Egoist okur

Bir ön sevişme şekli olarak dondurma

Bu yazıyı geçen sene, İslamcı yazar Emine Şenlikoğlu, “Dondurma firmalarının amacının satış yapmak değil ‘rezilliği ve fuhşıyatı’ normal göstermeye çalışmak olduğunu ve ahirette onlardan davacı olacağını” söylediğinde yazmıştım. Yani şöyle… Düşünmüş, düşünmüş, Kraliçe Victoria’nın günümüz şubesi gibi davranan Şenlikoğlu’na yardımcı olmak için sadece dondurmanın değil, çikolata, kremalı pasta, meyveli puding, kiraz, çilek, incir, şeftali, limon suyu, yumurta sarısı, sebzeli Çin çorbası gibi cinselliği çağrıştıran (!) başka “tehlikeli” imgelerin de reklamlarda, filmlerde yıllardır kullanıldığını hatırlatayım demiştim… Belki ahirette onlardan da davacı olmak ister diye.

İşte Egoist Okur’un küçük ve leziz haz anları rehberi… 

Gülenay Börekçi

dondurma yemek egoistokur gulenay borekci 1

“Ne cinsellik mi, yok daha neler?”

İngiliz Filolojisi’nde okuduğum yıllarda en şaşırdığım şey, 19’un yüzyıl İngiliz tiyatrosunda sansürün ne kadar etkili olduğunu görmekti. Kraliçe Victoria döneminde yazılan oyunlarda masanın, sandalyenin bacağından söz edilmesi, oyun yazarının ve sahneye koyanların ceza alma sebebiydi. Mâlum, masanın bacağı başka bacakları, dolayısıyla da çıplaklığı ve cinselliği hatırlatabilirdi.

Masalar ve bacakları çoktandır özgür. Ama masanın bacağından korkan zihniyet varlığını sürdürüyor. Son yaşadığımız şu dondurma hadisesini alın… Hani İslami kesimden yazar Emine Şenlikoğlu dondurma firmalarının amacının satış yapmak değil, “rezilliği ve fuhşıyatı” normal göstermeye çalışmak olduğunu öne sürerek “O rezil ürünleri alanlarla bu dünyada görüşemeyeceğimiz belli ama ahirette hepsinden davacı olacağım”demişti ya; işte o.

Emine Şenlikoğlu’nun muhafazakarlıkta zirve yapan sözlerinin ardından Twitter’da dondurmalı mesajlar dalga dalga yayıldı. Herkes Şenlikoğlu’nun fuhuşla cinselliği bir tutmasına, “o rezil reklam ürünlerini alanları” günahkâr diye nitelendirmesine haklı olarak tepki gösteriyordu. Şenlikoğlu sonunda yarım ağızla da olsa, “Değerli takipçilerim, biraz şirazeden çıktım sözleriyle özür diledi.

Öte yandan bu olaydaki dondurma, masanın bacağından farklıydı, çünkü reklamlarda görülen cinsiyetçi yaklaşım feministler tarafından zaten yıllardır eleştiriliyordu. Yine de sanki böyle bir şey ilk kez dile getiriliyormuş gibi davranıldı, kimileri şaşkınlığını “Ne cinsellik mi, yok daha neler?” tavrıyla gösterdi.

Bir özgürlük ve haz kapısı mı?

Oysa dondurma reklamlarında sahiden de en çok cinsellik ve kadın bedeninin kullanıldığını pekala biliyoruz. Dondurma çubuğunun elde duruşu da, ağıza götürülüp çatur çutur efektlerle ısırılması da “bambaşka” hazlar vaat ediyor o reklamlarda. İlk ısırıktan sonrası tarifsiz; dondurma sanki yeryüzünün en tahrik edici aforizyakı, insanın cinselliği keşfetmesini sağlayan bir özgürlük ve haz kapısı…

Gerçi neticede tüm reklam sektörü bu mantıkla yürüyor. Falanca klozet temizleyicisini satın alan kadın dünyanın en mutlu insanı oluyor, margarinle yaptığı pilav kocasının annesi tarafından beğenilince kendini kraliçe sanıyor falan… Açıkçası reklam filmi oyuncularının rol kabiliyetine hayranım, resmen fantastik bir iş çıkarıyorlar. “Yahu o yediğin dondurma, kullandığın margarin, elindeki de sıradan bir klozet temizleyicisi, abartma lütfen” desen ne olacak, hepsi çoktan mutluluğun şifresini kırmış gibi…

Ben farklı bir şey yapıp adeta masanın bacağından bile nem kapan Kraliçe Victoria’nın günümüz şubesiymiş gibi davranan Emine Şenlikoğlu’na biraz yardım edeyim, sadece dondurmanın değil, cinselliği çağrıştıran başka “tehlikeli” imgelerin de reklamlarda, filmlerde yıllardır kullanıldığını hatırlatayım istedim… Belki ahirette onlardan da davacı olmak ister diye. İşte Egoist’in küçük ve leziz haz anları rehberi…

Filmlerdeki küçük haz anları 

Çikolata, kremalı pasta, meyveli puding, kiraz, çilek, incir, şeftali gibi meyveler falan tamam, birer cinsel haz simgesi olarak kullanılmalarına aşinayız. Kendi adıma filmlerde hazza gönderme amacıyla limon suyu, yumurta sarısı, sebzeli Çin çorbası kullanıldığını bile gördüm.

Tony Richardson’ın 50 yıl önce çektiği Tom Jones filminde Albert Finney ile Joyce Redman birlikte uzun uzun ama tek kelime etmeden yemek yiyordu. Çiftin istiridyeleri gülümseyerek bir lokmada mideye indirmelerini, önlerindeki butların üzerini iştahla sıyırmalarını, meyveleri birbirlerinin gözüne baka baka dişlemelerini görünce anlıyordunuz, yemek bittiğinde birbirlerinin üzerine atlayıp sevişmeye başlayacaklardı. Yemek burada ön sevişmeyi simgeliyordu. Kim Basinger’la Mickey Rourke’sa 9,5 Hafta filminin çoğu sahnesinde buzdolabının önündeydi, o kadar ki filmin diğer başrol oyuncularının krem şantili çilek, bal ve şampanya olduğunu söylesem, yalan sayılmaz. Labor Day filminde Josh Brolin’in Oscarlı Kate Winslet’a armutlu turta yapmayı öğrettiği ve sonra seviştikleri sahne de unutulmazdı. “Tarifteki malzemelerden en güzeli, vücuduna yaslanmış biridir” diyordu Brolin. Acı Çikolata’da Tita âşık olduğu adamı büyülemek için ona içine kendi kanını kattığı çikolatalı, çilekli turtalar yapıyordu. Freddie Highmore ile Helena Bonham Carter’ın oynadığı Toast ise mutfaktaki fırının davetkâr etkisinden söz ediyordu. Carter’ın limonlu turtalarının karşı konulmazlığının da davete katkısı büyüktü tabii.

Havuçla oral seks dersi, hamburgercide orgazm taklidi

Yiyeceklerin filmlerde komik cinsel çağrışımlar amacıyla kullandığı sahneler de var. Lise çağı filmlerinin en nefisi Fast Times at Ridgemont High’ın ünlü kafeterya sahnesinde Jennifer Jason Leigh çantasından çıkardığı havuç aracılığıyla arkadaşı Phoebe Cates’e uygulamalı oral seks dersi veriyordu. Görüyorsunuz ya; havucun gözlere iyi gelmek dışında faydaları da var. Aynı şekilde When Harry Met Sally filmindeki Meg Ryan da hamburger yerken orgazm taklidi yaparak seyirciyi gülme krizine sokmuştu. Hatırlarsınız, Billy Crystal utançla başını öne eğerken yan masadaki müşteri garsonu çağırıp “O kadın ne yiyorsa aynısından hemen istiyorum” demişti.

Düşünelim; filmlerdeki ve reklamlardaki yiyecekler ve seksi bağdaştıran görüntüler, seyredenlere mutluluk mesajı veriyor. Bir de şu var: Yakın olduğumuz kişiyle bir şeyler yerken sadece sevişmiyoruz, bazentartışıyor, bazen gülüp eğleniyor, sohbet ediyoruz. Birlikte yemek, sevgimizin de simgesi oluyor.

O yüzden bitirirken diyorum ki: Dondurma şahane bir şey. Şahane olmayan, örümcek kafalı olmak…

Sosisli sandviç, petrol kuyusu ve tünele giren tren…

Sırf yiyecekler değil tabii, cinsellik aslında her yerde… Sansürün en amansız olduğu yıllarda filmlerde sevişmenin adı bile geçirilemezken, Alfred Hitchcock, North by Northwest filmini çekmiş ve Cary Grant ve Eva Marie Saint’in öpüşmesinin hemen ardından trenin tünele girişini göstermişti. O kadar manidar bir sahneydi ki. Gene de hiçbir sansürcünün buna söyleyecek bir lafı olamamıştı.

Aslında tek tek örneklemek gereksiz; bütün bu klişelerin hepsini birden içeren tek bir film sahnesi var çünkü…

Kısaca ZAZ diye anılan üç yönetmenin çektiği Çıplak Silah’ın bir sahnesinde Leslie Nielson Priscila Presley’e kur yapıyor, aklından da o güne dek seyrettiği filmlerdeki cinsel çağrışımlı imgeleri geçiriyordu. Mesela… Yatak odasının açık penceresinden gelen rüzgarın perdeleri uçuşturması, karyolanın başındaki pirinç çubukların zangır zangır titremesi,vazodaki gül goncasının hızla açması… Eski Mısır’da obeliskin dikilmesi, bir füzenin uzaya fırlatılması, Central Park’taki seyyar satıcının sosisi sandviçin içine koyup üzerine mayonez eklemesi… Savaşta karşı cepheye top atılması, kuyudan petrol fışkırması, bir denizaltının son hızla harekete geçmesi… Bir kutlamada gökyüzüne atılan havai fişekler, potaya sokulan basket topu, suyun şiddetiyle yıkılan baraj duvarları…

Epeyce pis espriler, kabul ediyorum ama bir klişeler ansiklopedisi gibi…

Dondurmanın günahları: Sadece seks değil, ırkçılık da!

El yapımı vintage enstrümanlarla yazınsal rock

New York’lu müzisyen Michael Hearst enteresan topluluk One Ring Zero’nun üyelerinden biri. Stephen King’den Paul Auster’a, Margaret Atwood’dan Dave Eggers’a ünlü yazarlara şarkı sözü yazdırabilmesiyle de tanınıyor. Hearst daha önce Songs For Ice Cream Trucks (dondurma arabaları için şarkılar) diye bir yaz albümü yapmış ve “Günümüzde dondurma reklamlarında kullanılan müzikler öyle ruhsuz ki dayanamayıp bu albümü yaptım, dondurmacılar diledikleri gibi kullanabilir” demişti. Ve sirk müziğini andıran hülyalı düzenlemeleriyle yüz yıl önceki dondurma arabası şarkılarını diriltmişti.

Ama o şarkıların da pek masum olmadığı yıllar sonra, geçen mayısta çıktı ortaya. Meğer yıllardır kısaltılmış versiyonları çalınan bu şarkıların orijinal halleri gayet açık ırkçı mesajlar içeriyormuş. Huffington Post’ta çıkan bir makalede de “Irkçılık yüzlerce yıldır Amerikan kumaşının dokusuna sinmiş durumda, en masum deneyimlerde, en basitinden dondurma keyfinde bile gizleniyor. Popüler kültürü ırkçı mesajlardan arındırmak zor iş” deniyordu.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment