Egoist okur

Patricia Duncker: “Beni kemiklerime kadar sarıp sarmalamayacaksa, bir kitabı okumam”

İngiliz yazar Patricia Duncker’ın bol ödüllü romanı “Foucault’yu Sayıklamak”; bir yazarla okuru arasındaki, diğer her türlü ilişkiden daha kuvvetli o tuhaf zihinsel ilişki üzerine çok etkileyici bir kitap. Romanın ilham kaynağı ise Fransız sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog Michel Foucault. Çok sevdiğim ve dilimize çevrildiği için mutlu olduğum bu kitapla ilgili olarak […]

Read More

Yann Martel: “İnanmamak daha kolay ama…”

Habertürk’ün hafta sonu eklerinde beraber çalıştığımız genç arkadaşım Alihan Mestçi geçen hafta Man Booker ödüllü ve bazı eleştirmenlerin, “Okuyanın Tanrı’ya inanmasını sağlayan kitap” diye tarif ettiği  “Pi’nin Yaşamı”nın Kanadalı yazarı Yann Martel’e le konuştu.  Bildiğiniz gibi, ünlü yönetmen Ang Lee geçen yıl bu romanı sinemaya uyarlayınca Martel de dünya çapında üne kavuşmuştu. Yazarın bir enteresan […]

Read More

Delal Arya: “Ruhumun yarısı deniz, öteki yarısı İstanbul”

Delal Arya, açık denizlerde geçen soluk kesici maceralardan oluşan “Yedi Denizlerde” ve “Pera Günlükleri” adlı iki fantastik kitap serisinin yaratıcısı. İkisi de Can Yayınları’nın Heyecanlı Kitaplar serisinden çıkıyor. “Pera Günlükleri”nde hikâyeler hep İstanbul’un gerçek ya da hayali sırlarıyla ilgili oluyor. Araya seyyah Marco Polo, polisiye yazarı Agatha Christie, mimar Alexander Vallaury, casus Mata Hari ve […]

Read More

Nermin Yıldırım: “Gülerek direnmek diye bir şey var…”

Bir süredir Barselona’da yaşayan Nermin Yıldırım’la Doğan Kitap’tan çıkan son romanı “Unutma Dersleri” vesilesiyle bir röportaj yaptık ve romanını, Barselona ile İstanbul arasında mekik dokuduğu hayatını, rastlantı eseri bulduğu Mazi İmha Merkezi’nde aşkının acısını değil ama ona yaşattığı mutlulukları unutmak isteyen kahramanı Feribe’yi konuştuk. Yazıyla ilişkisinin ne zaman, nasıl başladığını sorduğumda, “Sanırım hep hayatımdaydı yazı. […]

Read More

Jeffrey Eugenides: “Middlesex’i yaralarımızı iyileştirsin diye yazdım”

Jeffrey Eugenides’in ünlü romanı “Middlesex”ten daha önce birkaç kez bahsetmiştim. Domingo Yayınları’ndan Solmaz Kamuran çevirisiyle çıkan romanın, Bursa’da başlayıp İzmir’de devam eden, oradan Amerika’ya hatta Berlin’e uzanan bir hikâyesi var. Hikayenin bizi ilgilendiren kısmıysa, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadelenin öncesini ve sonrasını anlatması… Kendi ailesinin geçmişte yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu roman için Eugenides uzun […]

Read More

Hande Altaylı: “Bu köyün gözü kulağı var, evlerin içini dinliyor”

Daha önce yazdım aslında ama bir kere de burada söyleyeyim istedim. Hande Altaylı’nın “Kahperengi”sini çok sevmiştim ama yeni romanını daha da sevdim. “Delice”, cüretkar bir kitap. İçinde aşk var, ilişkiler var, cinsellik var, hırs var, mizah var ama tuhaf, değişik, irkiltici… Karakterler de öyle. Güzel olmadıkları gibi “iyi” bile değiller. En azından alışık olduğumuz tarzda bir güzellikleri, […]

Read More

Arslan Sayman: “Hâlâ içimdeki çocuk için yazıyorum”

Eski psikolog, yayıncı ve editör Arslan Sayman, yıllar önce ani bir kararla çocuklar için yazmaya başladı. Küçük okurlar onu “Piri Reis’le Açık Denizde”, “Hezarfen’in İzinde Gökyüzünde”, “Kirazlı Köşkün Çocukları” ve sayısını hatırlamadığım başka birçok güzel kitapla tanıyor. Yakında Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkacak “Evliya Çelebi Gibi” kitabını okuyacağımız Sayman’la uzun uzun konuştuk. Bunları ve daha birçok başka şeyi… En […]

Read More

Füsun Çetinel’e İstanbul’un sırlarını sordum

Füsun Çetinel’in Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan “Ayasofya Konuştu” adlı romanının kahramanı yoksul bir ailenin çocuğu olan Veli. Ayasofya Müzesi’ne ilgiyle, merakla, tutkuyla bağlı. O kadar ki müzenin ayrılmaz bir parçası olmuş; ne arkeologlar, ne turistler, ne de bekçiler düşünebiliyor onsuz bir Ayasofya’yı. Hele, Alman arkeolog Martha’yla sıkı dost olmuşlar. Ama tabii Ayasofya’ya bir giren macera yaşamadan […]

Read More

Burhan Sönmez: “Edebiyat yalanı yalan olmaktan çıkarır…”

Kuzey ve Masumlar gibi romanların yazarı Burhan Sönmez’in üçüncü kitabı “İstanbul İstanbul” İletişim Yayınları’ndan çıktı. Sönmez romanını İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun ölümsüz klasiği Decameron’dan ilhamla yazmış. Orada bir veba salgını sırasında karakterler birbirlerine 10 gün 10 gece boyunca hikayeler, masallar anlatıyorlardı; aynısını burada hapishanedeki mahkumlar yapıyor. 10 gün ve 10 gece boyunca hücrede İstanbul konuşuluyor. […]

Read More

Daniel Höra: “İyi kalpli, zeki insanlar nasıl oluyor da kötülüğe, faşizme tav oluyorlar?”

Faşizmin günümüzde nasıl durmadan “yeni kan” ve “yeni ruh” aradığını, insanları, bilhassa gençleri nasıl baştan çıkarıp zehirlediğini anlatan “Vahşi Sürü”, Alman yazar Daniel Höra’nın kaleme aldığı muazzam bir roman. Höra’nın kitapta dile getirdiği sorular sadece Almanya için değil burası için de geçerli: Kağıt üstünde tamamen karşı olacağımız fikirleri nazik görünümlü ve düzgün giyimli bir yabancıdan […]

Read More

Bejan Matur: “Siyasetin içinde de şiir olmalı”

Orhan Pamuk “Bejan Matur’un zarif ve şiddetle hissedilen şiirleri”nden bahsetmişti bir yazısında. İngiliz yazar ve eleştirmen John Berger ise onun “bir haykırışı andıran” şiirlerine hayranlığını dile getirmiş, okurların bu şiirleri “kelime kelime değil el ele takip etmesi gerektiğini” yazmıştı. Uzun yıllar sürdürdüğü köşe yazarlığını artık bırakan Bejan Matur‘un yeni kitabı “Son Dağ” Everest Yayınları’ndan çıktı. Kürt […]

Read More

Ömer Açık: “Bu kitabın kahramanları bir tren istasyonu ve göl”

Ömer Açık adını ilk kez duymuştum. Günışığı Kitaplığı‘ndan çıkan romanı Menekşe İstasyonu da okunacaklar listemdeydi fakat acele etmek için de bir sebebim yoktu. Bir sabah öylesine çantama attım, işe giderken, vapurda okumak için ideal olabilir diye düşünerek… Şimdi bu söylediğimi abartılı bulacaksınız ama kitap gerçekten kendini bana okuttu. Kendi iradesi ve isteğiyle. Nasıl oldu bilmiyorum ama oldu. Başladıktan sonra […]

Read More

Ece Temelkuran: “Sakladığın sürece bu ülkede her günahı işleyebilirsin”

“12 Eylül dönemiyle günümüzün çok benzediğini düşünüyorum ben. Kelimelerin unutuluşuna dair bir bölüm var Devir’de, bugünü o kadar iyi anlatıyor ki. Kelimelerin unutuluşu, düşünce araçlarımızın yok oluşu demek. Gezi bazı hayati sözcükleri hatırlamak için de bir girişimdi. Özgürlük, demokrasi, adalet gibi çalınmış, elimizden alınmış sözcükleri sahiplerine iade etti…” “Bir bakıma herkesi, her şeyi yerli yerine […]

Read More

“Başrol yazmanındır artık; nefes almak gibi, tiryakilik gibi”

İlk “Canım“ demek istediğinde ar etmiş dedem. “Hanım” dese “malım” demiş gibi olacağını düşünerek korkmuş, “Vesile“ dese çok resmi, soğuk… Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “Baksana“ dese olmaz, “ Bak hele…” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi. Sezgin Kaymaz, son kitabıyla, yaşama, sokaktaki insana […]

Read More

Mine Soysal: “Gençlerin deneyim özgürlüğüne ihtiyacı var”

Mine Soysal‘ın yeni romanı Uzakta‘nın kahramanları birbirlerinden çok farklı hayatlar yaşayan iki genç. Biri yoksul bir ailenin yaralı oğlu Erdo, diğeri zengin bir ailenin kızı olan ve en az Erdo kadar yaralı Dünya… Bütün romanı acaba birbirlerini görecekler mi, görseler ne olacak diye merak ederek okuyoruz ama kısacık, varla yok arası bir rastlaşma oluyor onlarınki, denizin ortasında karşılaşan iki […]

Read More