Egoist okur

Başkan’ın bütün kitapları

ABD Başkanı Barack Obama’nın 23 Ağustos’a kadar Martha’s Vineyard’da yaz tatilinde olacağını sağır sultan bile duydu. Hatta Beyaz Saray’ın PR’cıları sağolsun, Obama’nın orada kaldığı günlerde hangi kitapları okuduğunu, okuyacağını da öğrendik. Altı kitaplık liste perşembe günü yayınlandı. Listeyi merak ediyorsanız, hiçbirini okumadım ama ilk bakışta bana fazla “New York Times” geldi.

Gülenay Börekçi

Alan Bennett’dan şahane bir roman ve tuhaf bir soru: Okumak Kraliçe’yi bozar mı?

Başbakan’a 101 mektup gönderen yazar: Yann Martel röportajı

R. Tayyip Erdoğan ve Barack Obama’dan önce ben okudum

obama erdogan elizabeth egoistokur gulenay borekci

Krallar ve kraliçeler de okusun, başbakanlar ve cumhurbaşkanları da

ABD Başkanı Barack Obama’nın yaz kitapları listesindekileri hepimiz öğrendik. Ama buna geçmeden daldan dala, memleketten memlekete uçarak ünlü siyasetçilerin okuma zevklerine biraz bakmeye ne dersiniz? Ama ondan da önce çok sevdiğim tatlı bir romandan söz edeyim.

İngiliz aktör ve oyun yazarı Alan Bennett, “Kraliçe Kitap Okursa” adlı 2007 tarihli romanında, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’ın her gece londra’yı gezen ve arada sarayının yakınlarına kadar gelen gezici kütüphane sayesinde tam bir kitap kurduna dönüşmesini anlatıyordu. Kraliçe Balzac’tan Nabokov’a, Proust’tan Ian McEwan’a, eline geçen her kitabı yutarcasına okuyor, hatta sarayda kitaplardan konuşabildiği tek kişi olan eşcinsel aşçı yamağı sayesinde “yer altı” edebiyatını da keşfediyordu. Sonrası şahaneydi. Her gece sabaha kadar kitap okuduğu için görevlerini aksatıyor, siyasi düzeni sorguluyor, protokol yemeklerinde muhafazakâr siyasetçilere bile Jean Genet gibi aykırı ruhlardan söz ediyor, en beteri de başka hayatlara daldıkça insanları anlamaya, sevmeğe başlıyordu.
Bennet’ın kitabını sevme sebeplerimin başında, edebiyatın eşsiz dönüştürücü etkisini, onun karşısında toplumsal hiyerarşinin sıfırlandığını ve her okurun eşit hale geldiğini anlatması geliyordu. Bennett cevabını çok merak ettiğim şu şahane soruyu da soruyordu: “Devlet başkanları daha çok okusa, dünya neye benzerdi?”

“Kendimi hoş kokulu bir mum gibi hissediyorum”

İşte Alan Bennett’ın romanında II. Elizabeth’in ağzından yazılmış bir bölüm:

“Kimileri çok adi hırsızlar ve şerefsizler olan, eşleri de kendilerinden farksız devlet başkanlarıyla tanıştım, hatta onları bizzat ağırladım. Beyaz eldivenli elimle, kana bulanmış elleri sıktım, çocuk katletmiş adamlarla kibarca konuştum. Çeşitli hükümetlerim sırasında, tedbirsiz ve utanç verici kararlara, sadece pasif bir şekilde de olsa, katılmaya zorlandım. Kraliçe olmak için gereken en mühim şey, uzun ve sağlam bir çift çizmedir diye düşünerek, pisliğe ve kana bata çıka yürüdüm. Bazen kendimi hoş kokulu bir mum gibi hissediyorum, düzenin güzel kokmasını sağlamak ya da siyaseti havalandırmak için yaratılmış gibi…”

Uzun bir girizgâh oldu, farkındayım. Ama işte Obama’nın yaz tatilinde okuyacağı kitapların açıklanması bu soruyu yeniden hatırlamama vesile oldu.

Başbakana 101 tavsiye

Kanada Başbakanı Stephen Harper’a dört yıl boyunca bıkmadan usanmadan mektup yazarak toplam 101 roman, oyun, öykü ve çizgi roman tavsiye eden ünlü yazar Yann Martel’i de unutmamak gerek. “Pi’nin Yaşamı’nın yazarı Martel, arkadaşım Alihan Mestçi’ye verdiği röportajda şöyle söylemişti: “Her siyasetçi iyi okur olmalı gibi bir kaide yok ama tabii okumayanlar iyi lider olma şansını pek yakalayamıyor. Başbakan Harper, okumayan ve hiç seyahat etmemiş biri. Bunu tutucu politikalarında görebilirsiniz. Çok fırsatçı, beslendiği herhangi bir kaynak yok. Ayrıca çok güçlüymüş gibi davranan zayıf bir lider; her şeyi bildiğini söyleyen ama aslında hiçbir şey bilmeyen insanlardan. Dört yıl boyunca ona toplam 101 adet roman, oyun, öykü ve çizgi roman gönderdim. Çünkü sanat sadece eğlence aracı değildir, aynı zamanda sorgulamanın ve tartışmanın da bir yoludur.”

Motosiklet bakım sanatı ve kediler

Bu noktada Orhan Pamuk’u hatırlamak şart… Pamuk, üç yıl önce New York Times’a verdiği röportajda kitaplarla ilişkisini anlatmış, bu arada ABD Başkanı Barack Obama’ya ve o tarihte başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a birer okuma tavsiyesinde bulunmuştu. Obama’ya uygun gördüğü kitap, bilgisayar programcısı Robert Pirsig’in 1974’te yazdığı “Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı” olmuştu. Japon yazar Natsume Soseki’nin zeki bir kedinin ağzından yazdığı ve okuru “aşırı Batılılaşmanın şeytani tehlikelerine karşı” uyardığı romanı “I Am a Cat” (Ben Bir kediyim) ise Pamuk’un Erdoğan’a tavsiye ettiği kitaptı.

Erdoğan’ın aradan geçen sürede “I Am A Cat”i okuyup okumadığını açıkçası bilmiyorum. Barack Obama’nın yaz listesinde “Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı” yok. Eh, demek ki bazı tavsiyeler suya yazılmış gibi kaybolup gidiyor…

Obama’nın bu yaz okuyacağı kitaplar

James Salter’ın “All That Is”, Anthony Doerr’in “All The Light We Cannot See”, Elizabeth Kolbert’in “The Sixth Exthinction”, Jhumpa Lahiri’nin “Lowland”, Ta-Nehisi Coates’un “Between The World and Me”, Ron Chernow’un “Washington: A Life” adlı romanları var. Bunlardan yalnızca iki tanesi dilimize çevrildi.

Anthony Doerr’ın Koridor Yayıncılık’tan çıkan kitabı “Göremediğimiz Tüm Işıklar” 52 haftada 1 milyon satmış ve birçok eleştirmen tarafından göklere çıkarılmış.

Romanın konusu kısaca şöyle: Gözleri görmeyen 15 yaşındaki Marie-Laure, bir müzede kilit ustası olan babasıyla Paris’te yaşamaktadır. Babası ona yaşadıkları mahallenin mükemmel bir minyatürünü yapmıştır. Her yeri parmaklarıyla ezberleyen genç kız dışarı çıktığında evinin yolunu bu şekilde bulur. Fakat çok geçmeden savaşın kara bulutları şehrin üzerine çöker, Marie-Laure da yanında müzeye ait içi sırlarla dolu bir taşla birlikte, Saint-Malo’da deniz kenarında bir evde yaşayan ve yirmi yıldır dışarı adım atmamış olan amcasının yanına gitmek zorunda kalır. Bu arada Almanya’da bir yetimhanede büyüyen madenci Werner’i tanırız. Bembeyaz saçları ve meraklı zihniyle Werner özel bir çocuktur, karşılaştığı her elektronik aleti dakikalar içinde tamir edebilmektedir. Yeteneği bir subayın dikkatini çeker ve Werner, sonradan bir katil ordusu olduğunu öğreneceği özel bir okula gitme fırsatı elde eder. İkilinin kaderi Saint-Malo’da kesişecektir.

Pulitzer ödüllü Jhumpa Lahiri’nin kitabı “Saçında Gün Işığı” ise Domingo Yayınları’ndan çıkmış. Kısa bir kitap arkası özeti geçiyorum:

“Çoğu insan kendi tercih edeceği biçimde gelişeceğini farz ederek güvenir geleceğe. Onu körlemesine planlar, mümkün olmayanı öngörür. İradenin işleyişi böyle. Hayata amaç ve yön veren şey bu. Orada olan değil, olmayan şey.”

Adanmışlıklarla ayrılmış, trajediyle birleşmiş iki kardeş. Geçmişle lanetlenmiş bir kadın. Devrimle darmadağın olmuş bir ülke. Kendi yitmiş, bedeli kalmış bir aşk. Günümüzün en önemli yazarlarından Lahiri’den, üç nesil ve iki ülkeye yayılmış büyüleyici bir roman.

Erdoğan’ın sevdiği şairler, yazarlar

Konuşmalarında zaman zaman Nazım Hikmet’ten de dizeler alıntılayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2015 yaz kitapları konusunda bir bilgimiz yok. Fakat birkaç yıl önce “The İstanbul Review” adlı dergiye edebiyatla ilgili verdiği uzunca röportajda sevdiği yazarları, şairleri anlatmıştı. Çocukken sevdiği masallardan da söz ediyordu, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Falih Rıfkı Atay’dan da. Hatta röportajın bir yerinde sansürün tehlikelerinden söz ederken şair Ece Ayhan’ın “Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük” dizesini anıyordu.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment