Egoist okur

Vivet Kanetti’den bilinç sandıklarına kapatılanların romanı

“Bizimkilerin dillerinden düşürmedikleri bir sözcüktür ‘bari’. İçine sandıklar dolusu sitem (nankörsün, kadirbilmezsin, vefasızsın), istihza, kinaye, azar, pazarlık, homurtu, vızıltı, hepsinin süzülmüş karması, daha fazlası, kıyıda köşede ne bulursanız tıkıştırırsınız. Bari… Kimden çıkmıştı bu aile sakızı; yani kim moda etmişti, şimdi sorsanız bizimkiler de hatırlamaz, o derece küflü zamanlara uzanıyor olsa gerek herkesin diline zamklanışı, herkesin […]

Read More

Ülker İnce: “Çeviri çevirmenin metnidir; o üretmiştir…”

Toni Morrison, Amanda Filipacci, Lawrence Durrell, Italo Calvino gibi müthiş yazarlardan yaptığı çevirilerle tanıyorsunuz Ülker İnce‘yi. Mesela adını duyduğumda benim aklıma olağanüstü bir titizlik ve zarafetle Türkçe’ye kazandırdığı İskenderiye Dörtlüsü geliyor ilkin. Oscar Wilde‘ın Dorian Gray’in Portresi romanının ilk kez sansürsüz yayınlandığı haberini vermiştim size daha önce. O da Ülker İnce’nin çevirisiydi. Ona “nasıl iyi […]

Read More

Timur Vermes: “Canavar diye bir şey yok, biz varız!”

Bir süre önce NTV Yayınları’ndan çıkan Hatasız Düşünme Sanatı‘nda nesnelere yüklediğimiz anlamlarla ilgili enteresan bir anekdot anlatılıyordu: 1990’larda toplumsal psikolojinin önemli isimlerinden Paul Rozin, rastgele seçilmiş bir grup deneğe mecbur kalsalar bir zamanlar Hitler’e ait olduğu bilinen bir kazağı giyip giymeyeceklerini sormuş. Denekler, defalarca yıkanıp temizlenmiş de olsa böyle bir şeyi katiyen giymeyeceklerini söylemiş, dolayısıyla […]

Read More

HAKAN BIÇAKCI: “Hayatımı yazsam roman olmaz yani!”

Hakan Bıçakcı’yla sekiz on yıl önce tanıştığımızda ilk romanı yeni çıkmıştı. Kahve içtik, kısa bir röportaj yaptık ve Hakan şu hayatta sahiden “arkadaşım” olduğuna inandığım nadir insanlardan biri oldu. Bir sürü kitap, röportaj, konser ve sohbet sığdı bu on yıla. Geçen hafta, acayip sıcak bir günde yeniden buluştuk. Bu sayfalardaki değişmez röportaj mekanım Brasserie Bomonti […]

Read More

Sibel Hürtaş: “Canına tak eden o kadınları yazmak beni özgürleştirdi”

Dr. Invention lakaplı Jesús Sotes son zamanlarda karşıma çıkan en yetenekli çizerlerlerden. Hele “Relatos Salvajes” (Vahşi Masallar) filminden yola çıkarak yaptığı afişe âşık oldum. Canına tak ettiği için kurt postu giymiş bir kırmızı başlıklı kız var afişte. Yeni yazarımız Semih Büyü’nün “Canına Tak Eden Kadınlar”ın yazarı Sibel Hürtaş‘la yaptığı röportaja görsel malzeme ararken ilk aklıma gelen de […]

Read More

Kemal Sayar: “Bir şeyden çok bahsediyorsak o bizim zırhımızdır”

Kemal Sayar‘la Timaş Yayınları’ndan çıkan Beni Sessiz de Sevebilir misin? adlı yeni kitabını konuşmak için buluştuk. Röportajımızın merkezinde, bir türlü susamayan, kendini ve dünyayı “dinleyemeyen” ve hayatının merkezine politikayı koyan insan; yani  homo politicus vardı. Çünkü Sayar’a  göre bu günlerde aralıksız, adeta öyle yapmazsak ölecekmişiz gibi bir hararetle politika konuşuyoruz, dahası büyük bir gerilim içinde birbirimizle kapışmaya hazır yaşıyoruz. […]

Read More

Handan Öztürk: “Biz ilişkilerimizi tükettikçe, arketiplerimiz baş kaldırıyor”

Yazar, yönetmen, belgeselci Handan Öztürk, “Tuhaf bir biçimde hep uzak aşklar yaşadım. Ayrı ayrı ülkelerde… Bir defasında İstanbul’da yaşayan bir sevgilim olmuştu ve kafam çok karışmıştı. Buluşma sıklığı ve kolay ulaşılabilirlik açısından… Ama bir süre sonra o da yurt dışında bir göreve çıkınca, kural değişmedi. Galiba bilinç dışım, her gün ayağımın altında dolanan bir adam istemiyor. […]

Read More

“Haykıran her Filistinli kadının çığlığında İra var”

“Buradan Yunanistan’a bir milyonu aşkın mübadil gitti, oradan buraya da dört yüz bin civarında geldi. Yani yaklaşık bir buçuk milyon insanın hayatı alt üst oldu. Yunanistan’da toprak az, yoksulluk fazla. Bu nedenle bataklıklarda bile çadır kentler kuruldu. Büyük opera binalarının localarına aileler yerleşti. O dönemin fotoğrafları var. Bu fotoğraflardan birini ilk kez on yıl önce gördüğümde gerçek hayatın […]

Read More

Ahmet Sami: “Masumiyet yattığınız insan sayısıyla elden gidecek bir şey değil!”

İz adlı oyunuyla Avrupa’nın en iyi genç oyun yazarı seçilen ve ardından Afife Jale Ödülü kazanan Ahmet Sami şimdi ilk romanıyla karşımızda. Masturi Kabare, okuru alıp İstanbul’un bilinmeyen yüzüyle, daha doğrusu yüzleriyle tanıştırıyor. Yoksulların İstanbul’u, crème de la crème tabakanın İstanbul’u, gece hayatının efendisi veya kölesi olanların İstanbul’u… Bunlar Artemis Yayınları’ndan çıkan Masturi Kabare’de müthiş […]

Read More

GECE grubuyla BOMONTİ SOKAKLARI’nı dolaştık

“Siyah giyen adamların müziği” rock, dönemlere ayrılır… Bir zamanlar başına buyrukluğu, kural tanımazlığı simgeliyordu. Son dönemdeyse şahsen farklı eğilimler gözlemliyorum; kimileri aktif siyasetten besleniyor, kimileri etnik kökenli, hareketli hatta oynak müzikler yapıyor… Kimileri karanlık, kimileri çatlak… Bir de GECE var. Gökçe Balaban, Eren Çilalioğlu, Can Baydar ve Erdem Başer‘in oluşturduğu GECE, acısını, şüphesini, sevincini naifçe dile getirebilen tutkulu ama kırılgan […]

Read More

Sinem Sal: “Dünya belki gerçekten kötü bir yer ama hayat değil!”

“Zannedersem Tek Eksiğimiz Aşktı adlı son şiirde karakter kendi ölümüne, kıyamete ve ahiret gününe şahit oluyor. İnsana duyduğu aşk sona eriyor ve Kur’anda yazıldığı gibi tüm organları dile geliyor… Aslında yalnızca kalbi. O şiirde Allah’ın susması, var olmadığı anlamına gelmiyor, aksine… O yüzden zaten ‘Kalbim Ziggurat’ adıyla geçiyor karakter. Aşk, Babil Kulesi gibi. Yeri ve göğü […]

Read More

Engin Geçtan: “Gölgenin olduğu yerde hayat vardır”

Psikiyatrist Engin Geçtan, Kırmızı Kitap, Dersaadette Dans, Kızarmış Palamutun Kokusu, Tren ve Kuru Su gibi başta karmakarışıklıklarıyla insanın başını döndüren ama kaosun yerini daima kendine has bir düzene bıraktığı romanların yazarı… Onunla birkaç yıl önce hem psikoterapiyi hem de edebiyatı konuştuğumuz bir röportaj yapmıştık. Meleklere karşı niçin temkinli olmak gerektiğini, günah işleme eğilimimizi kabul etmenin […]

Read More

Barbaros Altuğ: “İçimde uzun zamandır uyuyan bir hikaye vardı”

Edebiyat dünyamızın en kendine has karakterlerinden biri Barbaros Altuğ. Başta yazar ajanıydı, sonra sivri dilli, can yakan eleştiri yazılarıyla da dikkat çekmeye başladı. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, fikri neyse açıkça yazıyordu ve buna alışık olmayan bizler için basbayağı yeni bir durumdu bu. Haliyle Barbaros Altuğ bazılarınca sevilen, bazılarınca nefret edilen ama hep çok merak edilen biri […]

Read More

Nilüfer Açıkalın: “Kendine emanet olmak, evrene emanet olmaktır!”

“Ben çok umutluyum. Öyle güzel dağıldık ki; ne var ne yok ortaya döküldü. Bu iyi! Biz en güzel mücevherlerimizi kutuya koyar saklarız. Çünkü onlar bizim için değerlidir. Elmas vardır, altın ya da gümüş vardır. Derken kafan bir dağılır, mücevherleri toplamak istersin. Mesela Gezi direnişini, gezicileri o çekmecede saklı olan mücevherlere benzetiyorum. Ortaya çıktılar ve ışıl […]

Read More

Tuna Kiremitçi: “Roman yazmak tehlikeli bir spordur”

Hatırlayacaksınız, birkaç ay önce Tuna Kiremitçi‘den bir yazı istemiş ve ona yazarlık sırlarını anlattırmıştım, o da “Ben ölü bir yazarım. Yüzyıllar önce parladım, bir linç esnasında öldüm. Şimdi de ölü olmanın avantajlarını kullanıyorum” demişti. Sonun Geldi Sevgilim adlı yeni romanını, bir de geçen hafta basında çıkan yazılarda Tuna’nın geçmişiyle roman arasında kurulan paralellikleri okurken o […]

Read More