Egoist okur

Alain de Botton kimdir, nedir, ne işe yarar?

“Eğer negatif bakış açısından sıyrılırsak, pozitifinden sıyrılmak nedir bilmediğim için söylüyorum; bir yerlerde, güzel bir şey yaptığına inanıyorum ben bu adamın. parmakla gösteremesem de, her zaman olduğu gibi gerilerde bir bildiğim olduğunu düşünüyorum. evet, edebi bir vurgun yapıyor, kariyerinde bir hinlik var. kanıtları olan bir hinlikten ziyade, insana ‘seni seniiii…” diye parmak sallatan bir hinlik. […]

Read More

Çiğdem Erken’in yeni albümü Kontrol Kulesi’nde

“Yeni albümünde bambaşka bir müzik sunuyor Çiğdem Erken bize. Çok hızlı dinlenerek tüketilecek, bir kenarda unutulacak melodiler içeren bir çalışma değil bu. Yıllarca dinlenecek uzun soluklu, başucu şarkıları söylüyor Erken. Üstelik bize zaman ve mekan algısını da hissettirerek. Cihangir’i, sokakları, barları, kafeleri, geceyi ve gündüzü…” Albüme adını veren şarkıya gelince… “Bir yanıyla İstanbul’u dişileştiren de […]

Read More

Ahmet Hamdi Tanpınar olarak Sezen Aksu

Olur mu yahu diyecekseniz, hemen anlatayım… Hatırlarsanız, Sezen Aksu’yu şefkat timsali Nubar Terziyan’a benzettiğim yazıyı yayınlamıştım. Yönetmen Fatih Akın’ın Aksu’yu “Baba/The Godfather” filminin Don Corleone’sine benzetmesiyle birlikte… O yazıda “Sizin Sezen Aksu’nuz kime benziyor” diye de sormuştum. Açıkçası hayatta hiçbir yazıdan ötürü bu kadar çok e-mail, mesaj ve telefon almadım. Bazıları Sezen Aksu’ya sevgisinden, bazıları kızgınlığından yazmıştı. Bazılarıysa […]

Read More

“Kelimeler merhemdir ruh kesiklerine…”

“Bir yaranın peşine düştük. Öyle koyulduk bu yolculuğa. Okuduk ve biraz olsun bir şeyler öğrendik, hadi yalancı tevazuyu bırakalım bir yana, birazdan da fazlasını öğrendik. Öğrendik ve bilgilendik, kelimelerimiz arttı, arttı, çoğaldı. Öyle bir noktaya geldik ki sonunda, birçok konuda birçok şey söyleyebilir olduk. Güzel söz söyleyebilir olduk, iyi kalem tutabilir olduk. İyi. Güzel. Tamam […]

Read More

Reşat Ekrem Koçu’nun peşinde: İstanbul hiç bitmez!

Çayı bitirip kubbenin üstüne çıkıyorum, önümde alabildiğine geniş bir Haliç manzarası. İstanbul’a bir daha aşık oluyorum. Yetim Ahmet sevdiğine kavuşmanın hayalini nasıl kurmuştur, onu düşünüyorum. Aşk İstanbul’da başka, Haliç kıyısında bambaşka… Tarihin içinde geziyorsun Haliç’te. İşte hamamın hemen aşağısı Blakherna Kilisesi. Meryem Ana’nın siluetinin İstanbul’u koruduğuna inanılan yer. İstanbul hep aşk, İstanbul hep tevatür, İstanbul […]

Read More

Aslı Erdoğan: “Ben delirmeyim de kim delirsin şimdi?”

Eleştirmen Ahmet Ergenç’in Aslı Erdoğan’la ilgili makalesi önce İzafi Dergisi’nde yayınlandı, sonra da geçen hafta Egoist Okur’da… Açıkçası yayınlarken tereddüt etmedim. Ahmet’in eleştirilerine katılıyordum, ayrıca epey bir süredir buralarda edebiyat eleştirisine duyduğumuz ihtiyaçtan bahsedip duruyordum… İşeyen Atmaca adlı romanıyla tanıdığımız Göktuğ Canbaba’dan aşağıda okuyacağınız röportaj geldiğinde de yayınlamakta tereddüt etmedim. Yine de sizi Canbaba ve Erdoğan’la baş […]

Read More

Ve insan, kimi zaman delirecek kadar çok yaşıyordu

Egoist Okur’u ilk yayınlamaya başladığımda tanıştığım Burcu Yıldızer’den apansız gelen öykülere alışkınım. Benim için Burcu’dan gelen bir email veya mesaj, çılgın bir koşuşturmacanın bittiğinin ve hayatın olağan akışına döndüğünün habercisi gibidir. Yani iyidir, sevindirir. Üstelik bu defaki öykü aklıma şahane bir fikir de getirdi. Bunu önümüzdeki günlerde sizinle ve tabii şimdilerde ikinci romanını bitirmekle uğraşan […]

Read More

Şavkar Altınel: Bizi kurtaracak kitap hangisi?

Şair, yazar ve çevirmen Şavkar Altınel de benim gibi iflah olmaz kitap bağımlıları için yazdı bu yazıyı: “Bizi kurtaracak kitap tam da bir sahaf rafında duran, kabı yırtılmış, kimin tarafından yazıldığı, hangi türde olduğu ve ne söylediği hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı o kitap olabilir, ama hangimiz böyle bir kitabı açıp okumaya başlayabilecek kadar cesur, bağımsız, özgürüz?” […]

Read More

Prag’lı Kafka, Dublin’li Joyce ve Rio’lu Aslı Erdoğan

Edebiyat dergisi İzafi’nin Aslı Erdoğan sayısında Ahmet Ergenç’in de bir yazısı vardı. Kırmızı Pelerinli Kent’ten yola çıkarak Erdoğan’ı gayet sıkı bir şekilde -ve bence haklı olarak- eleştiren bu yazının Egoist Okur’da yer alması beni mutlu ediyor. Dokunulmazlarımızın gittikçe arttığı ve eleştiriye tahammülümüzün her geçen gün sanki biraz daha azaldığı günlerde bu tür yazılara daha fazla […]

Read More

Latife Tekin, Baudrillard ve o gün yanlarında olmayanlar

“Ormanları biçip imitasyon siteler kuracaksak, kol gücüyle sökemeyiz ağaçları,” deyince o gür üslubu ve kanlı canlı ironisiyle Latife Tekin, “Bu,” diyor Baudrillard “türün boşluğa salınımı.” Ellerini masanın üzerinde kenetliyor ve belki de bir tür toplu intihara yöneldiğimizi söylüyor Fransız. “İnsandışı” olan her şeyi yok etmeye yöneldiğimizi ama bunun paradoksal olarak kendimizi de yok etmek olacağını […]

Read More

Barış Bıçakçı’nın için için kaynayan minimalizmi

Edebiyat, sinema, siyaset, felsefe üzerine yazılarını ve elbette çevirilerini beğenerek takip ettiğim Ahmet Ergenç’in Barış Bıçakçı yazısı İzafi Dergisi’nin Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmış ve aklımda kalmıştı. Sinan Sülün’ün yazısının ardından bunu da yayınlamak hoş olur diye düşünerek Ahmet’ten izin istedim. İzafi’cilerin de ses çıkarmayacağını umuyorum. Hepsine teşekkürler :) Gülenay Börekçi  Fotoğraf hastası olduğum Andrew Brodhead‘e ait. […]

Read More

Librarie de Pera ve İstanbul’un öteki kıymetli kitapçıları

Biz son haftalarda İstiklal’in vazgeçilmez mekanı Robinson Crusoe’yu konuşur ve ayakta kalması için neler yapabileceğimizi tartışırken, İstanbul’un şahane bir kitapçısı gitti. Arzu Akgün’ün haberine göre, 1900’lerin başında Alman Otto Keil’in kurduğu, saraya kitaplar veren, ondan Rum Tanya’nın devraldığı ve henüz bir üniversite öğrencisi iken Uğur Güracar’ın devam ettirdiği Librairie de Pera artık yok. Gülenay Börekçi […]

Read More

Erkeğin penis kıskançlığı yahut birkaç küçük kesik

“Ne kadar sakınsak da kendimizi, gündemin bizi hunharca savurmasından kurtulamıyoruz. Büyük sayılar egemenliğini kuruyor zihnimizde. Savaş korkusu. Ölüm korkusu. Ölümler korkusu. Ölümler, ölümler ve ölümler korkusu. Ölüm, kahrolası bir matematik işkencesiyle beynimize, tüm sinir hücrelerimize biniyor ve vicdanımızdan bir tartı vazifesi görmesini istiyor; daha çok insan nerede ölecekse oraya ver dikkatini ve savaşa karşı siper […]

Read More

Karakterimizin bir köşesinde duran Enis Batur’luk

Neslihan Elagöz’ün blogunda gördüm bu yazıyı. Bir yazarı sevmenin aslında çoğumuz için gayet sıradan olan ama itiraf etmesi güç sayılabileceği için pek işitilmedik biçiminden bahsediyor Neslihan. Yani ben kendi adıma böyle şeyler duymuyorum pek etrafımdakilerden. Yakın arkadaşlarım hariç! Çünkü galiba biz edebiyat sevenler siyasal iktidarla ilgili rahatça espri yapıyor ama edebiyatla, edebiyatçılarla, oradaki iktidarlarla ilgili […]

Read More

Sinan Sülün, Barış Bıçakçı’yı yazdı: Denizin İçinde Saklı Kelimeler

Sel Yayıncılık’tan geçen yıl çıkan Karahindiba’yı son günlerde birçok arkadaşım hararetle tavsiye edip duruyordu. Geç kalmış olsam da fark etmezdi; alacak, okuyacaktım. Ama işte bu yazı acele ederek araya girdi… Yani Sinan Sülün’ü kendi öykülerinden önce edebiyatımızın yeni ve önemli isimlerinden Barış Bıçakçı üzerine yazısıyla tanıdım. Yazı, İzafi Dergisi’nin epey konuşulan ve tartışılan Mayıs-Haziran sayısında […]

Read More