Egoist okur

“Keşkistan’da yaşamayı hiç istemezdim…”

Lüset Kohen Fins’in çok sevdiğim ilk kitabını yazmıştım. Yazar, “On Derin Ayak İzi”nin ardından şimdi ikinci kitabı “Enginar Mevsimi”yle okurlarının karşısında. İlk fırsatta okuyacağım ama anladığım kadarıyla içinde bulunduğumuz mevsime çok uygun bir roman. İşte birkaç alıntı: “Enginar Mevsimi her ne kadar ilkbaharı çağrıştırsa da içinde bambaşka anlamlar taşır. Kimilerine yüzeysel mutluluklar, kimilerine de iz bırakan […]

Read More

“70’imde de kırmızı saçlarımı bayrak gibi sallayacağım”

“Ömrüm yeterse, 70’lik bir nine olana kadar kırmızı saçlarımı bayrak gibi sallayacağım” diyen Deniz Durukan iyi ki var, iyi ki saçlarını kırmızıya boyuyor ve elbette iyi ki arkadaşım… Olumlu veya olumsuz takıntılarını, beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini sorduğum kadınlardan biri de şair Deniz Durukan”dı. En kırmızı cevap da ondan geldi… Gülenay Börekçi Deniz […]

Read More

İhlal çağrısı: YARABIÇAK

“Bir Mister Fa var, 1980’lerin devrimcisi, modernist kollektivizmden bireysel özgürlüğe, özgür aşka giden yolu, ‘… kişinin kendine, biricik yurduna, bedenine kavuşmasının yolunu’ arayan… Bir Rakıyı Karanfille İçen Adam var, uzun ama etkili söylevler veriyor; hayat arkadaşı Çingene bilgesi Gülbahar Hanım’la tanışmasından sonra uygarlığın ulus devletler dışında, onlara rağmen gerçekleştirilebileceği anlayışını olgunlaştırmış, yaşamın sırlarını deşeliyorlar… Bir […]

Read More

“Kırmızı ve bordo ojelerle deneyler yapıyorum…”

Yayınlamakta gecikiyorum biliyorum ama kadın yazarlara olumlu veya olumsuz fiziksel takıntılarını, beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini sormuştum ya, sorumu biriciğimiz Aslı Tohumcu da cevaplamıştı. Onunki kırmızılı bordolu bir cevap oldu; iç ısıtan, ferahlatan, gülümseten… Okuyunuz, seviniz :) Gülenay Börekçi Aslı Tohumcu: “İnsanları sadece yazdıklarıyla değil, muhabbetiyle de ele geçirmek isteyen biri için […]

Read More

“Karnım bir daha eskisi gibi düz olur mu? Hiç sanmam…”

Oya Baydar‘ın kitabıyla ilgili yazıda, kadın yazarlara olumlu veya olumsuz fiziksel takıntılarını, bedenlerini, beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini sorduğumu söylemiştim. Beni kırmayarak açık yüreklilikle cevap verenlerden biri de annelik ve yazarlığı şahane bir şekilde barıştıran Aslı E. Perker’di. Gülenay Börekçi Aslı Perker: “Karnım bir daha eskisi gibi düz olur mu? Hiç sanmam…” “17 yaşındaydım, […]

Read More

Fırat Demir yazdı: Sezer Duru’dan HOŞ HİKAYELER

Açgözlüler, varyemezler, hüsnü kuruntular, çabuk heyecanlanıp zor gözyaşı dökenler. Sezer Duru sanki büyük bir müzikale karakter seçiyor. Sahne, sürekli yeni insanlarla doluyor. Bir karakteri, hemen, öteki takip ediyor. Herkes nefes nefese kalırken, Duru konumundan zerre sarsılmıyor. Duru edebiyatının özeti bu, daralan anlara sığdırılan öz ve herkesin gelip geçiciliğinde kendi kalabilmek. “Hoş Hikayeler”, bu bağlamda yazarın […]

Read More

“Dikkafalı, sevecen ve uzlaşabilir. Uzlaşmayabilir de!”

Oya Baydar‘ın kitabıyla ilgili yazıda, kadın yazarlara olumlu veya olumsuz fiziksel takıntılarını, bedenlerini, beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini sorduğumu söylemiştim. Beni kırmayarak açık yüreklilikle cevap verenlerden biri de Müge İplikçi’ydi. Okuyacaksınız nasılsa ama baştan söylemezsem içim rahat etmez: Müge’ye İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda okurken tanışmıştık; arkadaşlarımız da, dertlerimiz de, sevdiğimiz kitaplar da aynıydı. Yollarımız […]

Read More

“Başrol yazmanındır artık; nefes almak gibi, tiryakilik gibi”

İlk “Canım“ demek istediğinde ar etmiş dedem. “Hanım” dese “malım” demiş gibi olacağını düşünerek korkmuş, “Vesile“ dese çok resmi, soğuk… Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “Baksana“ dese olmaz, “ Bak hele…” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi. Sezgin Kaymaz, son kitabıyla, yaşama, sokaktaki insana […]

Read More

Burçe Bahadır: “İçin yanmazsa insan değilsin…”

“Özgecan’a hep birlikte, elbirliğiyle üzülmek ne kadar kolay. Masumiyeti göz bebeklerinden akan bir küçücük kız olduğu ne çok belli. Okuldan çıkmış, avm’ye gitmiş, annesi sütünü harçlığını vermiş, eve gitmek için akşam 8’de dolmuşa binmiş bir kız çocuğuna üzülmezsen, acımazsan zaten hayvansın, barbarsın, sapıksın demektir. Ya diğer ölü kadınlara? Onlara da kaşını şüpheyle kaldırmadan, bu kadar içten […]

Read More

BAKELE: En basit şeyleri bile niye kimse anlamıyor?

Öykülerden oluşan ve April Yayıncılık’tan çıkan kitabı “Bakele”yle okurlarını bir kez daha selamlayan Sezgin Kaymaz müthiş bir adam. Yakında bu sayfalarda onunla yapılmış yepyeni bir röportajı okuyacaksınız. Ama önce kitabı okuyup bitirdikten sonra “tam da şurasında” kalan sızıyı bizlerle paylaşan sevgili Merve Açıkgöz’ün yazısı… Gülenay Börekçi Sezgin Kaymaz röportajı: Bir gölgesinden korkanlar ordusu nasıl yaratılır? Sezgin Kaymaz: […]

Read More

Nermin Yıldırım: O ateşi siz yaktınız!

Nermin Yıldırım‘ın 4,5 yaşında ölen Diyarbakırlı küçük kız için birkaç ay önce yazdığı ve OT Dergi‘de yayınlanan bu yazıyı uzun uzadıya giriş falan eklemeden yayınlıyorum. Özgecan Aslan‘ın feci şekilde öldürülmesinin üzerinden zaman geçmedi; üzgünüm, öfkeliyim, çaresizim, hepiniz gibi… Dergiye düştüğü küçük notta “Çocukların erkenden yaşlandığı bu âlemde, neşe bizim neyimize!” diyen Nermin  gibi hissediyorum. Okuyun […]

Read More

“Ben, Bay Çetneki’nin Ceketi”

“Edebiyatımızın Er Nemeçek’i” Nermin Yıldırım yazdı bu yazıyı. Aylar önce Ot Dergi’ye… Dünyanın en şahane çocuk kitabı olan Pal Çokağı Çocukları‘nın kıyıda kalmış, unutulmuş bir karakterinin ağzından. Her şeyi gören, işiten, bilen ama ko-nu-şa-ma-yan bu karakteri az sonra hatırlayacaksınız. Ve bana hak vereceksiniz; doğruya ulaşmak için bazen unutulmuş karakterlere kulak vermek gerek.  Teşekkürler Er Nemeçek :)  Gülenay Börekçi […]

Read More

Korsan bandı, sürmeli gözler, kızıl saçlar ve yeşil karanfil

Yazarların tuhaf alışkanlıkları, farklı giyinme tarzları, türlü takıntıları olur. O kadar ki kıyafetleriyle, şapkalarıyla, papyonlarıyla özdeşleşmiş yazarlar bile vardır. Misal, papyon denince ilk aklınıza gelen isim, muhtemelen Doğan Hızlan olacaktır. “Kasketleriyle bütünleşmiş yazar kim?” diye sorsam, hemen Attila İlhan cevabını vermez misiniz? Marcel Proust ise kadife eldivenlerini o kadar çok severmiş ki, gece yatarken bile çıkarmazmış. Herhalde […]

Read More

Atlamak düşmekten iyidir!

“On dört yaşındaydım ve dünyadan çok sıkılmıştım. Bana kalırsa yeterince yaşamıştım. Yara gibi bir şeydi hayat. Ağılıysa, hele de acıyorsa, en temizi kesip atmaktı.” “Kesip atmakta usta sayılırdım. Çünkü korkaktım. En kolay korkaklar kesip atar.” Unutma Beni Apartmanı, Rüyalar Anlatılmaz ve Saklı Bahçeler Haritası adlı romanların yazarı Nermin Yıldırım‘dan yaralarımıza ilaç niyetine. Aslında biriciğimiz, Ot […]

Read More

Emrah Serbes’in Deliduman’ı ve bir okurun itirafı

Emrah Serbes‘in Deliduman‘ı üzerine bir eleştiri denemesi. Daha doğrusu sevmeye hazır başlayan bir okurun, romanı neden bir türlü sevemediğine dair yazdıkları. “Deliduman kimi yönleriyle beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu” diyor Sibel Yılmaz. Okuyalım… Gülenay Börekçi Solda Deliduman’ın yazarı Emrah Serbes’i görüyorsunuz. Sağda ise onun karakterlerinden yola çıkarak çizilmiş bir illüstrasyon yer alıyor. Adı, […]

Read More