmekten söz ediyoruz, ne yazık ki. Oysa hiçbir bilgi durağan değil. Bilgi değiştikçe biz değişiyoruz; biz değiştikçe de bilgi… Ayrıca deneyimlenmeyen bilgi de içselleşmiyor. Bunun yerine, çocukların kendi içlerinde var olan kaynakları fark etmelerini ve onları geliştirebilmelerini sağlamak; bu kaynakları farklı yaşam alanlarında, özgün biçimlerde kullanabilmeleri için onları desteklemek; özgürce düşünmelerine ve hayal kurmalarına alan açmak çoğu zaman beklediğimizden çok daha iyi sonuçlar veriyor. Hem kendileri hem de tüm dünya için.

Çocuklar sihirlere bayılır. Kitaplarınızda hayatımız, hayatımızda olup bitenler, kendimiz ve çevremizdekiler için nasıl sihirler yapabileceğimiz gösteriliyor adeta. Katılır mısınız buna?

Sihir aslında nasıl yapıldığını bilmediğimiz için bizi hayrete düşüren bir şeydir. Ama her zaman keyiflidir. Örneğin ben, kendime, dünyaya ve yaşadıklarıma uzaydan bakabilmeyi küçükken babamdan öğrenmiştim ilk olarak. Sıklıkla kullandığım bu eğlenceli tekniğin aslında NLP’de “algı konumları” olarak geçen beş farklı bakış açısından biri olduğunu çok sonradan öğrendim.

Niçin hayvanlar, diye sormuştum az önce. Son olarak, niçin çocuklar, niçin çocuk edebiyatı, diye sorsam?

İçinde insan, özellikle de çocuk odağı olan her şeyi yapılmaya değer buluyorum. Bu kitapları yazarken hem yüzüm hem yüreğim gülüyor.

Tolga Meriç

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment