Egoist okur

Bir Murakami romanının içinde olduğumu nasıl anlarım?

Borges’le başlamıştık, devam ediyoruz… Bir fil esrarengiz bir şekilde kaybolur. Evine döndüğünde seni dev bir kurbağanın beklediğini görürsün. Kedin sırra kadem basar. Gökyüzünde aynı anda iki ay yükselir. Karın ansızın ortadan yok olur. Tuhaf bir adam sana bir koyuna rastlayıp rastlamadığını sorar ya da bir kadın hayatının 10 dakikasını talep eder. Çevrene bir göz gezdir. Aşağıdakileri oku. […]

Read More

“Ermeni = soykırım + trajedi + duduk algısından sıkıldım”

Gazeteci Hayko Bağdat‘la İnkılap Kitabevi’nden çıkan kitabı Salyangoz‘u konuşmak için buluştuk. Kitap adı üstünde, onun “salyangoz” olmasının, Müslüman mahallesinde bir zamanlar pek alıcısı olmayan, hatta uzak durulan konularda yazmaya karar vermesinin hikâyesini anlatıyor. O yüzden haliyle röportajımızın merkezinde kitabı ve Ermeni olmanın geçmişte ve günümüzde bu topraklarda ne anlama geldiği gibi meseleler vardı. Kitapla alakası […]

Read More

Yeni videolarla: İyi ki doğdunuz Halil İnalcık…

Emine Çaykara, her eylül ayında olduğu gibi yine Ankara’ya gitti. Yine Halil İnalcık’ın doğum gününü kutlamak, bu güzel günde onunla ve en yakın dostlarıyla birlikte olmak için. Her zamanki gibi Halil Hoca’ya yanında bir parça İstanbul götürmeyi de ihmal etmedi. Ona özel hazırladığı bir videoyla… Aşağıda hem bu videoyu, hem de İnalcık’ın, doğumgününde yanında olan olamayan […]

Read More

Emine Çaykara’dan başka türlü bir İstanbul hikâyesi

“Yazın son demlerini yaşadığı bir akşamüstünde sıcağın gitmeye hiç niyeti olmadığı bir havada yürüyorum. Ağırlığı itmek isterken üzerine geliyor insanın. “Otobüse binmek en uygunu” diyorum içimden durağı görünce; zaten fazla kalabalık da değil; iki genç, emekli bir adam, elinde torbalarla bir kadın. Sonra, yanında iki çocuğuyla bir anne; biri kız, biri erkek. İkisinin de ellerinde […]

Read More

Sırlar, çekememezlikler, kavgalar ve faşizmin gölgesi

Hasan İzzettin Dinamo‘yu, Millî Mücadele’yi anlattığı on beş ciltlik “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” adlı kitaplarından tanırız; fakat bu şair ve romancının, o dönemde alanlarının zirvesinde olan, bugünse klasiklerimiz arasına giren; Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sait Faik, Âsaf Hâlet, Orhan Veli gibi şair ve yazarlarla zenginleşmiş “İkinci Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları” kitabını bilmeyiz. […]

Read More

Charles Baudelaire: “Seni öldürmekten korkuyorum…”

“Kötülük Çiçekleri”, “Yapma Cennetler” gibi kitapların yaratıcısı büyük Fransız şair Charles Baudelaire’in mektubunu, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Fransızca Mütercim Tercümanlık bölümü lisans programı öğrencisi Alican Yüksel gönderdi. Şairlerin, yazarların, aktörlerin mektuplarının yer aldığı Des lettres’den çevirmiş. Okuyunca aklıma “Her edebiyatseverin bir Baudelaire macerası vardır” diyerek kendininkini anlatan Selim İleri geldi. İleri, yeniyetmelik yıllarında cebinde taşıdığı Baudelaire kitaplarından bahsediyordu […]

Read More

Istvan Orosz’un kafa karıştıran muhteşem işleri

Macar Sanatçı Istvan Orosz’u tanıyor musunuz? Bence tanımalı, onun gravür, yağlıboya ve üç boyutlu ahşap çalışmalarının yanı sıra baskı, animasyon filmleri ve karakalem işlerinin yer aldığı sergisini vakit kaybetmeden görmelisiniz. Sergiyi, 13 Eylül-12 Ekim 2014 arasında İstanbul Balassi Enstitüsü’nde gezebilirsiniz. (İstiklal Cad. No:213) Neden bu kadar hararetle tavsiye ettiğimi soracak olursanız, Orosz’un karmakarışık dünyasını büyüleyici bulduğumu […]

Read More

Bir Borges öyküsünün içinde olduğumu nasıl anlarım?

“Biri dedi ki: Sen uyanıklığa değil, önceki bir düşe uyanmışsın.O düş bir başka düşle sarmallıdır, o da bir başkasıyla ve bu böyle sonsuza kadar gider, sonsuz da kum tanelerinin sayısıdır. Geriye dönerken izlemen gereken yolun sonu yoktur ve sen bir daha gerçekten uyanmadan öleceksin.” The Toast adlı internet sitesinde bulduğum bir testi sizinle de paylaşmak istedim. Hayatınız […]

Read More

“Haşarı çocuk” Türkiye için oyuncaklı İstanbul büyüsü

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Baba Cafer’den söz ediyormuş. Sonraki yüzyıllarda anneler yaramaz çocukları için bir eşyalarını, mesela oyuncaklarından birini alıp buraya, Baba Cafer Türbesi’ne getirmeye başlamışlar. Çocukları durulsun, uslansın diye… Bu yazının yazarı etkileniyor bu güzel rivayetten ve Baba Cafer’e bir oyuncak verip sembolik İstanbul büyüsü yapmaya karar veriyor. Hâlâ çocuk olan ülkesinde sular durulsun, kulakları sağır […]

Read More

Utanç

“Boncuk artık o handan bozma apartmanın girişinde ya da otelde kalıyor, gün doğunca dolaşıyor, ganyancıdan çıkıp döviz bürosunda turluyor, gişelerdeki memurlarla selamlaşıyor, dövmecide serinliyordu. Yemek ikramınız karşısında gözleriyle konuşur, sohbetin bölünmesine izin vermez, siz uzaklaştığınızda sessizce elini sürer ve yerine çekilirdi. Sokaktaki kedi dışında herkesin sevgilisiydi. Arada onu sevenlere göz süzüp arsızlık yapmasa ona da aldıracağı […]

Read More

Ateşin etrafında toplanıp masallar anlatalım…

“Ateş” ne yazık ki gerçek değil ama sanki hep orada… Şifâhen Masallar’ın kurucusu masal âşığı yazar Beyza Akyüz. Ayda bir kez İstanbul’un başka bir semtinde masal geceleri düzenliyor. Geçen hafta Çengelköy Açıkhava Sineması’nı kapattılar mesela… Dileyen herkes bu gecelere katılarak daha önce hiç görmediği, tanımadığı insanlara anılarını, deneyimlerini, hikayelerini; bildiği veya yarattığı masalları anlatıyor. Tıpkı […]

Read More

Seçil Epik araştırıyor: Okuru aldatmak ne demektir?

Epik ne okuyor, biliyor musunuz? Bunun için Seçil Epik’in şahane bloguna göz atmanız gerekir. Hayatla ve kitaplarla maceralarını anlattığı blogunun adı da bu zaten: Epik Ne Okuyor? Kendini tanıttığı bölüme tek cümle yazmış: “Memleketi terk edip Nouvelle Zelanda adasına gidecektik.” E, gidelim, tutan mı var? Şahsen çağrıya uymayan için üzülürüm, Seçil gibi zeki, derin ve matrak biriyle her yere gidilir yani… […]

Read More

Süleymaniye’yi gezerken ŞÜŞÜTOWN’da kaybolmak

“Bu şehirde ‘bir tatlı huzur almak için’ çok yere gidebilirsiniz, hiç şüpheniz olmasın Behçet Kemal Çağlar’ın şiirine konu olan Kalamış’dan mülhem bu tabir bir başka şairin ‘bir semtini sevmek bile bir ömre değer’ini de haklı çıkarır. İstanbul’da yaşanan öyle herhangi bir sevgi ve huzur değildir. İçinde seçim yapma şansınızın olduğu ve size sıralanamayacak kadar çok […]

Read More

Dünyanın ilk şişme bebeğinin mucidi: ADOLF HİTLER

İlk şişme kadının neye benzediğini, Chuck Palahniuk‘tan öğrendim. İsmi Borghild olan bu ilk şişme bebek, yüzünü 1940’ların ünlü yıldızı Käthe von Nagy‘den ödünç almış. Vücudu ise Nazi İmparatorluğu’nun gönülsüz hizmetkarı, yönetmen Leni Riefenstahl’ın görüntülemeye bayıldığı iri yarı Kuzeyli kadın atletleri andırıyormuş. Mucidi ise bizzat Adolf Hitler ve hizmetindeki bilim adamlarıymış. Nazi askerleri sıradan kadınlarla sevişip […]

Read More

Hiçbir ressam can sıkıntısından ölmedi, kesin bilgi!

Elizabeth Lunday’in Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları adlı kitabını okuduktan sonra resim sanatına farklı gözle bakmaya başlayacaksınız. Hatta hiçbir müze gezisi sizin için durağan ve sıkıcı olmayacak. Lunday’e göre hiçbir dahi ressam can sıkıntısından ölmedi. Zira hepsi de büyük sanatın  doğduğu yerde, kaosun tam kıyısında yaşamıştı… Gülenay Börekçi Önce birkaç küçük ipucu… ♠ Biraz yağlıboya yer […]

Read More