Egoist okur

Vivet Kanetti’den Zeki Müren ve deliliğimizin zenginliği

Geçen hafta arkadaşım Deniz Durukan, Hatice Meryem’in Beyefendisi’ne dair bir yazı gönderdi. Yazıda Arkadaş Z. Özger’in bir şiirinden bahsediyordu. “Güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum/ Düşüvericek ellerinizden ve/ Bir gün elbette/ Zeki Müren’i seveceksiniz. (Zeki Müren’i seviniz)” diye bitiyordu şiir. Okuyunca Vivet Kanetti’nin mücevher değerindeki Deli Ruh kitabındaki bu yazıya koştum. (Bir ara o kitaptan ayrıca […]

Read More

Bizi mutsuz eden şu büyük sözler ve Ulysses

“Ulysses başka. Ulysses yorulmuyor. Çok kullanılan şeylerin zaman içinde üreyen yavanlığına karşı baştan izole edilmiş. Çok sevilen şeylerin zaman içinde sahteleşmesine karşı baştan terbiye edilmiş. Somutlaşmış bir sadakat, Ulysses, benim için. Gücün, esinin, neşenin kaybedildiği zaman aranacağı tek yer. Ve bulunacağı tek yer. Bilirim, o an içimde olmayan ve ihtiyacını duyduğum şey, ruhsal birşey, mutlaka […]

Read More

Ölüme Karşı Hayat!

Dün 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ı konuştuk. Onun ölümünü görmezden gelen, yok sayan, unutturmaya çalışanlara kızdık ve acılarına, hatıralarına sahip çıkan bir toplum olmayı her zamankinden daha çok arzu ettik. Biz onu hatırlamaya devam ettikçe Ali İhsan’ın ölümsüz olacağını hissettik, yüreğimiz acıyla kavrularak… Sorular sorduk arka arkaya: Bir cümle, tek bir cümle olsun edilemez miydi […]

Read More

Ortak bir şeyleri olmayanların ortaklığıdır Gezi!

“Çünkü Gezi, yaramaz çocukların imza attığı büyük ve kolektif bir sanat eseridir. Gezi’nin esas oğlanları ve kızları şarkılarıyla, mizahlarıyla, yaratıcı becerileri ve güçlü bedenleriyle sökün etmiş sanatçılardır bir bakıma. Çünkü çok büyük bir işe, hayatı sorgulamaya ve onu değiştirmeye soyunmuşlardır. Tüm farklılıklarına rağmen el ele tutuşmuş sanatçılardır onlar ve bizi birbirimize yaklaştırmışlardır her yeni doğan günde.” […]

Read More

Gezi’deki gençler benim kahramanlarım!

“Her gün biraz daha akıllı bir adam oluyorum sayenizde. Zihnimi açıyor, hayata bambaşka bakmamı sağlıyor, düşlediğim ama inanamadığım bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyorsunuz. Tam karamsarlıktan emekliye ayrılmak üzereyken birçokları gibi, bir kan nakliyle kendime geliyor, muazzam inancınızdan ve eşsiz kahkahalarınızdan öğreniyorum bu yeni hayatı. Bize yutturulmuş olanların tek seçeneğimiz olmadığını anlıyorum. Bir perde kapanıyor, başka […]

Read More

Ayfer Tunç’tan mektup

Gezi Parkı Direnişi 13. günündeyiz. Egoist Okur’da günlerdir eylemle ilgili izlenimler yayınlıyorum. Küçük notlar, fotoğraflar, sloganlar, videolar… Ama bugün susacağım ve çağdaş edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri olan Ayfer Tunç’tan gelen, daha doğrusu onun okuruna yazdığı heyecanlı ama kaygılı mektubu yayınlayacağım. Yorum yapmadan ve söylediklerinin her kelimesine katılarak… 8 Haziran 2013 Değerli okurum, Öncelikle kardeşçe […]

Read More

Gülşah Elikbank yazdı: Tekinsiz Şirinler

Derler ki herkesin Şirinler olarak bildiği çizgi alem, aslında bir komünist ütopyadan başka bir şey değildir. Orijinal adı olan Smurf’un açılımı bile bunu gösterir: Small Men Under Red Flag, yani “kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar”… Şirin Baba’nın kırmızı şapkasına ve Karl Marx’ınkiyle yarışacak gürlükteki ak sakalına ne demeli? Ayrıca orada Şirine’den ötürü feminizme ve […]

Read More

Hepimizi yaran dil uysal, efendi olabilir mi?

“Dev gökdelenler ya da cam plazalar değil; camdan mezbahalar… İroni değil, dokundurma, anıştırma, ima etme değil. Metafor hiç değil. Daha çok nesnelere, eşyalara ve şeylerin ruhuna sinmiş bezginliğe karşı, aslında gayet iyimser bir nihilizmle beslenen gizli bir mizah. Ama nasıl bir mizah İzzet Yasar’ınki? Kahkahalar mı atacağız Camdan Mezbahalar’ı okurken? ‘Hesaplanmış şakalara gülmesi garanti’ okuyucu […]

Read More

AHMET BÜKE: Baba, Oğul, Asker

Ahmet Büke hem gülümsetiyor okuru, hem yüreğini dağlıyor mutlaka… Tatlı, kederli, şiirli, ruhlu, ne bileyim işte güzel yazıyor, değişik yazıyor. “Baba, Oğul, Asker” adlı bu öyküyü de Egoist Okur için yazdı… Baba, Oğul, Asker Davul çalıyor, def vuruyor. Gürültünün, ağlamanın, küfrün bini bir para. Sonra ışıkları yakıp söndürüyor. Tepiniyor. Annesini çağırıyor mırıldanarak. Ama bizi de […]

Read More

Zeynep Heyzen Ateş yazdı: Bir yazarın büyük sorusu

“Keşke hep yazsa da okusam” dediğim editör, çevirmen, yazar, yayıncı Zeynep Heyzen Ateş, devletine sözle değil eylemle isyan edebilen bir yazarı anlattı. Yazarın adı: Mikhail Shishkin. Çağdaş Rus edebiyatının önde gelen temsilcilerinden. Onu bu yazının konusu yapan şeyse, New York Book Expo’ya gitmeyi reddetmesi. Gerekçesini şöyle anlatıyor: “Ülkemde yaşananlar yüzünden, Rusya vatandaşı olmaktan artık utanıyorum. […]

Read More

Hayalin Derinlikleri: A’mâk-ı Hayâl

“İnsanın biricik bilgisi, bir şey bilmediğini itiraf ve kabul etmesidir” diyor Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi A’mâk-ı Hayâl’de. Bugünlerde bir sinema uyarlamasının yolda olduğundan bahsedilen A’mâk-ı Hayâl başka kitaba benzemeyen masalsı bir kitap. Cemil Meriç’e göre “edebiyatımızın ilk felsefî romanı”. Bana göre mutluluğun nasıl ve nerelerde bulunabileceği üzerine kafa yoran bir kişisel gelişim başyapıtı. İncecik ama sihirli […]

Read More

AHMET BÜKE: Dünyanın En Güzel Dedesi

Bir hayal kurmasını, yaşamak istediği yeri seçmesini istedim Ahmet Büke’den… “Benim bildiğim tek şey öykü yazmak” dedi ve hayalini bir öykü aracılığıyla anlattı. Okurken, Ahmet’le dedesinin gemiden kütüphaneleriyle dünyayı köy köy dolaşıp yaşlılardan dinledikleri masalları kaydedişlerini ben de hayal ettim. Sonra bir çeşit huzur doldu içime: Bir kütüphane geminiz varsa eğer, işler kötü gittiğinde karaya […]

Read More

Her hayat bir hikaye arayışındadır…

“Bana en çok huzur veren sözcüklerin ‘bir varmış, bir yokmuş’ olduğunu daha küçücük bir kızken fark etmiştim. Büyümek bu durumu değiştirmedi. Bugün hala birileri bir hikaye anlattığı zaman heyecanla dinliyorum. Hikayelerin birbirlerine nasıl dokunduğunu, nasıl içiçe geçtiğini veya nasıl değiştiğini izliyorum merakla… ve hikayelerin şu hayatta bize ekmek ve su kadar gerekli olduğuna giderek daha […]

Read More

Şibumi: Huzurlarınızda Nicolai Hel

Trevanian’ın Şibumi’sini okuyup âşık olalı 20 yıl’ı geçti. Bu kitap hakkında daha önce çeşitli yerlerde defalarca yazdım. Trevanian’a ulaşmak için de bir ara, 90’ların başında epey bir uğraşmıştım da. İnsanın gerçek kimliğini bile bilmediği bir yazara ulaşması zor tabii, haliyle başaramadım. derken ani bir kararla bütün Trevanian kitaplarını önüme alıp, yazarına dair bir ipucu bulabilir miyim […]

Read More

Tolstoy, Nabokov çevirirse…

Vladimir Nabokov 1977’de The Original of Laura adlı romanını bitiremeden ölmüş, söylenen o ki son nefesinde de oğlundan Laura’yı yakmasını istemişti. Çevirmen oğlu Dmitri Nabokov taslakları yakamadı ama 30 küsur sene yayınlamadı da. Fakat tüm dünyadaki Nabokov hayranları onu biricik yazarlarının yazınsal yok edicisi olmakla suçlamaya başlayınca nihayet pes etti. Hatta konuk olduğu bir televizyon […]

Read More