Egoist okur

BAKELE: En basit şeyleri bile niye kimse anlamıyor?

Öykülerden oluşan ve April Yayıncılık’tan çıkan kitabı “Bakele”yle okurlarını bir kez daha selamlayan Sezgin Kaymaz müthiş bir adam. Yakında bu sayfalarda onunla yapılmış yepyeni bir röportajı okuyacaksınız. Ama önce kitabı okuyup bitirdikten sonra “tam da şurasında” kalan sızıyı bizlerle paylaşan sevgili Merve Açıkgöz’ün yazısı…

Gülenay Börekçi

Sezgin Kaymaz röportajı: Bir gölgesinden korkanlar ordusu nasıl yaratılır?

Sezgin Kaymaz: “Üzüntü olmasaydı sevinç, düşmek olmasaydı kalkmak olmazdı”

bakele sezgin kaymaz merve acikgoz egoistokur 1

BAKELE: “Tam da şuramda bir sızı…”

”Oradaki herhangi bir acı, oradaki herhangi bir acı değildir, senin kendi acındır bizzat ve tam da buradadır” diyor Sezgin Kaymaz, Merve Koçak Kurt’la gerçekleştirdiği enfes sohbetinde. Bu yazı içinde o sohbetten birkaç alıntı daha yapacağım sanırım, herkesin o söyleşiyi notlar alarak okumasını tavsiye edeceğim.

Yazıya bu cümleyle başlama sebebim, “Bakele”deki hikâyelerin içinde geçen acıların, sıradan acılar olduğunu düşünmediğim için. ”Tam da buramda” bir sızı kaldığı için!

Sezgin Kaymaz’ı nicedir isim olarak biliyordum ama uğraş düzeni içinde yazarından daha kıymetli olmayan önceliklerle oyalanıp, bir şekilde okuyamamıştım. Bu üslup tatlısı insanla ve “Bakele” ile April Yayıncılık sayesinde tanıştım.

Bakele’deki hikâyeler nedir ve nereye açılır, önce biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. Bence Sezgin Kaymaz bütün yolları insana çıkan bir yazar. Eskiyen ve yenilenen her şeye inat, onca kötünün içinde yaşanabilirliği yüksek bir çatı kuruyor. Bugün bile! Gülümsetiyor, kalp burkuyor, düşündürüyor ama çok uzağa götürmüyor. ”Tam da burada” oluyor her şey. Tuhaf adamlarla tuhaf yakınlıklar kuruyoruz.  Yazının başında belirttiğim sohbetteki şu cümleleri paylaşmak istiyorum.

”Demin, beş adım önümüzde yürürken yere tüküren pis herifle aynı otobüse biniyoruz birkaç dakika sonra. Üç beş durak sonra doluyor otobüsümüz. Biz tepemizde dikilen ihtiyarın ‘Çok yorgunum…’ diyen gözlerini görmemek için uyuyor numarası yapıyoruz, ama o deminki pis herif bir telaş kalkıp yer veriyor, elinden tutup buyur ediyor ihtiyarı, oturtunca da ‘İyi misin?’ diye soruyor. ‘Rahat oturdun mu?’ Zihnen horladığımız bir adam, bizi horlukta Guinness’e sokuyor. Hayat, sadece gözümüzün içine girenlerle değil, göz ucumuzdan geçip gidenlerle beraber hayat.”

Burası bence çok kıymetli. Burada biraz kalmalı. Burada düşünmeli.

Bu cümleler beni Sait Faik’in çok sevdiğim şu satırlarından geçirmişti bir an,,

”Bu adamı da sevdim birdenbire. Demek benim dünyada dostlarım vardı. Daha yaşayabilirdik. Beyhude yere, iftiracılar, namussuzlar, yalancılar, birbirinin ekmeğini kapanlar için insanları, yaşamayı hor göremezdik.”

Kitabın “İkinci Şık” hikâyesinde yetimhanede büyüyen adamın, karısının nefretlik anne babasına ”annemler bekler” umuduyla her gece gitmesi bundan belki.

Ve daha tuhafı, ekmek almaya giderken vurulduğumuz, dolmuşta bıçaklanıp yakıldığımız, kartopu oynarken öldürüldüğümüz bu çağdan, hangi akılla geçeceğimizi bilmezken, böyle adamların varlığını düşünmekten başka tedavimiz yok.

Son günlerde her sabah içimizde bir dünya biterken, iyi ki hikâyeler kapımızı çalıyor. Sezgin Kaymaz’ın hikayeleri de onlardan oldu. Bu hikâyelerin insanları öyle dilimizden ki hiç yadırgamadık. Tanışmadık, tokalaşmadık. ”Bi’ yerde” daha önce kaynaşmıştık ya, hemen sarıldık. Dili dilimizden diyorum, yani sokaktan, sosyal medyadan, an’dan! Kuralsız ama hiç göze batmayan. Mahallenin bir güzel abisini dinler gibi okuyoruz biz onu.

”Kesintisiz dert yoktur örneğin” diyen yazar, bugün iyi ki “Bakele”deki insanların varlığıyla aşkları, acıları, yalanları, pişmanlıkları ama mutlaka insanlıklarıyla çaldı kapımızı da bu çağın derdini bir parça kesti. Okuru kendi sızısına bırakan bu hikayeler bitince sözün dokunduğu yaralarını kaşıyacak herkes tatlı tatlı…

”Neysek o değil miyiz?” diye soruyor Sezgin Kaymaz, ”Tam da oyuz!” diye yanıtlayarak peşisıra. Tam da buyuz işte!

Her yerden dağılmaya, aklı akıllılara bırakmaya, intiharlara öyle meyyaliz ki, insana, uğraş yarasına, uzakta kalanın yakınlaştırdığı bir ufak an’a, değiştirilmesi mümkün olmayan ailelerin kendini değiştiren çocuklarına ihtiyacımız var. Sezgin Kaymaz o çocukları o çocuklara anlatıyor ve diyor ki bu çağ için:

”Bu kadar basit bir şeyi niye kimse anlamıyor… Ulan var ya…”

Merve Açıkgöz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment