Egoist okur

Barth, Dovlatov, Buzatti, Rilke’den 7 roman

Çağdaş taşlama ustası John Barth’tan benzersiz bir kitap, “Yüzen Opera ve Yolun Sonu”. (Monokl Yayınları) Rus edebiyatının en kuvvetli kalemlerinden biri olan Sergey Dovlatov’tan “Puşkin Tepeleri”. (Jaguar Kitap) Tekinsiz hikayeleri olağanüstü lezzetli bir mizahla anlatan Dino Buzatti’den “Bir Aşk”. (Can Yayınları) Jeffrey Eugenides’in çok konuşulan, tartışılan romanı “Bakir İntiharlar”. (Domingo Yayınları) Russell Banks’ten okuru karanlığa davet eden “Tenin Kayıp Hafızası”. (Yapı Kredi Yayınları) Knut Hamsun’dan Dostoyevski’nin “Budala”sına eş değer bir roman. (Monokl Yayınları) Rilke’den bugün için de geçerliliğini koruyan bir “yaşam kullanma kılavuzu”: “Genç Bir Şaire Mektuplar”… (Nora Kitap)

Gülenay Börekçi

yeni-kitaplar-gulenay-borekci-egoistokur

Yüzen Opera ve Yolun Sonu, John Barth, Monokl Yayınları

John Barth, postmodern tekniklerin ve yalın mizahın öncülerinden biri, ayrıca bir hiciv ve taşlama dehası. Barth, iki romandan oluşan “Yüzen Opera ve Yolun Sonu” kitabıyla adını Amerikan Edebiyatı’nın devleri arasına çoktan yazdırdı.

Ah bu ben… Korkarım her şey çok önemli ve nihayetinde hiçbir şeyin önemi yok… Neden Yüzen Opera? Bu, eskiden Virginia ve Maryland gelgit suları bölgelerinde dolaşan bir gösteri gemisinin adının bir kısmıydı: Adam’ın Hakiki & Benzersiz Yüzen Operası… Kitapta anlatılanlar da kısmen o gemide geçiyor… Düşünün; gemi demir atmayacak, bunun yerine akıntıyla birlikte nehirde bir aşağı bir yukarı sürüklenecek, seyirciler nehrin iki yakasında oturacak. Gemi yanlarından geçerken, oyunun o anda oynanan kısmı neresiyse onu yakalayacaklar ama sonra başka bir parça daha yakalamak için akıntının gemiyi geri getirmesini beklemek zorunda kalacaklar, tabii hâlâ orada oturuyorlarsa. Boşlukları doldurmak için hayal güçlerini kullanmak zorundalar… Çoğu zaman neler olup bittiğini hiç anlamayacaklar ya da aslında bilmedikleri halde bildiklerini düşünecekler. Aktörleri görebilecekler ama duyamayacaklar.

Hayatın buna ne kadar benzediğini açıklamama lüzum yok. Arkadaşlarımız akıntıyla önümüzden geçerler, onlarla yüz yüze gelsek bile akıntıyla birlikte ilerlemeye devam ederler, biz de haklarında duyduğumuz söylentilerle yetinmek zorunda kalır ya da izlerini tamamen kaybederiz. Sonra tekrar gelirler; ya arkadaşlığımızı yenileriz ya da artık birbirimizi anlayamadığımızı fark ederiz.

İşte bu kitap da bu şekilde ilerleyecek, bundan eminim. Dostum, yüzen bir opera bu; tuhaflıklarla, melodramla, büyük gösterilerle, derslerle ve eğlenceyle dolu ama benim avare yazımın akıntısında gönülsüzce yüzüyor: Onu fark edeceksin, sonra gözden kaybedeceksin, ardından tekrar yakalayacaksın ve o, kâh gözünün önünde kâh uzaklarda seyrederken, olayların izini sürmek için belki de dikkatini ve hayal gücünü en iyi şekilde kullanman gerekecek…”

Puşkin Tepeleri, Sergey Dovlatov, Jaguar Kitap

Boris Alihanov, henüz hiçbir kitabını yayımlatmayı başaramamış, beş parasız bir adam olarak soluğu Puşkin Tepeleri Millî Parkı’nda alır. En azından yaz boyunca biraz para kazanacak, alkol probleminden kurtulacak ve belki hayatını düzene bile sokabilecektir. Yapacağı işe gelince; Puşkin’i tanımak isteyen turistlere parkı gezdirmektir. Hem de kızıyla birlikte Amerika’ya yerleşme planları yapan eski karısından uzakta. “Puşkin Tepeleri”, “zorluklar ve güzellikler sunan hayata sanatkârane bir bakış”ın romanı.

Saf gündelik yaşamı kurguya dönüştürme gücüyle Rus edebiyatının en büyük yazarları arasında yerini alan Sergey Dovlatov, mizahın hüzne ne denli yakıştığını da gösteriyor “Puşkin Tepeleri” adlı kitabında. Dovlatov’un ‘en şahsi romanı’ olarak nitelenen “Puşkin Tepeleri”ni Rusça aslından Ayşe Hacıhasanoğlu çevirdi.

Bir Aşk, Dino Buzatti, Can Yayınları

“Yıllarını unutmak mı istedin? Hayatına baskın yapan küçük bir kızın kötülüklerine sadece kendi gücünle meydan mı okudun? Sana uygun olmayan yabancı bir oyunda inat mı ettin? Yeniden çocukluğuna dönebileceğini mi sandın? Seninkinden bambaşka bir surat lazımdı bunun için. Maç bitti, hesap döndü. Kapılar kapanıyor, yalnızlık, boşluk, çöl, kimsenin duymayacağı sessiz çığlıklar. İşte limandasın aptal adam, ne sandın kendini?”

Kurguladığı gerçeküstü, büyülü, kimi zaman tekinsiz dünyalarda kendine özgü mizah anlayışıyla çağımız insanının huzursuzluğunun çokkatmanlı izlerini süren Dino Buzzati, “Bir Aşk” romanıyla aynı temaya farklı bir rota üzerinden yöneliyor. Modern insanın ruhundaki karmaşayı ve çaresizliği bu kez tutkulu bir aşk ekseninde hikaye eden Buzzati’nin usta işi anlatımı “Bir Aşk”te göz kamaştırıyor. Okur olarak bizler de kahramanı Antonio’nun kıskançlık, tutku, sahiplenme dürtüleri ile bir parçası olduğu burjuva toplumunun çelişkilerle yüklü ahlak anlayışı arasında çaresizce bocalayışına tanıklık ediyoruz.

Bakir İntiharlar, Jeffrey Eugenides, Domingo Yayınları

“Senin burada ne işin var tatlım? Hayatın ne kadar kötüleşebileceğini bilecek yaşta değilsin.”

“Hiç on üç yaşında bir kız olmadığınız anlaşılıyor doktor.”

Cecilia, Therese, Bonnie, Lux ve Mary; Lisbon kardeşler bu sırayla intihar edecekler. Beş güzel kız. Bir yıl içinde. Tüm mahalle yolun karşısından onları izlerken… Herkes kendince bir sebep yazacak, kısa süre sonra intiharlar yılı ülkede ters giden her şeyin simgesi olacak. Mahallenin bu kızları taparcasına sevmiş, hemen her yerden onları gözetlemiş oğlanları, hayatlarına devam edebilmek için 20 yıl sonra bile aynı sorunun cevabını arayacak: Lisbon kızları bunu neden yaptı?

Jeffrey Eugenides’in klasikleşmeye aday romanı “Bakir İntiharlar”dan bahsediyoruz. Sofia Coppola tarafından beyazperdeye de aktarılan roman, ” Middlesex” ile Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü kazanan ve çağdaş edebiyatın en önemli yazarlarından birine dönüşen Eugenides7in kaleminden gençlik ve kaybolan masumiyetin romanı. Kitabın, bizden bir yazarın, Solmaz Kâmuran’ın çevirisiyle yayımlandığını söylemekte fayda var.

Tenin Kayıp Hafızası, Russell Banks, Yapı Kredi Yayınları

Amerikalı yazar Russell Banks yeni romanında karanlıklara, günümüzün gölgede kalan dünyalarına ürkmeden, çekinmeden giriyor. Cinsel suçtan hüküm giymiş 21 yaşındaki Kid ve üstün zekâsıyla küçük yaştan itibaren dikkat çekmiş Profesör etrafında gelişen roman; olayların örgüsü, mekân kurgusu ve karakterleriyle okuru farklı bir atmosfere taşıyor. Banks, yalın, mesafeli bir dille düşkünleri, dışlanmışları, manipüle edilenleri anlatırken bizi, toplumsal, politik olayların görünen ve görünmeyen yüzleriyle baş başa bırakıyor.

1940 yılında Newton, Massachusetts’te doğan Banks bugün çağdaş Amerikan edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olarak anılıyor. Kendisi Uluslararası Yazarlar Parlamentosu eski başkanı ve American Academy of Arts and Letters üyesi olarak da tanıtıyor. İki kez Pulitzer Ödülü finalisti olan Banks, Commonwealth Award for Literature dahil pek çok ödülün sahibi. Romanlarından birkaçı: “The Reserve”, “The Angel on the Roof”, “Rule of the Bone”, “The Book of Jamaica”, “Searching for Survivors” ve sinemaya da uyarlanan “The Sweet Hereafter”. Denemelerden oluşan “Dreaming Up America” ve “The Invisible Stranger” da sayılabilir.

Gizemler, Knut Hamsun, Monokl Yayınları

“Geçen yaz ortasında Norveç’in küçük kıyı kasabalarından biri epeyce sıra dışı olaylara sahne oldu. Bir yabancı geldi; Nagel adındaki bu kendine özgü şarlatan, yığınla tuhaflık yaptıktan sonra tıpkı geldiği gibi birdenbire ortadan kayboldu. Dahası, genç ve gizemli bir kadın, kim bilir ne için, onu ziyaret etti ve ancak birkaç saat kalma cesareti gösterip kendi yoluna gitti. Ama olaylar böyle başlamıyor…”

Gözkamaştırıcı yeteneğine rağmen Knut Hamsun, edebiyat aleminin en tartışılan yazarlarından biri oldu. Hamsun, değeri yıllar içinde daha da anlaşılan çok önemli bir yazar. Bizimle aynı fikirde olan başkaları da var. İşte bir tanesi: “Nobel ödülünü hiç kimse Hamsun kadar hak etmemiştir” diyen Thomas Mann.

Elimizdeki “Gizemler” içinse Henry Miller’a başvuracağız. Kendisi, “1920 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Knut Hamsun’dan Dostoyevski’nin ‘Budala’sına eş değer sayılan muhteşem bir roman. Gizemli kurgusu ve yalın üslubuyla okuyanı hayran bırakıyor. ‘Gizemler’e duyduğum yakınlığı hiç kitaba duymadım” diyerek tartışmaya son noktayı çoktan koymuş.

Genç Şaire Mektuplar, Rainer Maria Rilke, Nora Kitap

“Belki de cinsiyetler sanıldığından daha yakındır birbirine ve dünyanın büyük yenilenmesi belki de, erkek ve kadının birbirlerini, tüm yanlış hislerden ve isteksizliklerden kurtulmuş halde karşıt iki cins olarak değil de, kardeş ve komşu olarak aramaları ve omuzlarına yüklenen o ağır cinsellik yükünü basitçe, ciddiyetle ve sabırla taşımak için insan olarak biraraya gelmeleriyle gerçekleşecektir.”

20’sindeki Franz Xaver Kappus, yazdığı şiirleri büyük edebiyatçı Rilke’ye gönderir, yanına iliştirdiği bir mektupla… Haftalar sonra, üzerinde Paris’in posta damgasını taşıyan bir mektup alır. Mektup Rilke’dendir. Aralarındaki yazışmaa 1908’e kadar sürer. Şiire, sanata, yaşama ve aşka dair muhteşem tespitlerle dolu “Genç Şaire Mektuplar”, bu bakımdan ustadan çırağa gönderilmiş bir “yaşam kullanma kılavuzu” sayılabilir.

Stefan Zweig’ın “Elinden, mükemmel olmayan hiçbir şey çıkmamıştır” dediği Rilke sizin de yol göstericiniz olsun istiyorsanız, mutlaka okuyun.

Gülenay Börekçi

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment