Egoist okur

Bizim Marquis de Sade’ımızın gözünden İstanbul

Bir dönemin meşhur gazetecisi Refi’ Cevad Ulunay, sıkıntılı ve renkli geçen gazetecilik hayatına, birkaç güzel roman da sığdırmıştı: Köle, Enkaz Arasında, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Dağlar Kralı… Selim İleri’nin de daha önce yazdığı gibi romanlarında eski İstanbul’u, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem insanlarını, kabadayıları, yosmaları, eşkıyaları, tulumbacıları, varlıklı ama çizgidışı yaşayan hanımları […]

Read More

PROUST ÇIĞLIKLARI: Marcel’in öldürücü alışkanlığı

Marcel Proust‘un kronik erteleme alışkanlığını ilk öğrendiğimde, “A, ne kadar güzel” demiştim. Demek ki bu korkunç alışkanlığa rağmen Marcel Proust bile olunabiliyordu. Eh, ben de bi’ şeyler yapabilirdim belki. Karşılaştırmak yersizmiş, yıllar sonra anladım. Ben hâlâ her şeyi erteliyor, erteliyor, erteliyorum… Proust okumak hariç! O hâlâ okunuyor, okunuyor, okunuyor… Neslihan Elagöz’ün taa ne zaman gönderdiği […]

Read More

Orhan Veli’den Nahit Hanım’a: “Yalnız seni arıyorum…”

“Mektup, günlük ya da anı, okumayı pek çok sevdiğim türlerdendir. Neden seviyorum? Sanırım sevdiğim yazarların –özel hayatı da dahil- her şeylerini merak ettiğimden. Garip bir zevk… Fakat şunun da farkındayım: Bu türler, aynı zamanda, fevkalâde yanıltıcıdır! Yazarı hakkında gizli kapaklı bilgiler edineceğinizi ya da onun gerçek yüzünü göreceğinizi zannedersiniz; fakat büyük bir kumpasla karşı karşıyasınızdır: Okuduğunuz satırlar, yayınlanacağı […]

Read More

Ece Dorsay: “Kalbim nefes aldı, mevsim değişti…”

“Fazla düşünmenin insanı yaşça öldürdüğü gerçeğine uyanabilmek ile ilk adım atılmış oluyordu, sevdanın her türlüsünün insan için oluğunu kabul ederek. Yürekteki sesler kafadakilerden daha baskındır diyenler içindi şiirler, şarkılar ve en önemlisi aşk… Devrimlere, evrimlere açık olanların sabrı, inancı, sevgisi kurtaracaktı dünyayı belki de…” En sevdiklerimden Ece Dorsay öyle bir yazı yazmış ki bu defa, hikaye […]

Read More

Hannah Arendt ve “insan hakları” sorusu

“14 yaşındaydım, İsrail’deki Holokost müzesi Yad Vashem’i ziyaret ediyorduk. Gördüklerime ve duyduklarıma inanamıyordum, henüz masumiyetini koruyan zihnimse bu olayın gerçekliğini kabullenemiyordu… Avrupa’nın tam ortasında yaşanan bu felakete tüm dünya neden sessiz kalmıştı? Kampların yerini tespit etmek, insanları oradan kurtarmak bu kadar mı imkansızdı? Safça şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum İsrailli rehberimize, ‘Peki ya insan hakları?’ O […]

Read More

“Hepimiz kendi masallarımızın kurbanlarıyız…”

“Benim hep Rapunzel gibi bir kulem oldu. Kapısız, yüksek duvarlı. Ve mutluydum orada. Sonra bir gün, biri girdi içeri. Rapunzel masalını dinleyerek büyüdüğüm için ‘O’ sandım, beni kurtaracak sandım. Meğer zorla yükledim ona bu görevi, o hiç istemezken. Ama sanırım zamanla o da sevdi bu oyunu. Beraberce yıktık kulemi, her seferinde daha güçlü darbelerle. Kuledeki […]

Read More

Türk yayıncılığında SEKS ve diğer derin mevzular

Aman yarabbim! Cumhuriyet kurulduğundan beri İstanbul matbaalarında neler basılmış neler. Kâh tamamen bir kişisel gelişim başlığı olarak, kâh inceden bir edebî kisveyle süslenerek, kimi zaman da tamamen sağlık ve tıp yayınına dönüşerek… Bugün kitapçı raflarında görmeyi hayal bile edemeyeceğimiz nice kapaklar, başlıklar, konular geçmiş okurun önünden. Hepsi, hepsi burada… Başar Başarır bu kez yayın dünyamızın en […]

Read More

Milan Kundera + Tony Montana + Yalan + Gerçek

Brian de Palma’nın Scarface filminde Tony Montana “Ben yalan söylerken bile doğruyu söylerim” diyordu. Belki de asıl mesele doğruyu söylerken bile yalan söylemektir! Çünkü hem daha kârlı hem daha eğlenceli… Kim söylüyor bunu? Omelas’a Yamuk Bakamayanlar yazısıyla hatırlayacağınız İsmail Yaprak… Peki Milan Kundera‘yla ne ilgisi olabilir bütün bunların? Eh, İsmail’in yazısını okuduktan sonra kendiniz karar verin. […]

Read More

Fantastik başyapıtları: Kim korkar ejderhalardan?

Fantastik edebiyat olmasaydı eğer; mitler, masallar, efsaneler… Özgür, gerçekten özgür bir edebiyattan da söz edemezdik… Çünkü hayal kurmak ne kadar özgürleştiriyorsa benliğimizi, fantezi de o ölçüde özgürlüğün peşindedir. Hayal kurmak ne denli uzaklaştırıyorsa bizi gerçeklerden ve hayattan, işte fantezi de ancak o denli kaçış edebiyatı yapıyor demektir. Egoist Okur‘un kızkardeşi Bahçeyazı’da yayınlanmıştı bu yazı. Fantastik […]

Read More

“İkimizin arasında, baharın başlangıcında…”

“Geceler gittikçe büyümeye başlıyor… Sabahlar küçülüyor. Zaman küçülüyor. Ocak bitiyor. Şubat koşuyor ve bir sabah uykudan doyarak bahara uyanıyorum. Geceliğim yok. Üstelik ürpermiyorum da. Omuz başlarımda sevilmiş bir kadın. Saklanmıyorum. Sana sarılıyorum. Geceyi sabaha bağladığımız bir günde artık rüya görmüyorum. Ömür, baharla başlıyor.” Burcu Yıldızer Her sabah aynı müziğin sesini duyuyorum. Sözleri yok. Bir önceki […]

Read More

Okumasam deli olacaktım!

“Yazmasaydım deli olacaktım, diyor ya Sait Faik. Ben, bilmiyorum, diyorum kendi kendime, bilmiyorum, yazmasam deli olur muydum? Ancak ‘Okumasaydım deli divane olacaktım’ diyorum yüksek sesle. Çünkü biliyorum, okumasam değişmeyecekti derim, değişmeyecekti fikrim ve okumasaydım, dünyaya giden yollar tıkanacak, tanıdığım tanıyacağım binlerce değil, sadece birkaç bahçe olacaktı, biliyorum okumasaydım, ruhum bir mengenede sıkışacak, kafamın kafa olması son […]

Read More

İstanbul’un köpekleri ve geçmişin gölgesi…

“İstanbul’un Köpekleri diye bir kitap okuyorum şimdi. Kitap 1910 yılında II. Abdülhamid’in tahttan indirilip Jön Türklerin başa geçmesinden bir yıl sonra İstanbul’daki sokak köpeklerinin kökünün kazınmasına karar verilmesiyle başlıyor. Yüzlerce köpek kafeslere kapatılıp Sivriada’ya götürülüyor. Ölüme terk ediliyor. Fotoğraflar içler acısı.” Catherine Pinguet İstanbul’un gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası olan sokak köpeklerinin hikâyesini anlatıyor. İstanbul’un Köpekleri, II. […]

Read More

Ursula K. Le Guin + Omelas’ı Bırakıp Gidenler

Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsünde bir kasaba var. Kasabalının mutluluğu ve refahı, kurban olarak seçilen küçük bir kızın sonsuza dek zindanda tutulmasına bağlı. Anlaşma açık: Kız eğer özgürlüğüne kavuşursa, kasaba halkı mutluluğundan olacak… Le Guin bize bu durumu güzel güzel anlattıktan sonra, Omelas’ı bırakıp gidenlerle bitiriyor öyküsünü. Yani kızı kurtaramayan ama onun acı […]

Read More

ECE’NİN TARİFİ: Hayalleri kısık ateşte pişirme sanatı

“Sorularla beynini yemekten vazgeçmişti. Hayatın pırıltılı taraflarına tutunuyordu, karanlığın sinsice kol gezdiği şehirde… Kırmızıyı düşündü: Tutkunun, kaosun, ihtişamın rengini… Böyle bir renkte huzur aramak yersizdi belki. Tam tersi de mümkündü, huzurun olduğu yerde gelişen bir bağ da olabilirdi. En azından, kalbi güzel olan her şeye açıktı. Kıymet bilmeyi hayat görgüsü ve yaşadığı acılar fazlasıyla öğretmişti […]

Read More

Kemalettin Tuğcu: İçindeki yaşama sıkıntısına iyi gelen tek şey hiç durmadan yazmaktı!

20. yüzyıl Türk yayın dünyasının en üretken kalemlerinden biriydi. 94 yıllık hayatı boyunca üç yüzün üzerinde roman yayınladı, tercümeler yaptı, dergiler çıkardı. Onu daima 70’li yıllarda yayımladığı iç burkan çocuk romanlarıyla hatırlarız. Oysa Tuğcu yaşamı boyunca yazının her türlüsüne bulaşmış, çok farklı alanlarda kalem oynatmıştı. Bütün bunları da çoğu kez bilinçli bir tercihle değil, daha çok […]

Read More