Egoist okur

21. yüzyılın Jules Verne’i Michio Kaku’dan hayaller, gerçekler

Japon fizikçi ve fütürist Michio Kaku’yla yaptığımız röportajda ona ilkin İstanbul’a dair izlenimlerini sordum. “Geldiğim için çok mutluyum” dedi olanca Japon zarafetiyle. Ve devam etti: “Birincisi, buraya adım atar atmaz yüzümde tarihin nefesini hissettim ve bu şehrin üç büyük imparatorluğun merkezi olduğunu hatırladım. İkincisi, ülkenizi geleceğe taşıyacak genç ve çok enerjik bir nüfusun yaşadığını fark ettim. Üçüncüsü, sanıyorum internetin ve teknolojik ilerlemelerin etkisiyle 21’inci yüzyıla hazır olduğunuzu gördüm. Umuyorum ki önünüzdeki örnekleri iyi inceleyecek ve muhtemelen Batı’nın hatalarını tekrar etmeyeceksiniz.”

Sonrasını pek hatırlamıyorum. Çılgın bir bilimkurgu filminin içine kaçmış gibiydim. Sohbetimiz sırasında Kaku’nun eşsiz enerjisine mi, dünyamızın geleceğine dair iyimser teorilerine mi, bugüne dek hep paranormalin sınırları içinde sandığım bazı olguların gayet fiziksel ve bilimsel olduğuna beni kolayca ikna edebilme becerisine mi, nesine şaşıracağımı, nesine hayran olacağımı bilemedim. Eh, neticede henüz lisedeyken evinin garajında atom parçalayıcı yapan, sonradan da Einstein’in bile bitiremediği, evrendeki her şeyi açıklayan Birleşik Alan Teorisi’ni çözen kişiden söz ediyoruz.

Ben de röportaj boyunca içimden sürekli olarak şu dileği tekrarladım: “N’olur haklı çıksın ve bu dediklerinin hepsi bir an önce gerçekleşsin!”

Gülenay Börekçi

michio kaku jules verne egoistokur gulenay borekci

“Fizikçi olduysam, sebebibi Einstein’dır!”

Size “Dünyanın en zeki adamı” diyorlar. Bu tür nitelemelerden hoşlanmadığınızı biliyorum ama yine de şunu sormak istiyorum: Diğer insanlardan daha zeki olmak insana başka sorumluluklar yüklüyor mu? Sonuçta birçok gencin rol modelisiniz.

Bilim ilerlemenin, zenginleşmenin tek aracı aslında ve sırf bu yüzden bile gençleri bu yola teşvik etmek zorundayız. Ayrıca haklısınız, bilim adamlarının üzerlerinde çok büyük sorumluluklar var, hepimiz icatlarımızın barışçıl amaçlarla kullanılmasını sağlamalı ve gençleri bilime yönlendirmeliyiz. Usanmadan, yorulmadan davet edildiğim her televizyon programına katılmamın sebebi bu.

Bilimin barışçıl amaçlarla kullanılmasından bahsettiniz…

Umarım ileri teknolojimiz daha barışçıl bir dünya inşa etmemizi de sağlar. İnterneti bu açıdan çok önemsiyorum, iktidar sahibi olmayanların güçlenmesini, dünyanın günün birinde gerçek anlamda demokrasiyle yönetilmesini sağlayacak bir güç çünkü. O zaman artık savaş falan da olmayacak. Demokrasinin demokrasiyle savaşmasına gerek olmaz ki. Geçmişin bütün savaşları krallar, kraliçeler, imparatorlar, diktatörler arasında gerçekleşti. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi, bana birbiriyle savaşan iki demokratik toplum gösterebilir misiniz?

“Fizikçi olduysam, sebebibi Einstein’dır!”

Az önceki soruma bir ek olarak; küçükken sizin rol modelleriniz kimlerdi?

Herkes bir yana, Albert Einstein bir yana… Öldüğünde gazeteler en büyük teorisini tamamlayamadan göçüp gittiğini yazmıştı.

Neydi o teori?

“Her Şeyin Kuramı”… Var olan tüm fiziksel teorileri ve olguları birbirine bağlayan kuram… Beni resmen büyülemişti. Fizikçi olduysam eğer, sebebi Einstein’dır.

Birçok projeniz, icadınız var. En önemli olanlar hangileri sizce? “İnsanlık için vazgeçilmez” denebilecek birkaç projenizi sorabilir miyim?

Az önce konuştuğumuz şey benim şimdilik en önemli çalışmam ve tek hedefim. Einstein’ın bilinen bütün fiziksel olguları tek bir denklemde bir araya toplayacak birleşik alan rüyasını onun yerine ben gerçekleştirmek istiyorum. “Sicim alanı kuramı” ve “süpersicim kuramı”nı biliyorsunuz…

Nedir diye sormalıyım aslında ama anlayamazsam diye korkuyorum…

Sicim kuramı, “her şeyin kuramı”na en yakın yerde duran bir şeydi. Üzerinde çalıştığım “süpersicim kuramı” ise parçacıkları ve temel kuvvetleri çok küçük süpersimetrik sicimlerin titreşimleri şeklinde modelleyerek onları tek bir kuramda anlatmayı amaçlayan bir deneme. Umuyorum, bu kuramın bazı bölümlerini önümüzdeki dönemde İsviçre’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda test etme fırsatı bulacağız. Biliyorsunuz bu, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’in dev projesi. Yüksek enerjili parçacık fiziği deneyleri yapılmasına imkân veren olağanüstü mekan.

Konuyu biraz değiştiriyorum. Einstein’ın Evreni, Einstein’ın Düşleri, Geleceğin Fiziği, İmkansızın Fiziği… Birçok kitap yazdınız. Şimdi ne üzerine çalışıyorsunuz?

Bugünlerde bilimin çözmeyi başaramadığı iki şeyden birini araştırıyorum, insan zihninin tabiatını…

Çözemediğimiz öteki şey nedir?

Evrenin yaradılışı.

“Verne’in 100 yıl sonrasını görebilmesi çok normaldi” 

Normal hayata dönersek, çalışmalarınız bizi somut olarak nasıl etkileyecek, sağlık, ulaşım, mimari gibi konularda neler değişecek?

BBC ve Discovery Channel için bir dizi program hazırlarken dünyanın önde gelen 300 fütüristiyle görüşme fırsatı bulmuştum. Onlardan öğrendiklerimi ve elbette kendi tahminlerimi Geleceğin Fiziği kitabımda uzun uzun anlattım. Birkaç örnek vereyim isterseniz; bilgisayar çiplerini yakında 3-5 kuruşa satın alabileceğiz.

Bu neye yarayacak?

“Bilgiyar” kelimesini artık kullanmayacağız, çünkü bilgisayarlar tümüyle ortadan kalkacak ve o çipler herkesin ulaşabileceği ve her türlü cihazda kullanılabilir hale gelecek.

Geleceği görebilmiş bilimkurgu yazarları vardı geçmişte. Günümüzün Jules Verne’leri kimler sizce?

Jules Verne ne kadar şaşırtıcı geliyor size, öyle değil mi? 1860’ta yazdığı bir romanda 1960’ın Paris’ini tüm ayrıntılarıyla olduğu gibi anlatmıştı. Tahminlerinin hepsi gerçekleşti. Kitaplarında, camdan gökdelenler, benzinle çalışan otomobiller, faks makineleri ve bugünün internetini çok andıran bir yapı vardı. Ama Verne’in 100 yıl sonrasını görebilmesi bence çok normaldi, doğaüstü bir yanı yoktu. Sonuçta sürekli bilim kitapları okuyor, bulabildiği her bilim insanıyla sohbet ediyordu.

Tıpkı sizin gibi…

Bir bakıma öyle… Sonuçta, Geleceğin Fiziği’ni yazarken benim de yararlandığım strateji buydu.

Kaku’nun uçan arabaları 

Sizin icadınız olan şu uçan arabalar, bir gün yaygınlaşacak mı?

Uçan arabalar bugün çok pahalı ve korkunç miktarda benzin tüketiyor. Dolayısıyla henüz sadece zenginler kullanabiliyor. Fakat maliyetler düştükçe, halkın kullanabileceği nesneler haline gelecekler. Açıkçası biraz zaman alacak… Fakat size bir iyi haberim var: 2020’dan itibaren otomobiller sürücüsüz çalışacak. Bu da kazaların minimuma inmesi demek oluyor. Üstelik transportation yani ulaşımın yerini teleportation yani ışınlanma alacak. Böylece bilimkurgu filmlerinde görmeye alıştığımız sahneleri gerçek hayatta yaşayabileceğiz.

“İnternete kontakt lenslerimiz aracılığıyla bağlanacağız”

Neden bilgisayarlar ve diğer akıllı teknolojik cihazlar her geçen yıl daha güçlü, daha hızlı ve açıkçası daha “çekici” oluyorlar?

Bilgisayar çipleri Moore Yasası’na uygun şekilde gelişiyor.

Nedir o Moore Yasası dediğiniz şey?

Hardware üreticisi Gordon Moore, 1965’te bilgisayarların 18 ayda bir, iki katı güçleneceğini öne sürmüştü. Görünüşe göre haklı çıktı ve tarihe geçti.

Peki sizin ideal bilgisayarınız neye benzerdi?

Tıpkı elektrik gibi görülmeyen, işitilmeyen, varlığı fark edilmeyen bir şey olurdu. Elektrik görünmezdir ama aynı zamanda her yerdedir. Tıpkı yarının bilgisayarları gibi. Gelecekte bilgisayarımızın arzu ettiğimiz bir işlemi yapması için ellerimizi havaya kaldırıp sallamamız yetecek.

Başka?

İnternet erişimini kontakt lensleriniz aracılığıyla yapacaksınız. Bir göz kırpışta online olmak harika, değil mi? Bir göz kırpışta alışveriş etmek, bir diğer göz kırpışta fotoğraf çekmek… Bir partide ilginizi çeken birini mi gördünüz? Birilerine sormanıza ya da eve gidip araştırmanıza gerek yok, kim olduğunu, geçmişte neler yaptığını ve daha birçok şeyi daha o kişiyi görür görmez öğrenebileceksiniz. Çince konuşan biri size bir şey mi soruyor, merak etmeyin, söyledikleri derhal alt yazıyla sizin dilinize çevrilecek. Sırf insanlar değil nesneler için de geçerli bu anlattıklarım, her şey hakkında her türlü bilgiye beklemeden ulaşabileceksiniz. Haritaların, biyografilerin, senaryoların, fotoğrafların, gazetelerin kontakt lensinizde depolanması gibi bir şey bu. Ve hayatımızın her alanında birçok şeyi değiştirecek. O kadar ki eğitim, turizm, siyaset, alışveriş, ordu,  aktörlük, müzisyenlik; gelecekte hiçbir meslek aynı kalmayacak.

Kulağa inanılmaz geliyor, hikaye gibi…

Ama gerçek. Daha da güzeli var aslında, eşinizle, sevgilinizle, iş arkadaşınızla sadece kontakt lensiniz aracılığıyla bağlantı kurabileceksiniz. Her an, her yerde… Ve isterseniz, sizin gördüğünüzü o da görecek yahut onun işittiğini siz de işiteceksiniz.

Telekinezi ve Iron Man efsanesi

Zihin gücüyle çalıştırabileceğimiz bilgisayarlarımız olacak mı gerçekten?

Gelecekte bilgisayarlar aracılığıyla telepati, telekinezi, bellek temizliği, hatıra aktarımı, düşünce kaydı hatta rüya görüntüleme mümkün olabilecek. İnsan zihninin bu gibi yetileri henüz en ilkel formunda ama yakında sadece düşüncelerimiz aracılığıyla bilgisayarları kontrol etmeye başlayacağız. Bir odaya gireceğiz ve bir çekmecedeki bilgisayar çipini bulup istediklerimizi yaptırabileceğiz. Anlayacağınız, The Matrix filmi hiç de o kadar uzakta değil.

Ben bu telekinezi meselesine takıldım… Ne diyorsunuz, yani insan beyni hakikaten nesneleri hareket ettirebilir mi?

Elbette. Siz korku filmlerini falan düşünüyorsunuz ama ben size işin gerçeğini anlatayım. Vücutları tamamen felç olmuş bazı insanların beyinleri artık bilgisayara bağlanabiliyor. Her şeyi yapamıyorlar belki ama e-postalarını okuyabiliyor, yakınlarına mesaj yazıyor, video oyunları oynayıp bazı mutfak cihazlarını kullanıyor hatta tekerlekli iskemlelerini kendileri yürütüyorlar. Daha doğrusu siz bilgisayarda ne yapıyorsanız, onlar da aynısını yapabiliyor. Bu insanların beyinleri normal birer kol gibi hareket edebilen kompüterize mekanik kollara bağlanabiliyor mesela. Bilgisayar günün birinde kırık omuriliği devre dışı bırakarak onun yerini alacak ve o zaman bu insanlar yeniden yürüyebilecek. Iron Man efsanesinin gerçeğe dönüşmesi an meselesi.

“Torunlarımız hep 30 yaşında kalacak…”

Anlattıklarınız çok enteresan. Lütfen beni şaşırtmaya devam edin…

Akıllı duvar kağıtlarından söz edeyim o halde. Başınız dertte ve şöyle sağlam bir tavsiyeye ihtiyacınız var diyelim, duvarla konuşmanız yetecek. Dost bir görüntü belirecek duvarda ve her türlü tıbbi ya da hukuki sorunuzu cevaplayacak. Hem de tek kuruş talep etmeden, bedavaya… Bu söylediğim çok önemli bir şey, sağlık ve hukuk sektörlerinde devrim anlamına geliyor. Televizyon gibi bir şeyden bahsetmiyorum, duvarda beliren bu görüntüler dünyanın bilgisine ulaşabilecek kadar akıllı ve maharetli olacak çünkü.

Sağlıkla ilgili başka ne gibi iyi haberleriniz var?

İç organlarınız eskidiğinde yenilerini sipariş edebileceksiniz. Hem de bizzat kendi hücrelerinizden üretilmiş olarak. Yabancıdan değil yani… Zaten günümüzde burun, cilt, kan damarı, kalp kapakçığı üretebiliyoruz. Yakında karaciğer de üretebileceğiz. Böylece “organ yetersizliği” terimi literatürden silinecek. Yaşlanma sürecinin müsebbibi olan genler de yavaş yavaş bulunuyor. Dolayısıyla daha uzun yaşayacağız.

Peki yaşlanma tamamen durdurulacak mı?

Mayadan örümcek ve diğer böceklere, farelere, tavşanlara, köpeklere ve kedilere hatta maymunlara kadar birçok hayvanın ömrünü laboratuar ortamında iki katına çıkarmayı başardık. Daha az yiyor ve daha uzun yaşıyorlar. Bilim insanları şimdi kalori kısıtlamasının niçin canlıların ömrünü uzattığını bulmaya çalışıyor. Gene de yaşlanmayı durdurmanın kesin bir yolu henüz yok. Ama belki torunlarımız 30 yaşına geldikten sonra hep o yaşta kalabilirler, kim bilir…

“Gelecekte de sağlıklı partnerler aramayı sürdüreceğiz ama aradığımızın ‘çekicilik’ olduğunu sanacağız”

“Neredeyse isteyen herkes çocuk sahibi olabiliyor artık. Bu durumda evrim nihayetlendi mi ydiye sorabilirsiniz. Bence hayır. Bazı şeyler hiç değişmeyecek. Mesela evrim hep ama hep devam edecek ve seks hayatımızda ne kadar büyük değişiklikler olursa olsun, insanlar gelecekte de sağlıklı partnerler aramayı sürdürecek. Ama işe bakın ki aradıklarının ‘güzellik’ ve ‘çekicilik’ olduğunu sanacaklar.”

“Evrimsel psikolojiye göre, cinsellikle alakalı tek istediğimiz sağlıklı partnerlerle birlikte olabilmek. Biz farkında değiliz ama bu böyle. Ve mesela güzellik sadece karşımızdaki insanın ne kadar sağlıklı olduğunu hızla algılamamızın bir yolu. Birini güzel buluyorsak, onun sağlıklı olduğunu da sezmişizdir. Diyelim ki cuma gecesi dışarı çıktınız ve bir barda içerken çaktırmadan çevrenizdeki insanları süzüyorsunuz. Amacınız beğeneceğiniz birini bulmak ve geceyi hatta sonraki zamanları yalnız geçirmemek. Fakat hoşunuza giden kişiye çarçabuk kan testi yapacak haliniz yok, değil mi? Peki yeni tanıştığınız birinin sağlıklı olup olmadığını anlamanın sağlam bir yolu geliyor mu aklınıza? Cevabı ben vereyim: Binlerce, milyonlarca yılın ustalaştırdığı görme yetinizi kullanıyor ve o kişiye dikkatle bakıyorsunuz. Bilerek değil, tamamen içgüdüsel… Evrimsel psikolojiye göre, siz karşısınızdaki kişinin güzelliğini yahut fiziksel kondisyonunu gördüğünüzü sanıyorsunuz ama aslında onun vücudundaki östrojen ya da testesteron seviyesini ölçüyorsunuz. Östrojenin belli bazı işaretleri vardır mesela: İri gözler, küçük çene ve kalın dudaklar… Bir erkeğin vücudundaki testesteron seviyesi yüksekse, o kişinin boynu kalın, çenesi sert ifadeli ve sesi biraz boğuk olur. Tabii bunlar aynı zamanda kişinin sağlıklı olduğunu, bağışıklık sisteminin iyi çalıştığını da gösterir. İşte biz bilmeden birbirimize sürekli bu gibi testleri yapıp dururuz.”

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
5 Responses to “21. yüzyılın Jules Verne’i Michio Kaku’dan hayaller, gerçekler”
  1. Serdar Erken says:

    – Kendisi “Birleşik Alan Teorisi’ni çözen kişi” değil. Böyle biri zaten yok. Teoriyi çözmek ne demek onu da bilemedim.
    – Kaku’nun “icatları”, “uçan arabayı icadı” gibi şeyler de yok. Kendisinin speküle ettiği, gelecekte olacağına dair öngörülerde bulunduğu, yön göstermeye çalıştığı şeyler var.

  2. Pelin P. says:

    Çok güzel futuristik fikirleri var Kaku’nun. Röportaj için teşekkürler.

  3. Asım TOT says:

    “Fakat size bir iyi haberim var: 2010’dan itibaren otomobiller sürücüsüz çalışacak.” demişsiniz. Herhalde bir yanlışlık olsa gerek :)

Leave A Comment