Egoist okur

‘Bunu ben de yaşadım’ dedirten kitap: KAVGAM

Norveçli Karl Ove Knausgaard, en ince ayrıntıyı bile atlamadan kendini anlatıyor ve böylelikle ruhunu parçalara ayırarak önümüze servis ediyor. Ve biz o parçalarda kendimizi de buluyoruz. “Kavgam”ın yeni cildi yayında.

Gülenay Börekçi

Knausgaard’la konuştum: “Önemsiz bir insanın önemsiz hayatını yazdım”

Hayatını “roman” yapan adam: Karl Ove Knausgaard

Knausgaard: “Kalp için hayat basittir, atabildiği kadar atar ve sonra… durur” 

Aklınızın bir köşesinde bulunsun; bir kitabın kapağında yazarının fotoğrafı ya da resmi varsa, o kitap şu üç tür insandan birine aittir:

1) “Celebrity” kategorisinden birine, mesela bir oyuncuya, iş adamına, müzisyene… Yahut da örneğe lüzum yok ama yazar olarak elde edebileceği şöhretten çok daha fazlasını arzulayan bir şöhret sevdalısına.

2) Ölmüş ve her geçen yıl önemi artan bir edebiyatçıya. Kafka diyeyim, Marquez diyeyim, Sabahattin Ali diyeyim, anlayın.

3) Doğrudan kendi hayatını yazan birine, yani kitabının kahtamanı veya antikahramanı da olan birine.

Lafı “Kalp için hayat basittir, atabildiği kadar atar ve sonra… durur” sözünün sahibi Karl Ove Knausgaard’a getireceğim. “Kavgam” başlığı altında topladığı 5000 sayfalık dev romanında hayatını en mahrem anları bile gizlemeden anlatan, bunu yaparken de gerekirse çevresinde ona yakın ya da uzak kim varsa “harcamaktan” çekinmeyen Knausgaard’ın kitaplarının kapaklarında mutlaka yazarın portresi bulunuyor. Serinin bizde yayınlanan dördüncü kitabı “Karanlıkta Dans” da buna dahil. Açıkçası Monokl Yayınları’nın kapak seçimine bu kez itiraz etmeyeceğim. Dördüncü cildi henüz okumadım ama önceki üç tanesini ne kadar sevdiğimi hatta yazarıyla röportajımda bunu ona da söylediğimi hatırlayacaksınız. “Selfie çağının başyapıtı” denen “Kavgam”ın bu yeni parçasını da seveceğimi hissediyorum.

Biraz ön bilgi vereyim: Kitap, “Biri Bizi Gözetliyor”un edebi bir versiyonunu gibi. Tabii bu BBG ekibinde Knausgaard’dan başkası yok; yazar, yönetmen, yapımcısı ve katılımcı hep kendisi. Her şeyi Tarkovski filmlerindeki ağır ve hayatla eşzamanlı ilerleyen bir üslupla anlatıyor ama bunu yaparken okuru sıkmamayı başarıyor. Bir eleştirmenin yorumu şöyle: “Her gece ‘Geç oldu, artık uyumalıyım’ dedim. Ve her defasında ‘yalnızca bir saat daha’ diyerek sabahlara kadar okumaya devam ederken buldum kendimi. Kahraman ister soğan kavursun, ister küvette son bulan bir içki alemine dalsın, fark etmiyor; bu kitap sizde bağımlılık yapıyor.”

İşin en güzel yanıysa şu: Kapakta yazarın fotoğrafı var, üstelik içeride tamamen ve sırf kendini anlatıyor. Ama işte nasıl oluyorsa oluyor, okurken içinizi tuhaf bir “deja vu” hissi kaplıyor. “Bunu ben de yaşamamış mıydım?” diye soruyorsunuz kendi kendinize. Knausgaard bu yüzden daha şimdiden en büyükler arasında. (Karanlıkta Dans, Karl Ove Knausgaard, Monokl Yayınları)

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment