Egoist okur

Osmanlı’da nevi şahsına münhasır bir dedektif

1830’ların İstanbul’unda geçen bir polisiye, “Yeniçeri Ağacı”… Kahramanı, Sultan II. Mahmut tarafından iki cinayeti çözmekle görevlendirilen haremağası Yaşim. Tarihin ilk “hadım” dedektifi Fransız edebiyatına düşkün ve mükemmel bir aşçı. Onu, yaratıcısı anlattı. Sizi İngiliz tarihçi Jason Goodwin’le tanıştırıyorum… Gülenay Börekçi Jason Goodwin ‘Türkiye’ye ilk görüşte, 1990’da âşık olmuştum’ Osmanlı İmparatorluğu. Yıl 1836. Sultan II. Mahmut, […]

Read More

Suçun ve cezanın edebiyatı: 19+ polisiye tavsiyesi

Fransız yönetmen Jean-Luc Godard, film çekmek için bir silah ve güzel bir kızın yeterli olduğunu söylemişti. Amerikan edebiyatının ‘sert ve cool’ adamı Raymond Chandler’sa polisiye yazmak isteyenlere şu öğüdü vermiş: “Kafanız karışıksa, ne yazacağınızı bilemiyorsanız, elinde silahla kapıya dayanmış bir adamla başlayın.” Basit bir formül ama işe yaradığı kesin. Bir kere, işin içinde silah varsa […]

Read More

Emelie Schepp’e göre kişisel yayıncılığın altın kuralları

İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF) sebebiyle geçen hafta İstanbul’a gelen polisiye yazarı Emelie Schepp, eşi ve iki çocuğuyla İsveç’in küçük Motala kasabasında yaşıyor. Bizde Zodyak Kitap’tan çıkan ilk romanı “Silinmeyen”i eşi dahil hiç kimseye söylemeden yazmış ve bizzat kendi yayımlamış. Toplumsal problemlere cesurca eğilen ve eleştirmenlerin “okuyucuya şefkat göstermeyen kalpsiz bir yazar” dediği Schepp bugün […]

Read More

2 KİTAP: “Osmanlı Cadısı” ve “Cadıbostanı Cinayeti”

Haftanın kelimesi olabilir: Cadılar… Barış Müstecaplıoğlu’nun polisiye, tarih, fantastik, distopik bilimkurgu türlerini harmanladığı yeni romanı “Osmanlı Cadısı” elimdeki kitaplardan ilki. İkincisiyse Esra Türkekul’un Mylos Kitap’tan çıkan romanı Cadıbostanı Cinayeti… Ortak noktaları, cadılar, yani tehlikeli görülerek ötekileştirilenler… Aşağıda sırasıyla Müstecaplıoğlu ve Türkekul ile röportajlarımızı okuyacaksınız… Gülenay Börekçi Barış Müstecaplıoğlu “Romandaki gelecek tasviri, teknolojik olarak gayet mümkün […]

Read More

Philip Kerr’den dönem filmi havasında 11 polisiye

Philip Kerr’in polisiye serisi Bernie Günther, 11 kitaptan oluşuyor. Bunlardan sekiz tanesi Alfa Yayınları tarafından yayınlandı. Moda deyimle “zamanın ruhu”nu başarıyla yansıtan bu kitaplarda karakterlerin anlatılmasından mekânların tasvirine her şey adeta bir dönem filmi gibi. Serideki favorimse “Mart Menekşeleri”… Arzu Akgün Yıl 1936, sahne Berlin… Kahramanımız Bernie Gunther, eski sekreteri Dagmar’ın düğününe gidiyor. 16 yıl […]

Read More

Poirot geri döndü! Her zamanki kadar kibirli ve flörtöz…

İyi haberi birkaç hafta önce vermiştim. Poirot döndü! Sophie Hannah adlı bir polisiye roman yazarı “Monogram Cinayetleri” aracılığıyla onu geri döndürdü. Hem de Agatha Christie Vakfı’nın onayıyla… Tabii benim kafamdaki esas soru şuydu: Sophie Hannah’nın Poirot’sunu da Agatha Christie’nin Poirot’su kadar sevebilecek miydim?  Altın Kitaplar’dan çıkan bu macerayı yeni okudum, o yüzden ancak şimdi yazabiliyorum. Gülenay Börekçi Kütüphanesindeki kitapları inceliklerine […]

Read More

Hercule Poirot ve Pera Palas’taki hayalet

Birkaç gün önce Egoist Okur‘da görmüş olmalısınız; Agatha Christie‘nin en sevdiğim dedektifi Hercule Poirot, aradan onca yıl geçmemiş gibi maceralarına devam ediyor. Şaka değil, gerçek… Sophie Hannah adlı bir yazar, Agatha Christie Vakfı’nın onayıyla Monogram Cinayetleri adlı bir roman yazmış ve ünlü Belçikalı dedektifi canlandırmış. Bir fan fiction örneği olan bu roman o kadar güzelmiş ki Agatha’nın torunu Matthew Pickard bile hayranlığını gizleyememiş. Şahsen yukarıdaki […]

Read More

Seçiyoruz: Harry Potter mı, Cormoran Strike mı?

J.K. Rowling’in Robert Galbraith adıyla yazdığı ve Zeynep Heyzen Ateş çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıkan Guguk Kuşu’yla ilgili aradığınız her ayrıntı bu yazıda. Baştaki sorunun cevabını baştan vereyim. Her bir cildini kafam attıkça tekrar tekrar okuduğum Harry Potter serisine bayılıyorum, çok önemli buluyorum ama açıkçası Guguk Kuşu’nu da çok sevdim. Ordudan ayrıldıktan sonra özel dedektif olarak çalışmaya […]

Read More

Arnaldur Indridason: “Yazarlığı Hitchcock filmlerini seyrederek öğrendim”

Geçtiğimiz yıllarda birçok önemli ödül kazanan ve Guardian gazetesinin halihazırda var olan en iyi 10 polisiye yazardan biri saydığı İzlandalı Arnaldur Indridason‘ın kitapları bizde de Doğan Kitap etiketiyle yayınlanmaya başladı. Ben de yazara hiç suç işlenmeyen, hatta cinayet olaylarına rastlanmayan bir yerde yaşayıp suç ve kötülük üzerine yazmanın nasıl bir şey olduğunu sordum. Arada alışılmadık bir […]

Read More

KOETHI ZAN formülü: 5 gün + 1 saat + 500 kelime…

“Asla Yapma!” son ayların en çok satan uluslararası polisiyesi. Epey kanlı ve basbayağı ürkütücü. Bir nevi “Kuzuların Sessizliği”. Tek fark yazarının kadın olması. Koethi Zan’ın hikayesi de çok şaşırtıcı… Zan, Alabama’da, yani Amerikan taşrasının ücra bir köşesinde, tek bir roman bile okunmayan bir evde büyümüş. Okuma zevkini okuldaki öğretmenleri sayesinde edinmiş. Yale Hukuk Okulu’ndan mezun […]

Read More

Jean-Christophe Grangé: “Kötülük, benim romanlarımın çekirdeği”

Jean-Christophe Grangé denince aklınıza ne geliyor? Kurtlar İmparatorluğu, Taş Meclisi, Kaiken, Kızıl Nehirler, Ölü Ruhlar Ormanı, Şeytan Yemini, Siyah Kan, Zener’in Laneti… Benim aklıma gelen bunlar. Hemen peşinden de içimi derin bir ürperti kaplıyor. Kitap adlarına baksanıza; hiçbirinin çiçekten, böcekten, iç rahatlatıcı sevimli şeylerden bahsetmediği kesin. Grangé, her biri çıktığı dakika listelere yerleşen ve satış rekorları […]

Read More

Ahmet Ümit yeni romanını anlattı: “Çare Beyoğlu’nda…”

Arkadaşım Pınar Erbaş, Ahmet Ümit’e, “Beyoğlu ne kadar Türkiye’dir” diye sormuş. “Çok az” diye cevap vermiş Ümit. “Burası rahat ve özgür bir yer. Travestisi de var, türbanlısı da, çarşaflısı da, saçının yarısını sarıya yarısını maviye boyayanı da; herkes var.” Pınar’ın kaçınılmaz sorusu gelmiş sonra: “O halde Türkiye Beyoğlu gibi olsa…” Cevap: “Şahane olur. Rahatlarız. Töre […]

Read More

Sevin Okyay’la polisiyenin harikulade serüveni

Bazı insanlar vardır, kıskanmakla hayran olmak arasında gidip gelirsiniz. Sevin Okyay onlardan biri. Ben hayran olmayı seçenlerdenim. Gazeteciliğine, yazarlığına, çevirmenliğine, eleştirmenliğine, bir çırpıda sayamayacağım daha birçok maharetine… Bu gece bir ödül aldı bi tanecik Sevin Okyay’ımız, Sinema Yazarları Derneği SİYAD’ın verdiği Tuncan Okan Sinema Emek Ödülünü… Orada değildim, alkışlayanlar arasında olamadım. Kendimi affettirmek için de […]

Read More

Joël Dicker: “Kötülük, ruhumuzun gölgeli yanında gizli”

Joël Dicker’in yazdığı “Harry Q. Davası’nın Ardındaki Gerçek”, önce kapağıyla ilgimi çekti, sonra şöyle bir karıştırayım derken, bir de baktım uzun süredir hiçbir polisiyenin yapamadığını yaparak beni sabaha kadar uyanık tuttu. Birkaç gün içinde bittiğinde resmen serseme dönmüştüm; okuru ürpertecek, altüst edecek ne kadar yazarlık numarası varsa hepsi fazlasıyla mevcuttu. Öncelikle bir cinayet romanıydı şüphesiz. […]

Read More

Alper Canıgüz: “Cehennem aynada başlar”

Alper Canıgüz, şu hayatta en sevdiğim insanlardan biridir. Kızmışlığım, küsmüşlüğüm de olmuştur ona ama hayatımda yeri ayrıdır, çok severim. Müzik zevki bana uyan kişilerdendir bir kere. Didiklemeyi, olmayacak yerde alelacayip hazineler bulmayı sever, sayesinde çok şarkı keşfettim o yüzden. Ortak saplantılarımız var sonra, say say bitmez. Peter Sellers mesela, o muhteşem Pembe Panter’ler ve diğerleri… […]

Read More