Egoist okur

Egoist Okur’un 10 emir’i: Ben ejderhalarla savaşırken…

29 Kasım 2012’de Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Bumerang Ödülleri sahiplerini buldu. O gece ben de birçok yeni ve güzel blogla, bloggerla tanıştım mutluyum. Her ödül alanla birlikte ben de yeniden ödül almışım kadar sevinmemin sebebini ise hakikaten bilmiyorum.

Her neyse, tören öncesinde düzenlenen İyi İçerik Atölyesi kapsamında geçen yılın birincilerinden biri olarak benden de bir konuşma yapmamı istediler. İyi bir blog yapmanın sırlarını anlatacaktım. Kalabalık karşısında konuşma yapmakla ilgili tüm korkularıma rağmen yaptım. Orada bulunamayanlar için konuşmanın metnini buraya da alıyorum. Zira hem Egoist Okur’un bazılarınızın zaten bildiği hikayesini anlattım o gün, hem de onunla haşır neşir olduğum 1,5 yıl boyunda öğrendiklerimi. Böylece ortaya Egoist Okur’un 10 Emir’i çıktı. Umarım size de faydalı olur… Bence olur :) Kendi blogunuzu açmanız konusunda size azıcık cesaret verse, o bile yeter.

Bu arada e-postalarla, mesajlarla kutlayan bloggerlara ve soru soranlara çok teşekkür ederim. Hepinizi vakit buldukça yayınlayacağım. Ayrıca hakkınızda başka planlarım da var ama bunu sanırım bir süre sonra açıklayacağım. Lafı kısa kesip konuşmaya geçelim mi?

Gülenay Börekçi

Egoist Okur’un 10 emir’i

Ben bir blogger’ım. Fakat bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorum. Günlük tutmak gibi bir şey belki. Ama “benim web günlüğümü” yani blogumu gizlice okumanıza gerek yok. Yakalanma ve beni utandırma korkusu taşımadan yazdığım her şeye rahatça göz atabilirsiniz. İzin vermekle kalmayıp sizi buna teşvik ederim hatta okuduğunuz için sevinirim.

Blogumun günlükten bir farkı daha var: Benimki tersten okunuyor. Yani son yazdığım şey, sizin ilk okuduğunuz şey oluyor. İlk olarak ne yazdığımı merak ediyorsanız, sayfalarca geriye gitmeniz gerek.

Böyle işte. İnternet birçok şeyi tersine çeviriyor. Ama bir illüzyondan bahsedemeyiz, hepsi gerçek. Üstelik zevkli ve heyecan verici.

Gerçi bazen şunu düşünüyorum… Dünyamızı ziyarete gelen bir uzaylı ezkaza internete girse, “blogger” denen mahlukların tırnaklarını garip renklere boyayıp herkes görsün diye yayınlayan insanlar olduğunu sanabilir. Ortalığı işgal eden kedi videolarından da bahsedebiliriz. Karton kutulara bayılan kediler, aynadaki yansımalarından korkan kediler, bir fare yavrusuna şefkat gösteren iyi huylu kediler ve tabii nadiren de olsa hırlayıp duran hiddetli kediler… İçimden “Keşke sokaktaki kedileri de kedi videolarını sevdiğimiz kadar sevebilseydik” demek geliyor.

Tabii blogların hepsi böyle değil. Geçenlerde, 2009’da İngiltere’de yaşanan bir politik skandalı oyunsever bloggerların ortaya çıkardığını anlatan bir kitap geçti elime. Bir amaç için toplandığımızda sandığımızdan çok daha güçlü olabileceğimizi fark ettirdiği için bana harikulade geldi.

Birkaç hafta önce de dünyayı cep telefonları ve blogların değiştireceğine inanan biri İranlı, diğeri Faslı iki genç adamla tanıştım. Bloglarında tefrika halinde yayınlamaya başladıkları çizgi romanları sayesinde dünya çapında şöhret kazanmış durumdalar.

Daha parıltılı bir örnek istiyorsanız, Huffington Post’un zaferini hatırlayın derim. Arianne Huffington adlı kadın 2005’te bir blog açmıştı. Soyadını taşıyan bu gazetemsi şey, yedi yıl sonra tarihte ilk kez bir blogger’ın Pulitzer Ödülü kazanmasını sağladı.

Ü, Ö ve Ç harfleri yüzünden ismim ve soyadım bir bloga yakışmayacağı için galiba kendimi asla Arianne Huffington’ı kadar başarılı hissetmeyeceğim. Egoist Okur adlı blogum, az önce verdiğim örnekler kadar radikal değişikliklere sebep olmadı. Henüz… Öte yandan insanlık için değil ama benim için büyük bir adımdı, hayatımda neredeyse her şeyi değiştirdi.

2011’de kazandığım Bumerang Ödülü’nden bahsediyorum… Eskiden söyleseler inanmazdım. E-postalara cevap vermek ve Google’da gezinmek dışında internetten pek anlamayan, teknoloji özürlü biri olarak bir blog açacağımı ve yaptığım işlerin birileri tarafından görüleceğini düşünmek benim için bir hayal, asla gerçekleşmeyecek bir peri masalıydı.

Ama işte bugün buraya bu sebeple davet edildim. Kendi tecrübelerimden yola çıkarak size başarılı bir blog hazırlamanın yollarını anlatmamı istediler.

Tamam, blogosfer adı verilen karmaşık ama büyüleyici alemde keşfettiğim birkaç küçük sırrı sizlerle paylaşacağım. Ama pek kolay olmayacak. Birkaç gündür gergin ve endişeliyim. Ne söyleyeceğim? Nasıl sakin konuşacağım? Çünkü yazı yazarken veya röportaj yaparken olduğumun aksine ben, kalabalık karşısında konuşurken bi parça beceriksizim.

Buradan şunu anlıyorum: Demek ki utangaçlığım, yenmem gereken düşmanlardan, benim şahsi ülkemdeki ejderhalardan biri. Yazar G.K. Chesterton’un çok sevdiğim sözünü hatırlamalıyım: “Peri masalları gerçekten daha gerçektir, bize ejderhaların var olduklarını gösterdikleri için değil, onları yenebileceğimizi hatırlattıkları için.”

Size tüm bunları itiraf ediyorum. Çünkü konuşurken kızarırsam veya sesim titrerse, beni hoşgörmenizi istiyorum.

Bir sebep daha var, hayatım boyunca başka ejderhalarla da karşılaştım. Ama onları yendim. Egoist Okur baş edemeyeceğimi sandığım birkaç ejderhayı etkisiz hale getirebildiğimin bir kanıtı.

Blog açmaya karar verdiğimde yani 2009 yazında profesyonellerden yardım istedim. Çok geçmeden birkaç tasarım örneği geldi. Hepsi çok sıkıcı ve renksizdi. Yazmak istediğim şeyleri, içime sinmeyen bu tasarımlarla bağdaştıramıyordum. Ya “Edebiyat blogu yapacaksanız, biraz ciddi ve ağırbaşlı olmalı” açıklamasıyla yetinecektim ya da vazgeçecektim.

Vazgeçtim. Gerçi şimdi dönüp geriye bakınca buna seviniyorum. Zira o siyahlı, kahverengili, “ağır abi” tasarımlarla muhtemelen Egoist Okur’un içeriği de pek şahane olmazdı.

O yüzden size en büyük tavsiyem şu:

Herkesi memnun edemezsiniz, o halde başkalarını değil kendinizi mutlu etmeyi deneyin. Yani bir blog açacaksanız, gerçekten istediğiniz şeyin ne olduğunu keşfedin. Ve hiçbir önyargının sizi yolunuzdan saptırmasına izin vermeyin.

Bunu yaparsanız, başkalarının doğru olduğunu iddia ettiği klişelere itibar etmek zorunda kalmazsınız. Evet, klişeler bazen hayatı kolaylaştırır ama onlara körü körüne uyulması da gerekmez. Egoist Okur’u, okumayı çok sevdiğim ve benim kadar seven başka insanlarla tanışabileyim diye açmıştım. Blogum geceleri evdeki herkes uykuya çekildikten sonra yorganın altında el feneriyle gizlice kitap okuyan küçük kıza verdiğim bir hediyeydi.

Birkaç ay sonra, 2009 kasımının sonunda öyle bir şey oldu ki blog falan düşünemeyecek hale geldim. Bir kaza geçirdim ve doktorlar bir süre yürüyemeyeceğimi söyledi. Felaketti. İşe gidemeyecektim. Aslında hiçbir yere gidemeyecektim. İlk bir ayı kendime acımakla geçirdikten sonra yılbaşı gecesi 23:30 sularında çoktan unuttuğum hayalim kendini bana hatırlattı. İnternete girip bir alan ismi satın aldım. Yapmak istediğim blogu en iyi ifade eden kelimelerle; Ü’süz, Ö’söz, Ç’siz… Bir dilek dileyip gerçekleşmesini beklemek yerine, onu kendim yapacaktım.

Yeri gelmişken, Egoist Okur’la birbirimize bu kadar çok benzememizin bir sebebi de bu olabilir mi acaba? Sonuçta o gece benim de doğum günümdü. Yani ikimiz de Oğlak burcuyuz.

Fakat ortada acı bir gerçek vardı: Blog nasıl açılır, site tasarımı nasıl yapılır, hosting ne anlama gelir, bilmiyordum. Ben de Google’a baktım, çeşitli forumlara girdim, yüzümü kızartıp hiç tanımadığım insanlardan bilgi istedim. Sadece Türkiye’den değil başka ülkelerden de… Bazıları kibirli davranıp sustu, bazıları üşenmeyip yardım etti. Derken bir arkadaşım, WordPress for Dummies diye bir kitap tavsiye etti. ‘Gerizekalılar İçin WordPress’ adı kulağa pek sevimli gelmiyordu ama çok işe yaradı. Üç-beş başarısız denemenin ardından, Egoist Okur birkaç hafta içinde yüzüne bakılır bir blog haline geldi.

İşte bir tavsiye daha…

Yardıma ihtiyacınız olduğunu kabul edin. Ve size yardım edebileceğinizi düşündüğünüz herkese gidin. Utanmayın, sorun. Üşenmeyin, araştırın. Ve bol bol okuyun!

Hikayeyi burada kesiyorum. Başka problemlerden söz etmeyeceğim. Sonuçta beni buraya başarılı bir blogun sırlarını vermem için davet ettiler.

Lakin cevabım şu: Bilmiyorum.

Hala teknik bilgim yeterli değil, internet konusunda da öğreneceğim çok şey var. O yüzden size sadece Egoist Okur’u yaparken bulduğum şahsi 10 Emir’imi sıralayabilirim…

1. Birbirinden ne kadar farklı görünürse görünsün sevdiğiniz, ilgilendiğiniz hiçbir konuyu ihmal etmeyin. Hepsi günün birinde muhakkak imdadınıza koşacak, blogunuzun daha zengin ve güzel olmasını sağlayacak. Bir kitap blogu yaptığım halde müzikten asla vazgeçmedim. Egoist Okur’un Efkar Karmaları galiba bu yüzden çok sevildi. Futboldan anlamıyorum ama emin olun bi parçacık bile ilgilenmiş olsaydım, blogumda görecektiniz.

2. Blogunuz sizin bir parçanız olsun, ismiyle ve içeriğiyle size benzesin. Yanlış olduğunu düşündüğünüz hiçbir yazıyı ya da fotoğrafı, ilgi çekebilir diyerek yayınlamayın.

4. Herkesin yaptığını yapmayın. Diğer blogları okuyun, onlardan fikir alın ama taklit etmeyin.

5. Blogosfer’in tamamen linkler yani bağlantılar üzerine kurulu bir evren olduğunu unutmayın. Bu evrende var olmak istiyorsanız kullandığınız her bilgi ve görsel malzeme için link verin.

6. İyi blogların ortak özelliği içeriklerinin orijinal ve farklı olması. Bilgi veriyor ama bunu sıkıcı olmadan yapıyorlar. Ayrıca haberlerini, fotoğraflar ya da videoların da desteğiyle birer hikayeye dönüştürmeyi başarıyorlar.

7. İnternetin genç ruhuyla çelişse de gerçek şu: Bloglar yaşlandıkça değer kazanıyor. Technorati’ye göre internetin etkili 100 blogundan en genci 3,5 yaşında. O yüzden iki günde sıkılanlardan olmayın. Sebat edip yazmayı sürdürün.

8. Takipçilerinizle aranızdaki ilişkiyi ve onların fikirlerini önemseyin. Uyarılarını dikkate alın, gerekirse hatalarınızı kabul ederek düzeltin. Ara sıra yazmak istemediğiniz dönemler de olabilir. Dürüst olup, günlüğünüze bunu yazın.

9. Cinderella olun ve eve daima biraz erken dönün. Bloggerlık ağır iştir. Kan, ter ve gözyaşı gerektirir. Abartıyor muyum? Belki. Gene de bence siz normalden azıcık geç yatıp sabahları erken kalkmanın ve blogunuzla daha çok uğraşmanın bir yolunu bulun.

10. Az kaldı. En önemlisini, yani “kurallar yıkılmak içindir” kuralını hep hatırlayın.

Benim için bunlar dışında bir sır, kural yok.

Söyleyeceklerimi toparlamalıyım… Bugün Hürriyet Gazetesi’nin sosyal medya reklam platformu Bumads’in oluşturduğu Bumerang için bir araya geldik. Size elimizde büyük bir güç bulunduğunu hatırlatmak istiyorum. Hepimiz bloggerız. Kimseden izin ya da onay almadan birer blog açıp söylemek istediklerimizi söyleyebiliriz. Bu, dünyanın en şahane şeyi. Time dergisi birkaç yıl önce geleneksel Yılın İnsanı anketini yayınlarken kapağa üzerinde “Siz” yazan bir bilgisayar ekranı koymuştu. Çünkü artık yılın insanı diye bir şey yoktu, söz bundan sonra bloggerlarındı.

İtiraf edeyim, bu yüzden kendimi şanslı addediyorum. Bir de şu var: Ödül kazandığım halde geçen yıl Bumerang’ın partisine katılamamış, o sıra hasta olan annemin yanına dönmek zorunda kalmıştım. Bu gece partimizin tadını çıkarmaya kararlıyım. Yani akşama görüşür, gerekirse daha uzun konuşuruz.

Teşekkür ederim…

Gülenay Börekçi

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
13 Responses to “Egoist Okur’un 10 emir’i: Ben ejderhalarla savaşırken…”
  1. Dilek V.T. says:

    Süper içten, inanılmaz güzel bir konuşmaydı, kalemine, aklına, gönlüne sağlık arkadaşım. Bir süreç bu kadar mı güzel anlatılır…

    Ben bu 10 emiri okuyup duruyorum şimdi günlerdir, güya feyz alacağım ama 9. madde benim fena halde tırsmama sebep oluyor.
    Bu sabah oturdum bir fotoğraf ve altına bir paragraf yazı yazdım, “oldu bu” deyip beğenmem 5 saat filan aldı … Hooop iyice tırstım.
    Sitemin ismi ne olsun dedim, Elli tane isim buldum, ellisini de ııh deyip koydum bir kenara. Bu gidişle http://www.siteninismiyok.com olacak herhalde. Bu hakikaten kan, ter ve gözyaşı istiyor galiba.

    Seni bu kadar harika ama bir o kadar da zor, vakit alan ve inanılmaz emek isteyen birşeyi başardığın için bir kez daha tebrik ediyorum. İsteyen denesin, ne kadar zor olduğu o zaman iyice anlaşılıyor.

    Şimdi ben bugün fena halde fikirler biriktirdim, ve sevgili arkadaşım, fena halde özel derse ve özel tavsiyelere ihtiyacım var. Dinle bakalım beni, bak bakalım ümit var mı??? Arayacağım, hazır ol :)))

  2. Dilek V.T. says:

    Yanında olmam mı hiç böyle güzel bir günde…o zevk bana ait şekerim :))

  3. Hülya Soyşekerci says:

    Tek kelimeyle “harika” :) Tebrikler…

  4. Figen Özer says:

    Söyleyebilecek sözünün olması, dahası bunu paylaşma cesaretinin olması…
    İşte yaşamak böyle ise anlamlı.
    Böyle olana ne mutlu.

    Siz de ne güzel aktarmışsınız, bu hayat duruşunuzu.

    Uzun zamandır düzenli aralıklarla takip ediyorum blogunuzu, sadece okumakla kalmıyor sosyal ortamda da paylaşıyorum.

    Daha nice uzun senelere. Biz takipteyiz, yazacaklarınız/aktaracaklarınız tükenmesin…

    Sevgiler

  5. Ayca says:

    Yazilarinizi ilgi ve hayranlikla takip ediyorum. Bu yazinizdan blogumda alinti yaptim.
    Sevgiler

  6. Merhaba Egoist Okur :)

    Temmuz ayında ben de Blogosfer’e katıldım. Her gün bloğumu nasıl zenginleştirebilirim, ilgi çekici hale getirebilirim, okuyucularıma kaliteli içerik sunabilirim diye saatlerce araştırmalar yapıyorum.. 5 ayda ortaya böyle birşey çıktı :) Kitaplara, Edebiyata aşığım. Hep bunlardan bahsetmek, arada hayatımdan enstantanelere de yer vermek istiyorum. Bunu yaparken de 9 yıllık iş hayatımda almadığım doyumu alıyorum. Çünkü bloğum benden sabahları iki şekerli çayını masasında hazır etmemi, fotokopi çekmemi ya da aylık rapor hazırlayıp sıkıcı takım elbiseli insanlara sunmamı istemiyor. Onun ihtiyacı olan şeyler, aslında benim hayatımda olanlar. Biraz renk, biraz yazı-çizi, biraz de gez, toz, öğren.
    Sizin bu güzel konuşmanızdan cesaret alarak yardımınızı istiyor ve bloğum hakkındaki görüşünüzü, önerinizi merak ediyorum.
    Vakit ayırabilirseniz gerçekten çok mutlu olacağım.

    Sevgiler,

    Satır Araları

  7. şükriye says:

    tebrikler canım benim güzel gözlü güzel ruhlu yazarım:)

Leave A Comment