Egoist okur

BİR ZAMANLAR BLOGGING: Montaigne’in denemeleri

Bazı kitaplarla aranızda ilk görüşte aşk olur. Daha kapağını görür görmez içinizde coşkuya benzer bir şey kabarır ve “Bunu hemen okumalıyım” dersiniz. Kendinizi kitabın isminin yahut kapağının vaadettiği dünyaya yakın hissettiğinizden mi, yoksa size o kitapta hayatınızı kolaylaştıracak, güzelleştirecek bir sır varmış gibi geldiğinden mi, bilemem…

İşte Sarah Bakewell’in yazdığı ve tam adı “Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne’in Hayatı ve Cevaplamak İçin Yirmi Teşebbüs” adlı kitabı ilk gördüğüm an bana öyle oldu. Bir kişisel gelişim kokusu yaydığı kesindi ve bu pekala bir eksi puan bile olabilirdi. Öte yandan “Nasıl yaşanır” gibi geniş kapsamlı bir sorudan yola çıkılarak yazılmış bir kişisel gelişim kitabının hiç de sıradan bir şey olamayacağı kesindi.

Dolayısıyla en iyisi vakit kaybetmeden okumaya başlamaktı…

Kitaptaki en önemli şey bence şuydu: Sarah Bakewell, 16. yüzyılın “Denemeler” yazarının, günümüz bloggerlarının öncüsü sayılması gerektiğini söylüyordu. Bakalım…

Gülenay Börekçi

montaigne egoistokur sarah bakewell domingo

O büyük soru ve türevleri

Çeşit çeşit insanla nasıl geçinilir, sevilen birinin kaybı nasıl atlatılır, ağlayan komşu nasıl teselli edilir, insan kusurlarıyla nasıl barışır? Rönesans asilzadesi Michel Eyquem de Montaigne’e göre bunların hepsi, yanıt arayan o büyük sorunun türevleriydi: Nasıl yaşanır?

Montaigne bu soruya kendi yaşadıklarını ve hissettiklerini yazarak cevap aradı. Ahkâm kesmedi, “Şöyle yapmalısınız” demedi. Ve dürüstçe kendini anlatırken, bize aynı zamanda kendimizi anlatmayı başardı. İster çağdaşı olsun, ister günümüzde yaşasın insanlar onu anlamaya çalışırken, kendilerini daha iyi anladıklarını fark ettiler. Bu yüzden “Denemeler” adlı kitabı çıktığı günden itibaren bir çoksatan daha doğrusu “hep satan” oldu. Pascal’dan Virginia Woolf’a, Nietzsche’den Zweig’e kadar pek çok mühim insan onu bir kitaptan çok bir hayat arkadaşı olarak gördü.

Bütün bunlar yeterince ilgi çekiciydi ama beni kalbimden yakalayan esas şey yazar Sarah Bakewell’in Montaigne için “bloggerların atası” tanımını kullanmasıydı. Blogger camiasının bir ferdi olan ben bile blogging’in 20’inci yüzyılın sonunda doğduğunu sanıyordum, halbuki Bakewell’e göre hiç de öyle değildi. Teknolojinin ilerlemesi dijital günlük yani blog tutmayı ve bunu anında başka insanlara iletmeyi mümkün kılmış olsa da her gün yaşadıklarının kaydığını tutan, olaylara fikirlerini, fikirlere duygularını katan ve kendinden yola çıkarak yazdıklarıyla okuyan herkesin ruhuna ayna tutan ilk insan 16’ıncı yüzyıl asilzadesi Montaigne’di.

Bridget Jones’un erkek olanı

Daha açık seçik anlatırsam; 16’ıncı yüzyılın deneme yazarları günümüzde şekil değiştirerek blogger olmuştu. Günlük bir rutinle ve belirli bir düzen çerçevesine hapsolmadan kendilerini yazan insanlara “blogger” diyorduk. Ve iyi bir denemey yazarını yahut iyi bir blogger’ı okuyunca mutlaka şu yorumu yapıyorduk: “Vay, be tam da benim düşündüklerimi yazmış.” Blogger’ların öncüsü sayılan Bridget Jones’u hatırlayın… Fazla kilolarından, bir türlü iş bulamayışından, sigara bağımlılığından, erkeklerle yaşadığı bitmek tükenmek bilmeyen sorunlardan ve zaman zaman da politik meselelerden bahsediyordu. Montaigne Bridget’ın daha akıllı ve derin olanı sayılır… Genellikle kısaltılmış versiyonlarıyla yetindiğimiz ama toplamda binlerce sayfayı bulan “Denemeler”inde hayatının sıkıntılı ve mutlu anlarını yazmış. Kimi zaman cinsellikten söz etmiş, kimi zaman politikadan… Araya dünya meseleleri ve sanat girmiş. Hepsi karışmış ve ortaya şahane bir kargaşa, yani hayat çıkmış.

Geçen hafta konuştuğum Sarah Bakewell şöyle anlattı bunu: “Elinde ne elektrik vardı ne de bilgisayar ve internet ama hiçbir modern teknolojik imkana sahip olmasa da Montaigne sahiden günümüz blogger’larına benziyor. Bir kere, o da bloggerlar gibi sürekli kendinden bahsediyor ve en mahrem duygularını çekinmeden okurla paylaşıyor. İkincisi ve bence daha önemlisi, bunu yaparken kronolojik sıra izlemiyor. O an aklına ne gelirse onu yazıyor ve en ağır konuları eğlenceli anekdotlarla, en absurd fikirleri trajik dokunuşlarla zenginleştiriyor. Böylece daldan dala atlayan, konudan konuya uçan bir yazar buluyoruz karşımızda.”

Hamlet aslında Montaigne miydi?

Sarah Bakewell’in kitabından Montaigne’le ilgili öğrendiğim en enteresan şey “Denemeler”in 19’uncu yüzyıl İngiltere’sinde Laurence Sterne’e modern romanın başlangıcı sayılan “Tristram Shandy”yi yazması için ilham vermiş olması.

Gerçi “Denemeler” çok daha öncesinde de birilerinin dikkatini çekmişti. Mesela “gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarı” William Shakespeare, ünlü karakteri Hamlet’i Montaigne’den yola çıkarak şekillendirmişti. Hamlet de Montaigne gibi sürekli olarak kendini kurcalıyor, herkesinkilerden önce kendi kusurlarını görüyor, hayata dair şüpheler geliştiriyor ve kararsızlıklar içinde kıvranıyordu.

Shakespeare satır aralarına bir masal formunda kendi hayatından enstantaneleri gizlediği veda oyunu “Fırtına”nın en önemli tiradlarından birinde de Montaigne’in “Denemeler”inden uzunca bir bölümü kullanmıştı. Fakat belki de Shakespeare ve Montaigne’in yaşadığı dönem, düşünürlerin, edebiyatçıların, daha doğrusu okuyan yazan herkesin her şeyden şüphe etmesini, kendini sorgulamasını, gerektiriyordu, kim bilir…

“Beni anlatan yine benim, kusurlarım ve doğal halimle…”

“Bu, iyi bir niyetin kitabıdır, okuyucu. Ben burada âilemden ve özel dostlarımdan başka kimseye hizmet etmek istemediğimi sana baştan söyleyeyim. Ben ne sana hizmet etmeyi düşündüm, ne de ün kazanmayı; benim gücüm böyle bir amaca yetecek kadar değil. Ben bunu yakınlarıma ve dostlarıma kolaylık olsun diye yazdım: Beni yitirdikleri zaman (bunu güzelce kutlayabilirler), yaşamımdan ve mizacımdan kimi özellikler bulabilsinler; bu kitap aracılığıyla, benimle ilgili bilgileri daha tam ve canlı olsun. Eğer ben kendimi insanlara beğendirmeye çalışsaydım, daha iyi süslenir ve kendimi daha bir incelikle tanıtırdım. Beni özenli ve yapay halimle değil; sade, doğal ve sıradan bir insan halimle görsünler. Çünkü beni anlatan yine benim. Kusurlarım ve doğal durumum, kamu terbiyesinin izin verdiği ölçüde görülecektir. Eğer ben de doğanın ilkel yasalarının tatlı özgürlüğü içinde yaşayan insanlar arasında olsaydım, kendimi gönüllü olarak baştan sona ve tam çıplak halde ortaya koyardım. Demek ki ben burada kitabın hammaddesinden başka bir şey değilim: Boş zamanlarını bu kadar havaice ve boş şeyler için harcaman akıllıca olmaz. Öyleyse hoşça kal.”

Montaigne’in “Denemeler”e yazdığı önsözden

Bir soru ve 20 cevaplama girişimi

“Nasıl Yaşanır ya da Bir soruda Montaigne’in Hayatı ve Cevaplamak İçin Yirmi Teşebbüs” adlı kitabın tam olarak neyi anlattığına dair bir özete ihtiyacı olanlar için bölüm başlıkları. Soru hepsinde aynı: Nasıl yaşanır? cevaplara gelince…

1. Ölümü dert etmeyin

2. Dikkatinizi verin

3. Doğun

4. Çok okuyun, okuduklarınızın çoğunu unutun ve kalın kafalı olun

5. Sevdikten ve kaybettikten sonra ayakta kalın

6. Küçük oyunlar oynayın

7. Her şeyi sorgulayın

8. Dükkanın arkasında size ait bir oda bulunsun

9. Candan olun, başkalarıyla birlikte yaşayın

10. Alışkanlık uykusundan uyanın

11. Ölçülü yaşayın

12. İnsanlığınızı koruyun

13. Daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yapın

14. Dünyayı görün

15. İşinizi iyi yapın ama çok da iyi yapmayın

16. Tesadüfen filozof olun

17. Her şeyi iyice düşünüp taşının, hiçbir şeyden pişman olmayın

18. Kontrolü bırakın

19. Sıradan ve kusurlu olun

20. Bırakın da yanıtı hayat versin

Gülenay Börekçi

Nasıl Yaşanır, Sarah Bakewell, Domingo Yayınevi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment