Egoist okur

Feride Çiçekoğlu soruyor: “İstanbul neye itiraz etti?”

Bazı kitaplar okumaya başlar başlamaz şölene dönüşür; konu ne olursa olsun mutluluk yaratır. Feride Çiçekoğlu’nun Metis Yayınları’ndan çıkan “Şehrin İtirazı” kitabı da benim için öyle. Çiçekoğlu isyanını, öfkesini gizleyemediği fakat naifliğinden hiçbir şey kaybetmeyen diliyle, benim gibi sinemayla başı hoş olmayanların bile ilgisini hep canlı tutuyor. Alt başlığı “Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği” […]

Read More

Siz Mutlu Gözler yazdı: NASIL PARİZYEN OLUNUR?

Neslihan Elagöz yahut internet âleminde bilinen adıyla Siz Mutlu Gözler ve ben bu kitabı sanırım aynı zamanlarda keşfettik. İkimiz de edebiyat seviyoruz ama kişisel gelişim kitaplarını tamamen dışlayan ve onlardan uzak durmalarıyla böbürlenenlerden değiliz. Eğlenceli ve ilham verici oldukları zaman itirazımız yok. Hele bu tarz bir hafiflik, hiç itiraz edeceğimiz şey değil. Anne Berest, Audrey […]

Read More

Amy sen ne yaptın!

Sevgili arkadaşım Tolga Meriç aşağıdaki yazıyı Temmuz 2011’de, şahanemiz Amy Winehouse öldüğü gün yazmıştı. Sartre ve Camus’den, aşkla sevdiği Marguerite Duras’dan da bahsediyor Tolga. Hâlâ yeni ve orijinal bir yazı, o yüzden lütfen okuyun. Üstelik araya Asif Kapadia’nın yönettiği ve yakında gösterime girecek “Amy” belgeselinin o fazlasıyla büyüleyici fragmanını ekledim. Sanırım o belgesel şu sıralar seyretmeyi en çok istediğim […]

Read More

VİKİNG DÜNYASI: Bir kitap niçin alınır?

Rüya Görme Sanatı köşesini epeydir ihmal eden Arzu Akgün geri döndü. Arzu, kitapla, edebiyatla ilgili yazıp çizen insanlar içinde en nevi şahsına münhasır olanlardan biri, benim de arkadaşım. Ama bir süredir kendini felsefeye ve çeviri çalışmalarına vakfetmişti. Bu yazıda, Alfa Yayınları’ndan çıkan “Viking Dünyası” adlı kitabı anlatıyor. Şahsen önce “Ne işi olur bu kızın o kitapla?” diye düşünmedim […]

Read More

AKSİ GİBİ: Gazeteci Pınar Öğünç’ten öykü kitabı

İletişim Yayınları‘ndan çıkan “Aksi Gibi” adlı öykü kitabında Pınar Öğünç, annesine benzemekten korkanların, kendisini beklemediği bir kavganın başaktörü olarak bulanların, bir masayla aynı evde otuz beş yıl yaşamaktan ruhu çürüyenlerin dünyasına çeviriyor bakışlarını. Çoğu öykünün sonunda, ağızda haklılığın ve çaresizliğin buruk tadı kalıyor. “Aksi Gibi”, gün içinde kendini birkaç kez mutlaka hatırlatıyor. Semih Büyü Sıradanın gücü, haklı […]

Read More

KENDİ GECESİNDE: İnci Aral’dan hayaletler sahilinde aşk

“Hayaletler sahili, diye mırıldandım… Sahil hayaletleri kucaklayıp benimser. Deneyimli ve sevecendir. Kısa bir sonsuzluk duygusu bağışlar onlara. Kimlikler gizlidir, gerçekler konuşulmaz. Hiçbir şey anlatılmaz. Herkes geçici, yüzler maskedir, birilerinin kendine dair bir şeyler söylemesini beklemenin anlamı yoktur. Ertesi sabah kesinlikle unutulur yaşananlar. Herkes dıştan görünen ve bilinen kimliğine, evine, işine döner. Bütün hikâyeler başka yerlerden […]

Read More

Lydia Davis’in öyküleri… Motive edici, çünkü çok kötü!

Neslihan (Siz Mutlu Gözler) dün bir mesaj attı ve Lydia Davis‘in arkadaşım olup olmadığını sordu.  “Yooo” dedim, “Arkadaşım falan değil.” İsmine ve kapağına bayıldığı bir Lydia Davis kitabını almış ve… nefret etmiş. Sonra da oturup Egoist için yazmış. Acaba yayınlar mıyım diye soruyor. “Lydia kankam da olsa fark etmez” dedim. Neyse işte, böylece gecenin bir […]

Read More

“Kendi çölümü kuracaktım…”

“Onu ilk defa salıncakların yanındaki kum havuzunun kenarında, ince uzun parmaklarıyla kumları avuçlayıp avuçlayıp bacaklarından aşağıya dökerken görmüştüm. Omuzlarından aşağıya kıvrılan saçları rüzgârda tıpkı bir yılan gibi askılı bluzunun boş bulduğu yerlerinden içine doğru sokuluyordu. Kimsesizliği tuhaf bir şekilde hoşuma gitmişti. Oraya her ne nedenle geldiyse uzaktan da olsa o nedenin bir parçası olmayı istiyordum. […]

Read More

ISADORA: Devrimci bir dansçı, savaşçı bir tanrıça…

“O sadece bir dansçı değil, dansını özgürlüğe, kadına, çıplaklığa, acı çeken toplumlara, geleceğin çocuklarına adayan büyük bir devrimci, bir savaşçı tanrıçaydı. İflah olmaz ve ‘utanmaz’ bir asi, sanat ve edebiyat âşığı bir aydındı. ‘Kanunları yapan toplum bir erkek toplumudur; kadınların rolü olmadı bu düzende. İşte gerçek skandal bu. Gerçek utanç!’ demişti bir keresinde. Feministti. Ama […]

Read More

Emine Çaykara’dan yazdı: Başka türlü bir İstanbul hikâyesi

“Yazın son demlerini yaşadığı bir akşamüstünde sıcağın gitmeye hiç niyeti olmadığı bir havada yürüyorum. Ağırlığı itmek isterken üzerine geliyor insanın. “Otobüse binmek en uygunu” diyorum içimden durağı görünce; zaten fazla kalabalık da değil; iki genç, emekli bir adam, elinde torbalarla bir kadın. Sonra, yanında iki çocuğuyla bir anne; biri kız, biri erkek. İkisinin de ellerinde […]

Read More

Edebiyat dünyasından cevap beklemediğimiz 10 soru

Egoist Okur’un doğumunun konuşulduğu masayı dün gibi hatırlıyorum. Gülenay’la birlikte Moda’daki Oyun Atölyesi’nin bahçesindeydik. Heyecanlı ve umutluyduk. Ben de sürekli yazanlardan biri olacaktım. Fakat sonra araya yıllar ve işler girdi. Savrulmalar, düşüp kalkmalar, kapı önlerinde kalmalar, bilinen ne varsa hepsini birden unutmalar, aşklarla ayrılıklar, soğumalar ve yeniden başlamalar, hiçbir şey yapamamalar… İşte bu sonuncusu, hiçbir […]

Read More

Sibel Hürtaş: “Canına tak eden o kadınları yazmak beni özgürleştirdi”

Dr. Invention lakaplı Jesús Sotes son zamanlarda karşıma çıkan en yetenekli çizerlerlerden. Hele “Relatos Salvajes” (Vahşi Masallar) filminden yola çıkarak yaptığı afişe âşık oldum. Canına tak ettiği için kurt postu giymiş bir kırmızı başlıklı kız var afişte. Yeni yazarımız Semih Büyü’nün “Canına Tak Eden Kadınlar”ın yazarı Sibel Hürtaş‘la yaptığı röportaja görsel malzeme ararken ilk aklıma gelen de […]

Read More

Tomris yazsın, Bergen söylesin…

“Bir adamı en fazla ne kadar çok sevebilirsiniz? Mesela size şiirler yazsa sever miydiniz? Tabii ki evet. Peki, büyük aşkınız yüzünüze kezzap atsa da sever miydiniz? Sizce hangisi daha zor; size şiirler yazan adamlar arasında kibire kapılmadan varolabilmek mi yoksa, canınıza kastetse de bir adamı sevmeye devam etmek mi? 
İki kadın… Birbirinden çok farklı iki […]

Read More

“Haşarı çocuk” Türkiye için oyuncaklı İstanbul büyüsü

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Baba Cafer’den söz ediyormuş. Sonraki yüzyıllarda anneler yaramaz çocukları için bir eşyalarını, mesela oyuncaklarından birini alıp buraya, Baba Cafer Türbesi’ne getirmeye başlamışlar. Çocukları durulsun, uslansın diye… Bu yazının yazarı etkileniyor bu güzel rivayetten ve Baba Cafer’e bir oyuncak verip sembolik İstanbul büyüsü yapmaya karar veriyor. Hâlâ çocuk olan ülkesinde sular durulsun, kulakları sağır […]

Read More

UTANÇ

“Boncuk artık o handan bozma apartmanın girişinde ya da otelde kalıyor, gün doğunca dolaşıyor, ganyancıdan çıkıp döviz bürosunda turluyor, gişelerdeki memurlarla selamlaşıyor, dövmecide serinliyordu. Yemek ikramınız karşısında gözleriyle konuşur, sohbetin bölünmesine izin vermez, siz uzaklaştığınızda sessizce elini sürer ve yerine çekilirdi. Sokaktaki kedi dışında herkesin sevgilisiydi. Arada onu sevenlere göz süzüp arsızlık yapmasa ona da aldıracağı […]

Read More