Egoist okur

Ömer Açık: “Bugünlerde Çukurovalı Faulkner okuyorum…”

Arkadaşı Şair Amca’yla meydandaki dut ağacı altında buluşmayı seven Fiko’nun hayallerine giden yol, mor bir kuşaktır. Babasının verdiği üç karış uzunluğundaki kuşağı iki hafta boyunca kaybetmemesi gerekmektedir. İyi de, aklı beş karış havadaki Fiko bu işi başarabilir mi?.. Yaz tatili boyunca süreceği bal rengi bisikletin hayali bir yandan, aileye yeni katılacak bebeğin yarattığı karışık duygular bir yandan; Fiko’nun aklı karışmıştır bir kere…

“Proje olmayan” kitaplar, gerçek öyküler yazan üstelik her cümlesinde edebiyat aşkını hissettiğim Ömer Açık çocuk edebiyatı alanında sevdiğim yazarlardan. İlk romanı “Menekşe İstasyonu”nun ardından şimdi yukarıya kısa bir bölümünü aldığım ikinci romanı “Benim Babam Ömür Adam” yayınlandı. Elbette yine Günışığı Kitaplığı’ndan… Kendisi tanışmayı en istediğim yazarlardan ayrıca. (Önceki röportajda da bunda da internet üzerinden yazıştık.)

Bu kez bize okuma alışkanlıklarını anlattı. Ve bence çok güzel anlattı. (O kadar sevdim ki kendi okuma alışkanlıklarımı anlatsaydım, bazı cümlelerini aynen alabilirdim.) Finaldeki listeye gelince, bir Homerosoğlu olarak cevap verdi ve sadece üç kitabın adını andı. (İki de diyebilirsiniz.)

Gülenay Börekçi

omer acik gunisigi kitapligi gulenay borekci faulkner egoistokur

“Okuma serüvenim yaramazlık üzerine kurulu bir ara dönemler rejimiydi”

Çocukken neler  okuyordunuz? En sevdiğiniz kitaplar hangileriydi? Ne bileyim, sizden kaçırılan kitaplar, gizli gizli okuduklarınız nelerdi?

Çocukluğunu adamakıllı hatırlayamamak gibi bir özre sahibim. Aklımda kalanlar sadece unutulmayacak kadar derin iz bırakan şeyler. Kapı komşumuz kreş işleten bir anneydi, Gülay Teyze… Çocuk dergileri getirdiğini hatırlıyorum. Onun çocuklarıyla birlikte ilgiyle karıştırırdık bu dergileri. Karikatürlerini okur, bulmacalarına filan kafa yorardık. Evimizde özel bir kitaplık yoktu. Sanırım okulumuzda da hatırı sayılır bir kütüphane yoktu. Böyle olunca kitaba ulaşmak neredeyse imkansız hale geliyor tabii. Yalnız sınıfta kitaplık kulübü temsilcisiydim, onu hatırlıyorum. Her yıl kitaplık kulübünün temsilcisi ben oluyordum niyeyse. Üzerime yapışıp kaldığı için herhalde. Öğretmen dolabının kırık dökük bir rafına sıkıştırılmış kitaplar için de okuma takip defteri tutuyordum. Kim hangi kitabı almışsa gelip bendeki deftere kayıt yaptırıyordu.

Peki en sevdiğiniz kitap hangisiydi?

İlkokulda en sevdiğim kitabın sadece resimlerini hatırlıyorum. O da hayal meyal. Hayvanlar arasında geçen bir hikayeydi galiba. Sonrasındaysa sık sık okuduklarım R.L. Stevenson ve Jules Verne’in birkaç kitabıydı. Dönüp dönüp “Define Adası”nı, “Balonla Beş Hafta”yı filan okuyordum. Bir de ortaokul yıllarımda bir yaz köye gittiğimde Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”ını birkaç kere okumuştum. Lise yılları ise sokaklarda sürtmek ve ders çalışmak arasında geçtiği için okumayı bütünüyle boşladım. O yılları neredeyse hiçbir şey okumadan geçtim sanırım. Ya da aklımda iz bırakmayacak kadar eften püften şeylerdi okuduklarım.

“Kitap biriktirmek değil kitap dağıtmak taraftarıyım”

Kitapla ilgili kötü alışkanlıklarınız oldu mu? Mesela hiç kitap çaldınız mı?

Kitap, eh, elbette çaldım birkaç tane. Üniversitede staj için bir ilkokula gitmiştim. Okulun kütüphanesinde Durkheim’ın “İntiharlar Kitabı”nı araklamıştım. Bayağı da oylumlu bir şeydi mübarek,  çantaya zor sığdırdığımı hatırlıyorum. İlkokul çocuklarını böyle tehlikeli bir konudan uzak tutmak gerektiğini düşünerek vicdanımı rahatlatmıştım sonra. Bir de bir ilçe halk kütüphanesinden Turgut Uyar’ın “Divan”ını yürütmüştüm. Harika bir kitaptır. Onun yerine de başka bir şiir kitabı bırakmıştım, sanırım hafifletici sebep kabilinden. Ufak tefek başka vukuatlarım da olmuştur aslında. Düşünsem çıkar. Ama pek hatırlamak istemiyorum galiba.

Veya ödünç aldığınız bir kitaba el koydunuz mu?

Ödünç alıp vermediğim, veremediğim sekiz-on kitap var. Hepsinin sahibini tek tek biliyorum. Onlar da beni kara deftere yazmışlardır herhalde. Buna karşılık benden ödünç alınıp da getirilmeyen düzinelerce kitap vardır. Burada o arkadaşların isimlerini anıp kendilerini rencide etmek istemiyorum. Şaka bir yana, olmazsa olmaz kimi kitaplar dışında, kitap biriktirmek değil kitap dağıtmak taraftarıyım. Ömrüm boyunca bir daha kapağını açmayacağım kitapların evimde durması beni yoruyor, sanırım kitabı da.

Bir insan okumayı ne kadar severse sevsin, nihai seçimini en baştan yapmaz, farklı ve değişik şeyler okur, arada “yaramaz” seçimler yapar. Sizin de bu tür ara dönemleriniz oldu mu? O ara dönemler  şimdi de sürüyor mu?

Benim bütün okuma serüvenim “yaramazlık” üzerine kurulu bir “ara dönemler” rejimi halinde yaşandı, yaşanıyor. Kimi zaman bir yazarın birkaç kitabını ardarda okumak ya da çocuk kitaplarına ağırlık vermek dışında her daim, her telden okuyorum. Hikaye yazma derdinde olan biri, her türden insana yanaşıp, herkesten özgün bir şeyler duyma çabasında olduğu gibi farklı alanlardan kitaplarla da haşır neşir olmak durumundadır bence.

“İlle ideal bir okuma deneyimi duymak isterseniz bir yıla yakın kaldığım hapishaneden söz ederim size”

Okumak için  tercih ettiğiniz özel bir saat ve yer var mı? Bizimle ideal okuma deneyiminizi paylaşır mısınız?

Şaka gibi gelecek ama istanbul trafiğinde acayip iyi okuyorum. Metrobüste ya da metroda ya da herhangi bir taşıtta oturacak kadar şanslıysam (hoş ayakta bile sayfalarca okuyabilecek kadar deneyim kazandım) değmeyin keyfime. Yanımdan istanbul akarken ben Bukowski’ye dalarım. Kafamı kaldırdığımda okuduğum kitaptan fırlamış karakterler bulmak da cabası. Kütüphanede de okurum tuvalette de, vapurda da odamda masa başında da. Yazmak için de öyle, neredeyse hiçbir özel şart aramam. Bu biraz sürdürmek zorunda olduğum yaşamın bana bu lüksü sunmamasıyla ilgili sanırım. Okumak ve yazmak için zaman ve mekanı dert edecek durumda değilim demek istiyorum. Ama ille de ideal bir okuma deneyimi duymak isterseniz bir yıla yakın bir süre kaldığım hapishaneden söz ederim size. İşte orada yoğunlaşmanın ve içselleştirmenin son kertesinde, tamamen özgürce bir okuma serüvenim oldu.

Ne tür kitapları sever, okursunuz? Kütüphanenizin  bir haritasını çizmenizi istesek neler anlatırsınız? Okumayı en az sizin kadar seven biri kütüphanenizi görse ne hazinelerle karşılaşır? Bir de orada bizi şaşırtacak, sizden beklemeyeceğimiz ne bulurduk.

Kitaplığımda çok özel şeyler yok, çoğunluğu eski baskı kitaplar. Yaşamıma bir biçimde burnunu sokmuş bütün kitaplar benim gözümde oldukça değerli parçalardır ama. Hazine sayılır mı sayılmaz mı bilmem ama üniversiteden beri lime lime ederek okuduğum “Ulysses” öyledir mesela. Ya da Saroyan’ın “Yoksul İnsanlar”ı öyledir. Salinger öyledir… Ne bileyim, dışardan bir göz için pek kıymetli sayılmaz hiçbiri. Sadece benim için, benim hayatımdaki sekme taşları oldukları için değerli olan nesneler işte onlar.

“Masam ve kafam hep karışık”

Sehpanızın, masanızın üstünde hangi kitaplar duruyor bugünlerde? Rafta gördüğünüz zaman sizi hangi kitaplar  heyecanlandırıyor?

Üç-beş kitabı bir arada okuyan maymun iştahlılardan olduğum için masam ve kafam hep karışık. Bu aralar yeniden Faulkner okumaya başladım. Bilirsiniz, bizim Çukurovalı Faulkner… Sonra Gülten Akın, o da yeniden ve hep yeniden…

Asla almam dediğiniz türden kitaplar var mı, ne tarz kitapları hiç okumazsınız?

Tür ayrımım yok diyebilirim. Ancak zamanını beklediğim, şimdilik tadına varamadığım, tipim olmayan türler var. Polisiye ve fantastik gibi. Şimdilik! Bir de öykünün uzununa içim ısınmadı hiç. Ve çeviri şiire.

Sizi düşkırıklığına uğratan ya da aşırı övüldüğünü düşündüğünüz kitaplar hangileri? Hoşlanmanız beklenen ama hoşlanmadığınız bir kitap oldu mu mesela?

Okumaya başlayıp da yarı yolda bıraktığım kitapların saysam buradan köye yol olur. Önemli sayılan bir kitapta düşkırıklığına uğradığımda kusuru kendimde bulmayı yeğlerim ama. İnsan başkaları hakkında kolayca atıp tutar da kendine toz kondurmaz ya pek. En azından kitap söz konusu olduğunda bir okur olarak kendimi tartıya vurup “Sırası değilmiş” demeyi bilirim.

Hakkı yenmiş kitaplar dendiğinde aklınıza hangileri geliyor?

Gezi kitapları… Kimse ciddiye almıyor onları. Ama ben bitiyorum. Ayrıca hakkı yenmiş yazar ve kitapları denilince Bekir Yıldız geliyor aklıma ve onun öykü kitapları. Ve Abdülkadir Bulut’un “Ülkemin Şiir Atlası”…

Son zamanlarda  yayımlanan kitapları düşünürseniz, bir keşiften söz edebilir misiniz? Bir gün herkes şu kitaptan ya da şu yazardan söz edecek gibi…

Hâlâ geçmişi keşfetmekteyim ben. Yeni yayımlananlar keşif düzeyinde menzilime girmiyor pek.

Bir Homerosoğlu’ndan iki kitaplık dev liste

Sizden on kitaplık bir  tavsiye listesi istiyorum. “Bana sadece bunlar yeter” dedikleriniz… Yangında ilk kurtarılacaklar…

İşte size iki kitaplık dev liste. Bütün kitaplar yansa bitse kül olsa da elimizde “İlyada” ve “Odysseia” ile “Don Quijote” kalsa bile edebiyat aleminde her şeyi yeniden kurmaya yetecek gücü bulabiliriz sanırım. Biz Homerosoğulları…

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment