Egoist okur

Kitapçıda cazibeli karşılaşmalar

Genç arkadaşım Sema Ereren HT Kitap için konuşmuştu Can Gürses’le ve ondan okurlar için kitap tavsiyeleri almıştı. “En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”, “Kırık Beyaz” ve çocuklar için “İnce ile Uzun” serisinin yazarı olan, zaman zaman da Egoist için Cennet de Cehennem de Bu Ellerde öyküleri kaleme alan Can Gürses‘in cevaplarını ayrıca yayınlamak istedim. Bence mini bir “yangında ilk kurtarılacaklar” röportajı gibi olmuştu çünkü. Anladım ki bir zamanlar sahilde Kafka okuyan küçük kız hâlâ en çok güzel kitapları seviyor.

Gülenay Börekçi

can gurses sema ereren egoistokur dogan kitap

İllüstrasyonlar yazar ve enteresan şahsiyet Audrey Niffenegger’ın çizdiği “The Night Bookmobile”dan.

Can Gürses’ten okuma tavsiyeleri

Geçen yılın bence en önemli edebiyat olayı, ikinci romanım “Kırık Beyaz”ın çıkması ve olay olmamasıydı. (Tebessümle söylenmiştir.)

Hayran olduğum bir yazarın daha önceden bilmediğim bir kitabının kitapçıda karşıma çıkıvermesi akıl almaz heyecanlandırır beni. Aynı şiddette cazibeli bir başka tanışma ise bir ömür benim yazarım olacak yepyeni bir yazarı, kitapçının kuytu köşesinde bulmaktır. “Kendi dünyasında yaşayan yazar” kaderini paylaşabileceğim bir dosta kavuşma duygusudur bu bir anlamda. Antoni Casas Ros son zamanlarda bana bu duyguyu yaşatan yazar oldu, sağ olsun!

Okurlarınıza kitap fuarı için tavsiyelerimi şöyle sıralayabilirim:

• Aşkın doğanın bile doğasını bozduğunu, delice sevmenin gerçekten sevmek olduğunu en çarpıcı şekilde anlatan romanlarüstü roman olduğu için: Emily Bronte’den “Uğultulu Tepeler”

• İnsan ruhunun nağmelerine dair daha dürüst sözler edilmediği için: Edip Cansever’den “Umutsuzlar Parkı”

• Edebiyatın dişi güzelliğinin başyapıtı olduğu için: Marguerite Duras’dan “Sevgili”

• Kimsesiz dağlara benzeyen romanlarının arasından ürpertici bilgeliğiyle akan bir nehir olduğu için: Oğuz Atay’dan “Korkuyu Beklerken”

• Kadına insan muamelesi yaptığı, aşka ve hayata benzediği için: Lev Tolstoy’dan “Anna Karenina”

• Edebiyatıyla sanatın resmini çizebildiği, insanın içindeki kan ve can akışını anbean görüp anlatabildiği için: Virginia Woolf’tan “Deniz Feneri”

• Klasik romanların en mükemmeli olduğu için: Ivan Gonçarov’dan “Oblomov”

• Virginia Woolf’un kıskandığı tek yazar olduğu ve Çehov’dan bile iyi bir öykücü olduğu için: Katherine Mansfield’dan “Bahçe Partisi”

• Türkçe’yi güzel ettiği, hayat ettiği, insan ettiği, deniz ettiği, şiir ettiği için: Sait Faik’ten “Sevgiliye Mektup” başta olmak üzere tüm eserleri

• En büyük çocuk kitabı olduğu için: Samed Behrengi’den “Küçük Kara Balık”

• Hâlâ çözemediğim büyüsü için: Melih Cevdet Anday’dan “Raziye”

• Doğu-Batı, ben-öteki, kısacası kimlik meselesinin en yalın, en çarpıcı ve en tarihi öyküsünü anlattığı, kendisinden en farklı ve fakat en derin romanı olduğu için: Orhan Pamuk’tan “Beyaz Kale”

• Edebiyatı vücuda getirerek isyan ettiği için: Tezer Özlü’den “Yaşamın Ucuna Yolculuk”

• Daha güzel aşk şiirleri yazılmadığı için: Cemal Süreya’dan “Üvercinka”

• Türkçe’nin en kadın ve en cana yakın öyküleri olduğu için: Sevgi Soysal’dan “Tutkulu Perçem”

• Bugünlere yürekli bir edebiyatla, acının coğrafyasından tanıklık ettiği için: Murat Özyaşar’dan “Sarı Kahkaha”

• Ait hissedilesi tek (anti) ideolojinin -anarşinin- manifestosu olduğu için: Ursula K. Le Guin’den “Mülksüzler”

• Hayatın ve edebiyatın özündeki derin karanlığa sözcük ve tebessüm bulabildiği için: Franz Kafka’dan, “Dava”

Sema Ereren

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment