Egoist okur

Kalından inceye süreksiz sert duygular

Egoist Okur takipçisi olarak hayatımıza giren ama artık Egoist Okur’un yazarlarından biri olan Burcu Yıldızer’den yeni bir yazı… Ama aslında bir öykü… İşin tuhafı yeni de değil aslında. Çünkü Burcu bunu bana aylar önce göndermişti ama ben hayatımın en zor döneminden geçtiğim için biraz savruk davranıp yazıyı kaybetmiştim. En güzeli yeniden istemek olacaktı, öyle yaptım. […]

Read More

Bir yarayı hiçbir şey aşk kadar kolay onaramaz!

Biliyorsunuz, Egoist Okur takipçisi Arzu Akgün bir süredir Egoist Okur yazarı. Bu yazısı aşk üzerine. Şöyle diyor: “Tanrı hepimize aşık olmasak bile aşk halinde günler versin, hayatla flört etmeyi eksik etmesin içimizden. Susuz kalmaktansa dalgalarla boğuşalım. Aşkın derdi bile güzeldir bazen.” Gülenay Börekçi Kaç gündür bir adamın gözlerini düşünüyorum. Duruşu, elleri, dünyaya karışması ve elbette […]

Read More

Falın tarihi: Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor…

Arzu Akgün’ü tanıyosunuz, epeyce derin ama aynı zamanda oyun seven bir ruhu var. Bir yazı göndermeden önce şöyle diyor mesela: “Dört kelime söyleyeceğim, seç birini.”  Düşünüyorum, göz mü, ruh mu, mekan mı, aşinalık hissi mi? Veriyorum cevabı, yazı ona göre geliyor. Ama bu kez öyle olmadı. Arzu fal seviyor. Benim de fal sevdiğimi, dahası “seviyor, […]

Read More

Hayalperestler ve uykuda gezenler için: Rüya görmenin tarihi

Çok sevgili dedem hayatının önemli kararlarını almadan önce istihareye yatar, yani rüyalarının yol göstericiliğine sığınırdı. Fakat aile içinde hâlâ anlatılan bir olay vardır: Annem üniversite için gittiği İstanbul’da babamla tanımış. Bir müddet arkadaşlık etmişler, okul tatil olunca da dedemlere “bu çocukla evlenmek istediğini” anlatmış. “Peki kızım” demiş dedem, “Gelsin istesinler…” Böylece babaannemler İzmir’den Erzincan’a doğru […]

Read More

Ah İstanbul’un aşkından…

“İçli içli bir aşk benim için İstanbul, ne bakması ne okuması ne kavuşması ne de keşfetmesi bitmeyen bir aşk. Her Galata Köprüsü’nden geçtiğimde yeniden ve yeniden tazelenen bir aşk. Ellerimden kayıp gidecek bir daha hiç dönmeyecek gibi seviyorum bu şehri.” Genç arkadaşım Arzu Akgün İstanbul kitaplarını yazdı. İstanbul denince akan sulan durur. Bu yüzden sözü […]

Read More

Kadınlar evlerinden çıktı bir kere…

“Oysa erkek yahut kadın tek insandır ve birinin baskısı ikisini de köle yapar. Bu gün üçüncü sayfalarda okuduğumuz kadına yönelik şiddetin üç beş yılda oluşması elbette mümkün değil. Bu sistematik bir şekilde uzun yıllara, yüz yıllara, bin yıllara dağılarak bugünkü şeklini aldı.” Hayal dergisinin “Erkeğin Darası Kadın” başlıklı dosyasında yer alan bir başka yazı. Yazarı […]

Read More

Parmak uçlarında bir rüya

Egoist Okur takipçisi olarak hayatımıza giren ama artık Egoist Okur’un ayrılmaz parçalarından olan Burcu Yıldızer’den yeni bir yazı… Ama aslında bir öykü… Yolculuk biraz da yanılsamalarla dolu bir sürgün rüyasında, hangi sahnenin oyununa dâhil olduğunu bilememekti. Uzaklardayım. Tenimin bir kapı imgesinden, tanıdık bir şehirden kendini zorla sıyırıp attığı bir otel odasında, boylu boyunca uzattığım düşüncelerimin […]

Read More

“Şiddetin meşru haline bakıp ağlayamam…”

Bu yazı şair Filiz Zibek’ten. Başlık, Mor ve Ötesi topluluğunun Büyük Düşler adlı albümünden bir şarkının, Şirket’in bir dizesi… “madem böldüm uykumu/ burada kalalım/ burası darıldığım ev, açmadığım kapı/ bakmadığım ayna/ kadınların ağlayarak yaptıkları nehir/ burası, kusur/ ihmal ve yenilgi. Çoğu kişinin ‘şiddet’ kavramı üzerinde hemfikir bile olmadığı bir toplumda, böylesine derin ve kapsamlı bir konuda yapılacak tespit, eleştiri ya da önerilerin […]

Read More

Seninle tanışmaya hazırım!

“Saniyeler ne kadar önemliydi. Bir kaç saniye sonra veya önce davranmak ne garip sonlara neden oluyordu ya da başlangıçlara. Zamanında yapılan öyle az şey vardı ki hayatta. Zaman neydi hem?” Seninle tanışmaya hazırım! Selim şaşırmıştı. Kesin olarak gidiyordu Efsa. Bir daha hiç yazmayacaktı bunu hissediyordu. Döndürmesi gerekiyordu, oyalaması biraz daha online tutması lazımdı. Ne zor […]

Read More

Yeraltı edebiyatı: Kendinle yüzleşmek eğlenceli değildir!

“Türk romancıları arasında, Fatih Kaynak dışında ‘ben yeraltı edebiyatçısıyım’ diyen bir yazara pek rastlayamayız” diyor Altay Öktem. Çünkü bizde “Yeraltı edebiyatçısıyım” demek, “Yazdığım kitabı okumayın” demekle eşdeğer. Altay Öktem’e bir kere daha güvenerek bu genel kabulü yıkmayı deneyin ve Fatih Kaynak’ın İmleç Kitap’tan çıkan Köpekler Gibi Yalnız Öleceğiz adlı kitabını okuyun… ‘İlk Yarı: 10-0’ ve […]

Read More

Bir uyanma hikayesi: [Düş]tük işte…

Yaşadığının bir düş olduğunu geç fark eden kadının hikayesini bi’ tanecik Burcu Yıldızer yazdı. Okuyalım, okuduktan sonra ne kadar üşüdüğümüzü fark edelim ve ısınmanın bir yolunu bulabilelim diye… Öyle ya, insan üşürken en çok ısındığı anları özler. Yürüyordum. Sadece tek bir duyguyla durabilir, bir tek onunla dizlerimdeki yorgunluğu bağlayabilirdim. Geçen her saniyede, kayıp bir notanın […]

Read More

Küçücük kuyruklu bir harf parçaladı beni az önce

Hikayesini gönderirken yazdığı notta, “Hayat bu, kimi zaman gerçek sandığımız şeyleri sonradan sanki tüm yaşananlar sadece bir kurmacaymış gibi hatırlatıyor” demiş Burcu. Bilmez miyim? Egoist Okur’un bana yaptırdığı en güzel keşiflerden biri olan Burcu Yıldızer’in Egoist Okur için yazdığı yeni hikaye çok hazin, çok güzel. “Bir harf, küçücük kuyruklu bir harf parçaladı beni az önce. […]

Read More

Kadına şiddet ve iktidar ilişkisi üzerine

“Erkeğin iktidar olma savaşımı doğduğu anda başlıyor. Kadın, kendisine öğretilen rol gereği, oğluna erkek olma ritüellerinin hepsini öğreterek hazırlıyor onu hayata. Erkekse, doğduğu andan itibaren penisiyle iktidar arasında kurduğu ilişki içersinde debelenmek zorunda bırakılıyor. Erkeğin, kadına ve topluma gücünü göstermek adına sürekli bir iktidar kışkırtmasıyla yüz yüze kalması da egemen anlayışın birey üzerindeki şiddetinden başka […]

Read More

“An”ların zamanı

“Zamanı durdurmanın mümkün olduğunu söyleselerdi, ne yapardık acaba? Yaşlanmayacağız, ölmeyeceğiz sonuçta… Mutlu olur muyduk? Belki en mutlu anımızda dursun isterdik zaman. Ancak en ateşli aşklardan bile bir süre sonra vazgeçebildiğimizi düşünürsek; her şeyden olduğu gibi en mutlu ‘an’ımızdan da sıkılırdık kuşkusuz. Diğer yandan, sıkıldığımız her şeyin yerine yenilerini ikame ediyoruz ama yaşamın son bulacağı gerçeğinini […]

Read More

Bahadır Baruter: “Ben bu kolaycı ve bağımlı ülkeye sitemliyim!”

Ressam, karikatürist, yayıncı ve dert ortağı Bahadır Baruter’den bu yazıyı ben istedim. Bir nedeni yoktu, o gün gazetelere biraz fazla bakmış, televizyonla içimi çokça bulandırmıştım. Anlayacağınız, ruh halim şüpheciliğin üst sınırlarında geziniyordu ve muhtemelen kendime bir suç ortağı arıyordum. Bahadır da beni kırmayarak yazdı. Böylece “en sevdiğim ressam” nihayet Egoist Okur’da yerini aldı. Epeyce sitemkâr […]

Read More