Egoist okur

YALANCILARI TANIMA KILAVUZU… Sizin de ihtiyacınız olabilir!

Yalan yakalama tekniklerini bitkiler üzerinde yaptığı biyolojik deneyler sırasında geliştiren eski bir CIA ajanının kurduğu Backster School of Lie Detection, her yıl yeni ‘yalan avcıları’ yetiştiriyor.

İşte okulun hikayesi ve yalan avcılarından günlük hayatımızda yararlanmak üzere öğrendiğim birkaç faydalı ipucu…

Antik Yunanlar ve Hindular yalancıları nasıl tespit ederdi? Bitkiler niçin insanlardan daha dürüsttür? Yalan yakalama eğitiminde neden tarih, psikoloji ve hukuk öğretilir? Ses gerilim çözümleyicisi ne demektir? Bir yalancıyı hal ve hareketlerinden tanımak mümkün müdür? İnsanların kaçta kaçı yalan söyler? Nereden de geldiyse aklıma?

Ha bu arada, okulun kurucusu olan ve “bitkilerin dilini anlayan adam” olarak nam salan Cleve Beckster‘ın hikayesi de epey enteresan… Hakkındaki ilk bilgileri noetik bilimci Lynne MacTaggart‘ın “Niyet Deneyi” ve “Alan” adlı kitaplarından öğrenmiştim. (Lynne Mac Taggart’ın büyüleyici çalışmaları için şuraya bakabilirsiniz: Sihire benzer bir bilim dalı) Size de tavsiye ederim. Bilim değilse bile, gerçekten çok heyecanlı…

Gülenay Börekçi

yalan okulu egoistokur gulenay borekci (2)

İhtiyacınız olabilir: YALANCILARI TANIMA KILAVUZU

Kaba bir sınıflandırma olabilir ama 1980’lerin oburluk çağı olduğu söylenirdi; para, seks, gösteriş, tabii ki yiyecek içecek konularında, yani aslında akla gelebilecek her şeyde… 1990’lar hem şahsi, hem toplumsal şiddet çağı oldu. Görünen o ki; 2000’lerde hükün süren ölümcül günah ‘yalan’. ‘Ben aslında öyle dememiştim’ çağında yaşıyoruz. Ve Pinokyo misali sürekli yalan söylüyoruz. Ben onunla birlikte değilim… Ben o paralardan tamamen habersizdim… Yok canım, sen o kadar şişman değilsin ki… Karımı hiç aldatmadım… Bu çağ, “üç maymun” çağı. “Görmedim, duymadım söylemedim” hakimiyetinde yaşanan sırlar ve yalanlar zamanı.

Öte yandan insan, bu belki de iyi bir şey diye geçiriyor içinden. Öyle ya; sürekli gerçeği söylemeye başlasaydık, dünyada ne arkadaşlıklar, ne evlilikler ayakta kalabilirdi. ‘Aşk’ diye bir kavram bile icat edilmezdi. Hatta insanlık yerle bir olurdu.

Biyolog ve poligrafi uzmanı Cleve Backster, “Yalan söylemek çok uzun süredir günlük hayatımızın bir parçası oldu” diyor. “Yalan söylemeden günü tamamlayamaz hale geldik, belki de birçok kişi için sağ kalmanın tek yolu budur.”

Yalan yakalamayı bitkilerden öğrendi

Eski bir CIA ajanı da olan Backster yalan konusunda akla gelen 1 numaralı uzman. Hem bitkiler ve hayvanlar üzerinde yaptığı şaşırtıcı parapsikolojik deneylerle tanınıyor, hem de yalan araştırmalarıyla… Sorgulanan kişilerin söyledikleri yalanları yakalayan poligrafları icat edip CIA’nın II. Dünya Savaşı ve sonrasında kullanmasını sağlayan Backster şu anda kendi adını taşıyan Backster School of Lie Detection’ın, yani bir ‘Yalan Yakalama Okulu’nun kurucusu.

Hikaye tam olarak şöyle… Yalan konusunda ABD’nin bir numaralı uzmanı sayılan Backster 1960’larda tesadüfen bir poligrafın, yani yalan yakalama cihazının o sırada mekanda bulunan bitkilerin algılarını da kaydedebildiğini gözlemliyor. Bitkiler insanların birbirlerine yönelik saldırgan düşüncelerini, olumsuz niyetlerini ve acılarını hemen algılayarak tepki veriyorlar ve bu da poligrafa kaydediliyor. Yani odada aklından karşısındakine tokat atmayı geçiren biri varsa, bitkiler bunu algılıyor ve kendi dillerinde hoşlanmadıklarını ifade ediyorlar. Ya da kederli biriyle birlikte, tabii gene kendi üsluplarıyla, ‘üzülüyorlar’. 1960’larda yapılan bu keşif büyük fırtına koparıyor. Bunun üzerine ‘yalan avcısı’ Backster benzer deneyleri önce bakteriler, sonra hayvanlar, nihayetinde de insanlar üzerinde tekrarlıyor. Ve her seferinde aynı sonuçları elde ediyor. Yani biri eğer bize saldırmayı düşünüyorsa, biz bunu bilmesek de bir şekilde algılıyoruz ve bu da ruh halimizin kararmasına sebep oluyor. Backster’a göre bu deneyler, “Bütün canlıların birbiriyle hücresel düzeyde, kendileri farkında olmasalar bile etkileşim halinde olduğunu kanıtlıyor”.

Bu müthiş keşfin ardından da CIA’daki aktif görevinden istifa ediyor. Ve bir yandan kendini bitkiler, hayvanlar, insanlar olarak hepimizin aynı devasa organizmanın parçaları olduğumuzu kanıtlamak için daha ciddi araştırmalar yapmaya adarken, bir yandan da o araştırmalara mali kaynak temin etmek amacıyla San Diego’da Backster School of Lie Detection’ı, yani dünyanın ilk yalan okulunu kuruyor.

Yalan yakalama eğitiminde tarih, psikoloji ve hukuk da öğretiliyor

Backster School of Lie Detection‘ın yöneticilerinden Gregory C. Adams’dan aldığım bilgilere göre, Backster School of Lie Detection’daki yalan yakalama kursları çoğunlukla CIA gibi istihbarat kuruluşlarının öğrencileri için düzenleniyor. (Bu arada yönetici falan dediğime aldırmayın, o kadar da büyük bir kuruluş değil aslında burası, gayet kendi halinde bir yer.) Bir kursu tamamlamak için 320 saat ders almak gerekiyor. Sınıflarsa en fazla 30 kişiden oluşuyor. Eğitim bittiğinde elinizde resmi bir yalan avcısı sertifikanız oluyor. Resmi olarak diploma sahibi olabilmeniz içinse onaylanmış bir kurumda 30 poligraf deneyiminden, yani yalan avcılığından doğru sonuçlar elde ederek alnınızın akıyla çıkmanız şart. Dersler arasında yüksek teknolojiyle üretilmiş poligraf cihazlarının kullanımı öğrenmek ve psikoloji bilgisiyle insanları daha iyi tanıyarak gözlem yapma yeteneğini geliştirmek de var. Ayrıca tarih, ileri sorgulama teknikleri, ayrıca bu tekniklerin etik gereklilikleri, poligraf grafikleri okuma sanatı gibi dersler de öğretiliyor. Okuldan mezun olabilmek için hatırı sayılı düzeyde bir hukuk bilgisi edinmiş olmanız da önemli, yoksa mezuniyet belgesi almayı unutun. Zira poligraf kullanarak birinin yalan söyleyip söylemediğini öğrenebilmek yasal açıdan öyle herkesin yapabileceği bir iş değil, belli yetkilere sahip olmayı gerektiriyor.

Poligraflardan önce de ileri teknikler vardı

“Zehir saçan biri fark edilebilir” diyor, M.Ö. 900’de kaydedilmiş Hindu kutsal kitapları Vedalar. “Soruları cevaplamaz ya da kaçamak cevaplar verir. Saçmalar. Ayak başparmağını yere sürter, titrer, yüzü solgunlaşır, parmaklarıyla saçını çekiştirir ve evden uzaklaşmak için her yolu dener.”

Yalanı anlamak konusunda davranışlarımız aracılığıyla ne sağlam ipuçları verdiğimizi çözmüşler gibi görünüyor.

Birkaç yüzyıl sonra eski Yunanlar ise psikolojik tespitlerde bulunuyorlar yalanı yakalamak için. Hatta şüphelenilen kişinin nabız atışlarını sayıyorlar. Mesela tarihçi Plutarkhos’a göre, Kral Nicator’un oğlu hastalandığında hiçbir hekim derdini çözememiş. Sonunda ünlü Erasistratus’u çağırmışlar. O da üvey annesi Stratonice’nin adı geçtiği zamanlarda genç prensin nabzının düzensiz atmaya başladığını keşfetmiş. Böylece teşhis gerçekleşmiş: Aşk hastalığı.

Vedaların ve Yunanların yararlandığı iki yöntem bugün de bir dereceye kadar geçerli.

VSA: Ses gerilim çözümleyicisi

Gırtlağımızdaki kasların titreşim frekanslarını tespit eder ve gergin olduğumuz zaman bu titkreşimlerin belirgin bir şekilde düşeceği teorisine dayanır. Tartışmalı bir yöntemdir. Yalan söylediğimizde sesimiz gergin çıkacaktır ama sesimiz her gergin çıktığında yalan söylüyor olmayabiliriz. Neticede poligraflar, yani yalan makineleri bile yanılmaz değildir. Öte yandan, pek önerilmiyor ama siz de eğer bir akatör yalan avcısı olmak istiyorsanız, bilgisayarınıza yükleyerek kullanabileceğiniz bazı software‘ler var.

Pinokyo’ları tanıma kılavuzu

> İnsanın başkalarının yalanlarını yakalaması sevgilisinin ya da eşinin yalanlarını yakalamasından daha kolaydır. Yalan yakalamak ojektif olmayı gerektirir. Poligraf da zaten bu yüzden icat edildi.

> Karşınızdaki kişinin konuşmasındaki ayrıntı eksikliği, akla yatkın olmayan, mantıksız cevaplar vermesi, geçmiş zaman kipini aşırı kullanarak muğlak kelimelere ve olumsuz ifadelere yer vermesi yalan ihtimaline işaret ediyor.

> Konuşurken dudaklarını ikide bir sımsıkı birbirine bastıran kişi yalan söylüyor olabilir.

> Gereksiz ayrıntılarla süslü muğlak ifadeleri ve tekrar tekrar aynı kelime ya da söz gruplarını kullanan kişiden şüphelenmek gerek.

> Şahsi bir soru sorulduğunda “Ben” ifadesi kullanmadan cevap veren ya da kendinden üçüncü tekil şahıs olarak söz eden kişi büyük ihtimalle yalancıdır.

> Birinin ara sıra geçmişe dönerek aynı şeyi yeniden anlatması ama küçük ayrıntıları değiştirmesi de şüphe çekicidir. Hızlı hızlı konuşması ya da soruları cevaplamadan önce uzun sessizliklerden yararlanması da öyle…

> Ayrıntılı ama gerektiğinde doğrulanabilir bilgi içeren cevaplar güvenilirdir. “Gece arkadaşlarlaydım, zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişim” gibi bir cevaptansa, “Gece çocuklarla Yakup’ta içmeye başladık, oradan Otto’ya geçecektik ama yer yoktu, biz de Babylon’daki konsere uğradık, cuma olduğu için her yer kalabalıktı, gene de çok eğlendik, sonra evlere dağılacaktık ama polis çok içmiş olan Ahmet’in arabasını çevirdi ve böylece geceyi karakolda tamamladık” gibi bir ifade tercih sebebidir.

Siz gene de önleminizi alın…

> Bir insanın hem ne dediğini dinleyin, hem de bunu nasıl söylediğini… Karşınızdakinin kullandığı kelimeler ve bunları söyleme biçimi vücut dilinden çok daha önemlidir.

> Yalanı, yalancı için duygusal ve kişisel olarak önemli kılın. Şöyle ki; ortada kaybetme riski varsa kişinin yalan konusundaki becerisi zayıflar. Sizi aldattığını düşündüğünüz partneriniz, sonunda onu kesinlikle terk edeceğinizi bilirse, açık verecektir.

> Etkileşime girmeyip gözlem yapın. Tıpkı bir gazeteciymişsiniz de, hiçbir duygusal bağınız olmayan biriyle röportaj yapıyormuşsunuz gibi.

> Ona yalanlarını hazırlaması için zaman tanımayın. Beklemeden sorun, öğrenin.

İşte insanlığın yalan haritası

Sel Yayıncılık’tan çıkan ‘İlişkilerde, İşte ve Yaşamda Yalanı Yakalamak’ adlı kitapta Gallup Poll’un yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği bir anketten söz ediliyor. (Anketin konusu yalan olduğu için cevapların güvenilirliğinden elbette şüphem var, yani katılanlar doğruyu söylememiş olabilirler, yine de ortaya çıkan sonuçlar hayli manidar.)

> Yüzde 25 son 24 saat içinde en az bir kez yalan söylediğini kabul etti. Kalan yüzde 75 ise son 24 saat içinde herhangi bir biçimde yalan söyleyip söylemediğinden emin olamadığını ifade etti.

>  Son 24 saat içinde hiç yalan söylemediğini iddia eden, sadece yüzde 8 oldu.

> Katılımcıların yüzde 31’i kendilerine bir ya da daha fazla kişi tarafından yalan söylediğini düşünüyordu.

> Yüzde 37 alçakgönüllü davranmadı ve yalan konusunda çok yetenekli olduğunu öne sürdü.

> Yüzde 45 her an yalan söylemeye hazırlıklı olduğunu belirtti.

> Yüzde 43 komşularına, yüzde 41 arkadaşlarına ‘gerekli zamanlarda’ yalan söylediğini kabul etti ama bu konuda herhangi bir rahatsızlık duymadığını da sözlerine ekledi.

> Yüzde 20 sigorta şirketlerine yalan söylediğini itiraf etti.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
One Response to “YALANCILARI TANIMA KILAVUZU… Sizin de ihtiyacınız olabilir!”
Leave A Comment