Egoist okur

BORA ERCAN: “Yoga siyasete girse, çok şey değişir”

Yoga Eğitmenleri Derneği Başkanı Bora Ercan’la aylar önce yeni kitabı Göğe Yakın Topraklar’ı konuşmak için buluşmuştuk. Gündemimize elbette o sıralar henüz başlamış olan Gezi Parkı Direnişi de girdi. Ercan’ın Evrensel’e verdiği röportajdan birkaç paragrafı da araya katarak yayınlıyorum.

Gülenay Börekçi

Shakespeare yogası

bora ercan egoistokur gulenay borekci yoga 1

“Siyasetçiler yoga yapsaydı, ne Reyhanlı’da insanlar ne İstanbul’da ağaçlar ölürdü”

Neden yoga? Nasıl başladınız ve neden bu kadar tutkuyla sevdiniz?

12 Eylül öncesinin iyi öğretmenleriyle yetiştiğimi siz bu soruyu sorunca fark ettim. Lisede din dersinde mistisizm, sosyal bilgiler dersinde emperyalizm tartışmaları yapardık üstü kapalı bile olsa. Sorgulamayı öğrendik ve sevdik. Öte yandan genç bir insan olarak naif politik duruşum bazı noktalarda kafama balyoz yememe neden oluyordu. Sonuçta, merak dürtüsü her konuda bana verilenlerin dışına çıkmamı gerekli kıldı. Ve meditasyon yapmayı öğrendim.

Nasıl oldu bu?

Üniversiteye kadar prenstim, Üniversitede paryalığa geçiş yaptım. Yaşamı bir bütün olarak eylem ve söylem bütünlüğüyle kavrama çabasındaydım. Yoga ve meditasyon yaşama derinden bakmamı kolaylaştırdı. İçimdeki erki kontrol edebilmek, politik düzlemde anarşiyi, yani erke, güce karşı olma halini seçmemi sağladı. 20 yıl geçti, hâlâ o günlerin enerjisini taşıyorum üzerimde.

Hinduizmde yoga bir ibadet olarak mı uygulanır?

Hayır, yoga bir ibadet değildir. Kuzey Asya’nın şaman kültürüyle İndüs uygarlığının vedik kültürünün sentezinden çıkmış bütünlüklü bir felsefi sistemdir. İnanç boyutu, terapi boyutu, spor boyutu vardır. Öte yandan ibadet kısmını da yabana atmamak gerek, insana iyi gelen her şey ibadettir. Sağlık ve mutluluğu çok uzaklara koyarsak hiçbir zaman ulaşamayız. Yoga için de dindir, Hinduizm’dir gibi yargılar vermek, “Futbol günahtır” demek gibi anlamsız bir şeydir. Kaldı ki bunu din olarak yaşamak isteyen insanlar varsa, onların da hakları korunmalıdır. Din ve vicdan hürriyeti sonuçta anayasal bir haktır.

“Tibet Budizm’den önce savaşçı bir ülkeydi, şimdi dünyanın en barışçıl ülkesi. Her şey gibi Budizm de bir yorumdur. Dünya artık hiçbir yeri idealize edilemeyecek kadar kapitalizmin ağında acı çeken bir yer. Nereye gitsek hayal kırıklığı. Budist ülkeler dahil. Topyekün bir devrim gerek! Samuraylar Zen Budisttir mesela… Uç noktalara çok da elverişlidir bu öğretiler…
Benim için önemli tarafı cihat ve misyonerlik içermemesi, şefkat ve iyilik üzerine kurulu olması. Ölmeden önce ne yapmak istersiniz sorusunun yanıtı sizce nedir? Hepimizin cevabı başkadır şüphesiz. Oysa kapitalizm ne der? Ölmeden önce görülmesi yerler, ölmeden önce yapılacak şeyler… Sayar durur. Hep havuç peşindeki tavşan olmamız beklenir. Budizm tanrısız, kitapsız, peygambersiz, hacsız bir dindir. O zaman da savaşacak pek bir şey kalmaz, hele ki mülkiyet yoksa, et yenmiyorsa…”

“Tıp artık yogaya olumlu bakabiliyor”

Yoga bize ne katar, hayatımızda neyi değiştirir? Spor olarak önerilen diğer hareket disiplinlerinden farkı nedir?

“Şunu iyileştiriyoruz, buna iyi geliyoruz” türünde şarlatanca söylemlerin kimseye yararı yok. Yoga, bireyin kendini tanıması, gereksinimlerinin ayırdına varması için yararlanabileceği araçlardan biridir. Temel amaç beden ve zihin sağlığını dengelemektir. Ama siz kendinize ne katmak istiyorsanız o yönde çalışmalar yaparsınız. Neyse ki Tıp camiası artık yogaya olumlu bakıyor.

Popüler olan her şey gibi bu konu da bazen biraz şüphe uyandırıyor. “Yogaya doğru başlamak” diye bir şey söz konusu mu? Sizin tavsiyeleriniz neler olabilir?

Yoga Eğitmenleri Derneği Başkanıyım. Yogaya başlamak isteyenler bize, derneğimiz üyesi eğitmenlere danışabilirler. Ama şunu söyleyebilirim: “Ben tekim, en iyiyim, bizim sistemimiz mükemmel, diğerleri şöyle kötü, böyle kötü” diye konuşanlardan ve bu yolla yogayı ticari meta haline getirmeye çalışanlardan uzak durun.

“Yoga, nefes açmaları, beden çalışmalarını, zihin kontrollerini, arınma yöntemlerini içeren çok kapsamlı bir sistem. Beden çalışmaları da esasen duruşlardan oluşur. Duruşlarda nefeslere ve belirli enerji merkezlerine odaklanma söz konusudur. Gezi Parkı Direnişi’nde tanık olduğumuz Duran adam pozisyonu yogada, Dağ Duruşu olarak adlandırılan bir duruş aslında. Amacı, köklenmek ve bedeni bir dağ gibi sağlamlaştırmak. Yük bedenin iki yanına eşit olarak dağıtılır, nefeslerle beden olabildiğince hafifletilir, kalp atışları yavaşlatılır, böylece ruhun çalkantıları ortadan kalkar. Bir duruşun amacı zaten yüzdeki ifadeden de belirlidir. İlk duran adamla, ona karşı duran adamların ifadelerindeki farklılığa dikkatinizi çekerim…
O zayıf bedenli insanın, yani Gandhi’nin bugün dünyanın en büyük demokrasilerinden birinin kurucusu olduğunu anımsayalım. Gandhi bir yogiydi, duram adamdı ve duruşuyla Britanya’yı dize getirmişti.”

“AVM’de yoga doğrusu pek mümkün değil”

İstanbul’da sizin açtığınız iki yoga merkezi var: Hariom Yoga ve Om Yoga… Bodrum’daki Gümüşlük Akademisi’nde de yoga kampları düzenlediğinizi öğrendim. Yogayı şehirde yapmakla doğada yapmak arasındaki fark nedir? Ya da şöyle sorayım: Beton ve çelik yığınları arasında yaşarken yoga yapmak yine de evrenle bağlarımızı kuvvetlendirecek bir şey midir, yoksa boşuna mı yapıyoruz?

Bedenimizin, mekanımızın ve zamanımızın olanakları doğrultusunda kendimize verdiğimiz bir armağan diyelim yogaya. Sadece temiz hava ve boş mideye ihtiyaç var, onun dışında her yerde yapılabilir, kendimize bahaneler yaratmayalım. Evde, işte, yoga merkezinde, kırda, parkta… Gezi Parkı Protestoları öncesinde de orada halka açık yoga meditasyonları yapmayı planlıyorduk, tıpkı daha önce Galata Meydanında yaptığımız gibi. Ama tabii parkın yerine AVM inşa edilirse, yoga yapmak pek mümkün olmaz.

Yogayı daha çok kadınlar mı yoksa erkekler mi tercih ediyor?

Kadınlar baskın diyebiliriz. Öte yandan kadınlar sanki birçok konuda daha önde. Gezi Parkı aktivistleri de çoğunlukla kadındı mesela. Kitap okurları, film izleyicileri, gezginler de hep kadın…

Erkekleri yoga söz konusu olduğunda ürküten şey nedir?

Yoga yapan erkekler Recep İvedik ve Cem Yılmaz esprilerine konu olsa da durum o kadar vahim değil. Kas yapıları gereği erkekler belki yogaya geç ihtiyaç duyar ama bir kez başlarlarsa bırakmadan devam ederler.

“Direnişin çeşitliliğine ve zenginliğine tanık oluyoruz bugünlerde. Yoganın bize verdiği güç, denge, esneklik ve dayanıklılık direnç için vazgeçilmez. Kaldı ki artık insanlar TOMA’ların önüne yattı. Bunun için ciddi bir zihin gücü gerekir. 1 Mayıs sabahı 07.00’de yoga dersi vermiştim. Dersten çıkan bir grup insan “enerjimiz yerine geldi mücadeleye hazırız” deyip Beşiktaş yoluna düştü. Bugünlerde bu çok sık oluyor. “Günlerdir uyumadık, yorulduk, bittik, tükendik” deyip soluğu bizde alıyorlar.
Eylem sadece sokağa çıkmak değildir. Yaşamın bütünüdür eylem. Duruşumuz işte başka, sokakta başka, evde başkaysa ne kadar dürüstüz? Yoga bize farkındalık verir. Yaşamla, doğayla, toplumla ilişki bu farkındalık üzerinden kurulur. İş yaşamının, kent yaşamının zorluklarının üstesinden gelebilmede bu bilgi bize bir nebze destek olabiliyorsa yoga, yemek gibi, uyku gibi bir temel gereksinim demekdir. Sağlıksız bir bedenle nasıl fiziksel mücadelenin içinde olabiliriz. Kelimelere yüklenen anlamları değiştirirsek ya da kelimeyi değiştirirsek daha kolay çıkış yolu buluruz. Gevşeme yerine yoga uykusu diyelim. Tam bir yoga uykusu 4 saatlik uykunun verdiği dinlenceyi verir. Zaten uzun günler ve kısa geceler yaşıyoruz, bunu kendimize neden çok görelim.”

“Yoga siyasete girse, çok şeyi değiştirebilir”

Milletvekillerinin de yogaya ihtiyacı olduğunu söylüyorsunuz. Siyasette yoga neyi değiştirebilir?

Milletvekilleri, siyasetçiler yoga yapsalardı ne Reyhanlı’da insanlar ne de İstanbul’da ağaçlar yaşamlarını kaybederdi. Bu kadar kan dökülmezdi. Kendi bedenine ve zihnine saygı gösterenler başkalarının yaşam haklarına da saygı gösterir.

Biraz daha açıklar mısınız?

Yogada ceset duruşu vardır. Ölü duruşu yani. Biz her gün 5-10 dakika ölüme hazırlarız kendimizi. Bu, yaşamla bağımızı daha da sıkılaştırır. Çünkü ölümlü olduğumuzun, geçici olduğumuzu bilincindeyizdir. Kimseye zarar vermememiz bundandır. Tasavvufta, “Ölmeden önce ölünüz” diye bir söz var ya, onun gibi. Şimdi iktidar sahipleri gözlerini kapatsalar, iki dakika, çok değil, sadece iki dakika nefeslerden oluşan basit canlılar olduklarını düşünseler, insanları birbirine kırdırmazlardı! Tabii şunu da eklemek isterim: Yogada sadece ölü duruşu değil, savaşçı duruşu da var.

“Birkaç günlük kısa inzivalar bile insana kendini iyi hissettirir”

Göğe Yakın Topraklar adlı yeni kitabınızda Tibet’e yaptığınız kara yolculuğunu anlatıyorsunuz. Tibet, Katmandu size kendinizle alakalı neyi keşfettirdi?

Hoşgörülü, saygılı, dürüst insanlar yaşıyor orada. Yılların bilgeliği var yüzlerinde. Öte yandan orası dünyanın tepesi, zorlu bir coğrafya… Yolculuk sırasında en basiti bedenimin sınırlarını keşfettim.

İnziva amaçlı gitmişsiniz. Günlük hayatın koşuşturmasından uzaklaşarak bir müddet için inzivaya çekilmek istisnasız herkes için bir ihtiyaç olabilir mi?

22 yıldır Asya’ya giderim. Bazen içime çekilmek, bazen dostlarımla gezmek için. İnziva için elbette uzaklara gitmeye gerek yok, nerede yaşıyorsanız orada da inzivaya çekilebilirsiniz. Ancak yola çıkmak ve bilhassa Doğu insana çok şey katar. İslamiyette Hac dediğimiz farize, yolda olma halindeki yarı çileci durumdur mesela; uçağa binip Mekke’ye turist gibi gitmek değildir! O yüzden yoğun kent yaşamında birkaç günlük kısa inzivalar bile insanın kendini daha iyi hissetmesini sağlar.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment