Egoist okur

Tutkulu bir okurundan Stephen King’in yayıncısına mektup

İsmail Yaprak’ı Serbestiyet ve Sinematopya’daki yazılarından tanıyor olabilirsiniz. Ara sıra Egoist Okur’a da yazıyor. Kendisi tutkulu bir Stephen King hayranı aynı zamanda. Arkadaş olmamızın sebeplerinden biri bu. Ve Türkiye’deki yayıncılarının Stephen King’e büyük haksızlık ettiğini, onu “yanlış” yayınladıklarını düşünüyor. Haklı. Orası burası kesilip kuşa döndürülmüş  berbat çeviriler, kimi zaman çok saçma tasarlanmış kapaklar, dizgi hataları, […]

Read More

Ece Dorsay yazdı: HAVUZDA

“Elinde kılıcı atının üzerinde ilerleyen Don Kişot gibiyim” demişti yıllar önce. Kimseye benzemeyen müziği, karakteri ve seçimleriyle bence hâlâ öyle. Eh, neticede “Şablonlara uymamak, zor yoldan gitmek ve kendi gibi olmayı seçmek de politik bir duruş” demişti yine o yıllar önceki röportajda. Bana sorarsanız Ece, güzel insan, akıllı kadın, iyi müzisyen. Ve güvenilir bir arkadaş… […]

Read More

“Kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız!”

“Dün akşam saatlerinde Emrah Serbes’in twitter hesabında paylaştığı bir fotoğraf ve girdiği gönderi kısa sürede sosyal medyada olay yarattı. Behzat Ç’nin yaratıcısı olarak bilinen yazar, twitter hesabından, ‘Yazarlığı bıraktım. Her gün çocukların öldürüldüğü bu ülkede ne yazabilirim. İki sene sadece boksla ilgileneceğim’ yazarak, bu haberi okurlarıyla paylaştı. Paylaşılan bu tweet bir saat içinde TT listesinde […]

Read More

VERTIGO… Anımsayan benlik = Masalcı benlik

“Anımsayan benlik bir masalcıdır. Anılarımıza karşılık gelen tepkilerle ve aniden başlar. Bu yüzden sadece hikâye anlatıyor olmak için hikâye anlatmayız. Anılarımız bize hikâye anlattırır. Deneyimlerimizden arta kalan tek şey aslında hikâyelerdir. Ve hikâyenin en kritik noktası da nasıl bittiğidir. Sonlar çok ama çok önemlidir. Ve aşağıda okuyacağınız örnekte son, tüm hikâyeye hâkim olmaktadır.” Biricik “Vertigo’savarımız” […]

Read More

9 bin ver en havalı kitapları kap, 30 bin ver alim ol!

“Kişisel kütüphaneler biraz sahibine benzer, biraz da sahibinin olmak istediği kişiye. Bazı kütüphaneler ise sahibine hiç benzemiyor! Zira, onlar 10 binlerce lira döküp kendilerine kütüphane dizdirenlere ait.” Habertürk Ekler’in dünya tatlısı hiperaktif Ece Ulusum’u HT Pazar için yazdı bu yazıyı ve öyle güzel yazdı ki zor beğenirliğiyle tanınan Murat Bardakçı bile geçen hafta köşesinin bir gününü […]

Read More

Mehmet Erdugan yazdı: 127 Saat ve Çehov’un silahı

Çok sevgili arkadaşım, beni sinemayla barıştıran insan Mehmet Erdugan, Vertigo köşesinde bu kez çok sevdiğim bir filmi yazıyor. Danny Boyle’un 1975 doğumlu  dağcı Aron Ralston’un hayat hikayesinden uyarladığı “127 Saat”i… “İyi de kim yani bu Aron Ralston?” diye soranlara “İdollerimden biri, kahramanım” demek isterim. Okuyun lütfen. Bir filmin bize tüm varoluşumuzu nasıl da sorgulatabildiğini hatırlayın… […]

Read More

“Hatırlar mısın, fakir ama gururlu bir genç vardı!”

Mehmet Erdugan’la sevgili arkadaşım Sayım Çınar sayesinde tanıştım ve sinema aşkından etkilendim, bilgisine, zevkine hayran kaldım. Bu hafta gösterime giren “Mad Max: Fury Road”a beni götürdüğü için kendisine ayrıca minettarım, resmen üç gündür “Mad Max” sarhoşluğu yaşıyorum. O ne güzel bir gündü öyle :) Her neyse, esas haberim şu: Mehmet’in bundan sonra Egoist Okur’da Vertigo […]

Read More

Mevsim Normalleri: Unutmanın başlangıcı…

“Mevsim Normalleri, son zamanlarda adından sıkça bahsedilen Neslihan Önderoğlu’ nun ikinci öykü kitabı. Önderoğlu kişisel dramları çevre koşulları tarafından belirlenmiş öykü kişileriyle; kahraman olamamış veya bunu istememiş, metin sürecinde değişip gelişmemiş karakterleriyle çattığı öykülerinde, söyleyiş biçimini titizlikle seçiyor. Kamerayı bir noktaya odaklayıp okuma zamanında oluşan sahneye ışığı nereden tutacağını ve öyküye yapacağı renk müdahalesini okura […]

Read More

“Anlamadan biriktirmek, bunların hayat diye yaşadığı…”

“Şimdi ben uzun bir uçak yolculuğunun ardından vardığım garip bir Avrupa şehrindeyim. Dışarıda son model arabalar, evin içinde üst üste yığılmış eşyalar, televizyonda reklamlar ve bitmek bilmeyen oyun havaları… Sizi temin ederim ki bayanlar baylar, burası soytarılarla dolu, mülevves kokulu, korkunç bir panayır alanı! Hediye edildiğim kadın, beni kıymetli el yazması kitaplar gibi, kitaplığının nezih […]

Read More

“Şaire ölmek yaraşır” demişsin Ahmet Erhan, ama işte şairler ölmüyor!

Feyzanur Yılmaz özel bir çocuk. Henüz 17 yaşında ve üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Bu yazıyı ondan Egoist Okur’a gönderdiği bir Ahmet Erhan yorumunu okuyunca istedim. Hiç tanımadığım birinden yazı istemem onu şaşırttı ama hemen o gece yazıp gönderdi de… Çok içten bir dille kaleme alınmış yazısından açıkçası etkilendim; bazı satırları gülümseyerek, bazı satırları gözlerim dolu dolu […]

Read More

Tekinsizliğin tınıları bu patikada…

“Murat Yalçın, anlatısında oyun arar, sözcüğün özü kadar sesini de dinler. Havada duran sözcüğü yakalamaya yatar. Hem kendi kendine oynadığı, hem ‘Dilersen katıl’ dediği oyun. Eğer bizim gibi denemeleri, günceleri, mektupları ayrı yerde tutanlardan bahsedeceksem sözcüklerin peşi sıra gitmeyi de bu parkura eklerim. Çok da kullanılmayan, ama unutulan bir çiçek kokusuyla burna dolan ve o […]

Read More

Paris’in “öteki” yüzü: PARİS MİMARI

“Charles Belfoure’un ilk romanı ‘Paris Mimarı’nda yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris’te toplumun farklı kesimleri üzerine projektör tutuluyor. Arka planda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen direnişçiler bu saflaşmanın iki farklı kesimini oluşturuyor. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kenti terk eden, […]

Read More

Yaz(a)mamak ya da RED EDEBİYATI

1983 Samsun doğumlu Gülşah Köksal Çekici, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü mezunu. Dört yıldır köy öğretmenliği yapıyor. Edebiyat başta olmak üzere, felsefe, tarih, sosyoloji gibi alanlarda okuyor, yazıyor. yazdıklarına hem çeşitli dergilerde hem de  şahsi blogunda rastlayabilirsiniz. Aşağıda Enrique Vila-Matas’ın yazdığı ve Doğan Kitap’tan çıkan “Bartleby ve Şürekâsı”yla ilgili yazısını bulacaksınız. Kitaptan daha önce iki […]

Read More

“İpin ucunu kaçırmışlara neden bakayım? Ben hâlâ tutmaya çalışıyorum o ipi.”

Her zaman incecik ve çok güzel bir kadın olan İnci Aral, arkadaşım Tolga Meriç’in yaptığı uzun söyleşiden oluşan anı kitabı “Unutmak”ta her zamanki gibi kendini okuruna cesaretle açıyordu. Orada genel olarak kadınlar ve kilo takintılarıyla ilgili söylediklerini beden serisine almasam olmazdı… Gülenay Börekçi İnci Aral: “İpin ucunu kaçırmışlara neden bakayım? Ben hâlâ tutmaya çalışıyorum o […]

Read More

“Vücuduma ne hayranım, ne de ona düşmanım…”

“En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”ı okumuşsunuzdur. Peki ya üç kitaplık “İnce ile Uzun” serisini? Bu çok güzel seriyi yakında bu sayfalarda size anlatacağım. Ama o güne kadar… Olumlu veya olumsuz takıntılarını, beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini sorduğum yazarlardan biri de yetenekli yazar, şahane kadın Can Gürses’ti. Cevap olarak tıpkı meslektaşı Aslı Tohumcu […]

Read More