Egoist okur

Balıklar da boğulur, insanlar gibi

“Tatlı sudan tuzlu suya geçtiklerinde balıklar, boğulmadan önce vurgun yemiş gibi zihinleri bulanır. Bu süre boyunca asla bir şey yemezler, o an var oldukları sudan kaçmayı hiç mi hiç istemezler. Sonra da ölürler.” Hatırlamanın içinde her zaman korkunç kâbuslar vardır… Roman türünün tüm imkânlarıyla, öykülerinden aşina olduğumuz o büyülü anlatımıyla bu kez ülkemizin en küçük […]

Read More

D.H. Lawrence: Müstehcenlik ve pornografiyle suçlanan yazar

Aşağıdaki yazının sahibi İpek Akyel benim İstanbul Üniversitesi’nin İngiliz Filolojisi’nden arkadaşım. Klasik Arkeoloji de tahsil etti ve uzun süre üniversitede ders verdi. Kendi deyişiyle, yaşanan groteskliklere yüreği dayanmadığı için de genç yaşta kendi isteğiyle emekli oldu. İstanbul’daki plastik ve robotik yaşantıya daha fazla uyum sağlayamayacağını hissettiğinde ise kuzey Akdeniz’de bir dağ köyünde inzivaya çekildi. Şimdi […]

Read More

Hundertwasser’in şekerden evleri, renkli dünyası

Gökkuşağının en güzel renkleriyle bezeli tablolar yapan bir ressam, insanın içini ilkbahar neşesiyle dolduran binalar yapan bir mimar… Ve tabiat aşığı bir çevreci. Çok yönlü sanatçı Friedensreich Hundertwasser ve şekerden yapılmışa benzeyen güzel evleriyle tanışmak ister misiniz? Bunun için arkadaşım İpek Akyel’in yazısını okumalısınız. Hundertwasser’in renkli dünyası Friedensreich Hundertwasser, gerçek adıyla Friedrich Stowasser, 1928 doğumlu […]

Read More

İzzet Yasar: Şehit Çocuklar Cumhuriyeti

Eksikliğini en çok hissettiğim kişi şair, hikayeci İzzet Yasar. Çünkü bu sıralar onu tweetlerini okuyamıyorum. Nedenini açıkladı aslında ama yine de merak eden, “Neler oluyor?” diye soran çok. İzzet Bey, bu sabah aldığım e-mailinde, sosyal medyadan ayrılma kararının sebeplerini anlatıyor. Ama tabii yazısı bundan ibaret değil; içinde birkaç çok önemli mesaj var, o yüzden -iznini […]

Read More

“Tanburu elinde, ölüme yürüyen Cemil Bey’in hayali…”

“Dikkat! Bu yazı kâğıt üzerinden işitilmeyecek kadar çok ses içerir. Tek başına okunmaz. Bilgisayarınıza yakın bir yere oturunuz. Arama motorunuz açık olsun. Ne de olsa her şarkıyı tavında dinlemek gerek!” Ölümünün 100. yılında Tanburi Cemil Bey hakkındaki bu yazı, Tuba Dere’nin imzasını taşıyor. Üretilen her müzik türünün, ondan zevk alacak insan tipini de oluşturduğunu söyleyen […]

Read More

Armağanlar bahçesi

“Daha önce hiç böyle gezmemişim bu bahçede. Bakmışım da görmemişim sanki. Ne var ne yok, hangi çiçek açmış, hangisi solmuş farkında değilim. Kendi kendilerine açıp soluyorlar. Benimle hiç ilgileri yok, çünkü ben hiçbirinin farkında bile değilim. Demek ki aslında bu bahçe bana ait değil” diye düşünmüş. Hande Şarman, hatırladı, biz de hatırlayalım diye yazdı… Aşılanan […]

Read More

“Teoman’ın Nobel kazanma ihtimali Elif Şafak’tan fazla”

Mehmet Hakan Kekeç, diğer işlerinin yanında kitap yazıları da yazıyor. Dylan’ın Nobel’ini de yazdı. Açıkçası onunla aynı şekilde düşünmüyoruz, öyle olması da gerekmiyor. İkimiz de Nobel’i sınırsız ciddiye alanlardan değiliz. Milan Kundera konusundaysa, aynı fikirdeyiz. Gerisi tartışılabilecek, ayrıca anlaşmamızı gerektirmeyen ayrıntılar… “Şair, romancı, öykü yazarı, oyun yazarı derken şimdi de şarkı sözü yazarı… Artık Teoman’ın […]

Read More

Veda eden menekşe

“Hepsi bir rüya gibi değil mi? Neden burada olduğumuza dair ufacık bir kanıtın var mı? Neden bunca adaletsizliğin olduğunu çözebilen var mı? Herkesin her şeyi bildiği ve aceleyle tükettiği bir dünyanın kime ne faydası var?” Yeni masallarını dört gözle beklediğim sevgili masalcımız Hande Şarman bu kez küskün, kırgın, hırçın bir menekşenin öyküsünü yazdı. Hem menekşelerin […]

Read More

Yıldızlara bakmaya gitmek

“Çok uzaklardan, bilge çocukların kendi gezegenlerinden gelip düştükleri çöllerden geldim. Ben o çocuklardan kendi gülünü bulmanın ve sevmenin anlamını sezdim. Sembollerden değil de şuradan sevmenin, seversen doğru sevmenin, doğru sevmek için kendine doğru olmanın gerektiğini öğrendim. Şu kapıya geleli ne kadar oldu ki? Hiç. Ama öyle böyle değil, bende bütün bunlar tesadüflerin en güzeli gibi […]

Read More

Kirpi’nin verdiği hayat dersi

Mutluluğun, daha doğrusu hayatın sırrı miniminnacık bir kirpide olabilir mi? Kirpilerin sandığımızdan daha çok şey bildiğine inansam da, bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu masaldaki kirpiye kulak vermek bir vakitler yazarına iyi gelmiş, bana da iyi geldi. Eminim size de… Hande Şarman’dan yeni masal; bir mutsuzluk dağıtma denemesi… Gülenay Börekçi Kirpi’nin verdiği hayat dersi Bir varmış […]

Read More

İnsanlar diyarında cezalı büyücüler

“… Ancak ne olduysa, yönlerini kaybedip aynı yollardan geçmek zorunda kalmış ve bu topraklarda hiçbir şeyin onların bildiği gibi yürümediğini anlamışlar. Ormanlar yine yağmalanmış, ruhsuzlar kitapları yakmış, ajanlar iki katına çıkmış, kedilerin kuyrukları kesilmiş, devler huzursuz edilmiş. Kaos ve kötülük kol geziyormuş…” Suya, toprağa, gökyüzüne, ağaçlara hatta rüzgarda uçan yapraklara yazan Hande Şarman bu kez […]

Read More

Zamanla oynayan at

Yine çok güzel bir masal yazdı Hande Şarman. Bir zamanda yolculuk masalı… Yani tam öyle değil ama sussam ve daha fazlasını söylemesem iyi olur. Zira ilk masalı yayınladığımda aldığım itiraz mesajlarını düşünerek bu defa temkinli davranıp masalın sonunda ne olduğuna, kahramanımızın neyi keşfettiğine dair bir imada bulunmayacağım. Ama okuyalım ve zamanda dörtnala dolaşırken “istemeden de […]

Read More

Burcu Yıldızer: “Bilmem yeter mi?”

“Hiç yetmediğini bildiğim halde “seni seviyorum” demenin eksikliğini tadıyorum. O iki kelimenin içini yaşadığımız sabahlar, geceler tamamlıyor. Okuduğunda, duyduğunda onları da katıp mı alıyorsun içine, anlayayamıyorum. Eksik deyişim bundan. Olur da bir gün gidersen ve beni senin için kurduğum bir cümleyle hatırlamak istersen aşk: ‘Benim gurbetim sensin!’” Burcu Yıldızer Bilmem yeter mi? Seni unutmaya ömrüm […]

Read More

Gizli Bahçe’nin kerameti

Size iki sürprizim var… 1) Sevgili arkadaşım Hande Şarman yakında ilk kitabıyla karşınızda olacak. (İlk kitabı dediysem, Hande’nin editör olarak katkıda bulunduğu kitap çok ama bu farklı. Bu kez doğrudan onun kalbinden, kaleminden dökülenleri okuyacaksınız. 2) Hande bundan sonra Egoist Okur için masallar kaleme alacak. Eh, açıkçası benim gibi masallara âşık biri için bundan güzel […]

Read More

Paul Nizon ve yaşamını sanat eserine dönüştüren adam

Arkadaşım Mehmet Hakan Kekeç’in San Fransisco Sanat Müzesi’nde bir köşeye gözlüğünü çıkarıp koyan ve böylece sanat dünyasında bir nevi infial yaratan, daha doğrusu “sanatsever” denen kişinin ille de sanattan anlayan kişi olması gerekmediğini, günümüzde onun da çoktan sıradan bir tüketiciye dönüştüğünü kanıtlayan gençle başlayıp çağdaş Alman edebiyatının en büyüklerinden Paul Nizon’a ve bizde yayınlanan ilk […]

Read More