Egoist okur

“Kendi çölümü kuracaktım…”

“Onu ilk defa salıncakların yanındaki kum havuzunun kenarında, ince uzun parmaklarıyla kumları avuçlayıp avuçlayıp bacaklarından aşağıya dökerken görmüştüm. Omuzlarından aşağıya kıvrılan saçları rüzgârda tıpkı bir yılan gibi askılı bluzunun boş bulduğu yerlerinden içine doğru sokuluyordu. Kimsesizliği tuhaf bir şekilde hoşuma gitmişti. Oraya her ne nedenle geldiyse uzaktan da olsa o nedenin bir parçası olmayı istiyordum. […]

Read More

ISADORA: Devrimci bir dansçı, savaşçı bir tanrıça…

“O sadece bir dansçı değil, dansını özgürlüğe, kadına, çıplaklığa, acı çeken toplumlara, geleceğin çocuklarına adayan büyük bir devrimci, bir savaşçı tanrıçaydı. İflah olmaz ve ‘utanmaz’ bir asi, sanat ve edebiyat âşığı bir aydındı. ‘Kanunları yapan toplum bir erkek toplumudur; kadınların rolü olmadı bu düzende. İşte gerçek skandal bu. Gerçek utanç!’ demişti bir keresinde. Feministti. Ama […]

Read More

Emine Çaykara’dan yazdı: Başka türlü bir İstanbul hikâyesi

“Yazın son demlerini yaşadığı bir akşamüstünde sıcağın gitmeye hiç niyeti olmadığı bir havada yürüyorum. Ağırlığı itmek isterken üzerine geliyor insanın. “Otobüse binmek en uygunu” diyorum içimden durağı görünce; zaten fazla kalabalık da değil; iki genç, emekli bir adam, elinde torbalarla bir kadın. Sonra, yanında iki çocuğuyla bir anne; biri kız, biri erkek. İkisinin de ellerinde […]

Read More

Edebiyat dünyasından cevap beklemediğimiz 10 soru

Egoist Okur’un doğumunun konuşulduğu masayı dün gibi hatırlıyorum. Gülenay’la birlikte Moda’daki Oyun Atölyesi’nin bahçesindeydik. Heyecanlı ve umutluyduk. Ben de sürekli yazanlardan biri olacaktım. Fakat sonra araya yıllar ve işler girdi. Savrulmalar, düşüp kalkmalar, kapı önlerinde kalmalar, bilinen ne varsa hepsini birden unutmalar, aşklarla ayrılıklar, soğumalar ve yeniden başlamalar, hiçbir şey yapamamalar… İşte bu sonuncusu, hiçbir […]

Read More

Sibel Hürtaş: “Canına tak eden o kadınları yazmak beni özgürleştirdi”

Dr. Invention lakaplı Jesús Sotes son zamanlarda karşıma çıkan en yetenekli çizerlerlerden. Hele “Relatos Salvajes” (Vahşi Masallar) filminden yola çıkarak yaptığı afişe âşık oldum. Canına tak ettiği için kurt postu giymiş bir kırmızı başlıklı kız var afişte. Yeni yazarımız Semih Büyü’nün “Canına Tak Eden Kadınlar”ın yazarı Sibel Hürtaş‘la yaptığı röportaja görsel malzeme ararken ilk aklıma gelen de […]

Read More

Tomris yazsın, Bergen söylesin…

“Bir adamı en fazla ne kadar çok sevebilirsiniz? Mesela size şiirler yazsa sever miydiniz? Tabii ki evet. Peki, büyük aşkınız yüzünüze kezzap atsa da sever miydiniz? Sizce hangisi daha zor; size şiirler yazan adamlar arasında kibire kapılmadan varolabilmek mi yoksa, canınıza kastetse de bir adamı sevmeye devam etmek mi? 
İki kadın… Birbirinden çok farklı iki […]

Read More

“Haşarı çocuk” Türkiye için oyuncaklı İstanbul büyüsü

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Baba Cafer’den söz ediyormuş. Sonraki yüzyıllarda anneler yaramaz çocukları için bir eşyalarını, mesela oyuncaklarından birini alıp buraya, Baba Cafer Türbesi’ne getirmeye başlamışlar. Çocukları durulsun, uslansın diye… Bu yazının yazarı etkileniyor bu güzel rivayetten ve Baba Cafer’e bir oyuncak verip sembolik İstanbul büyüsü yapmaya karar veriyor. Hâlâ çocuk olan ülkesinde sular durulsun, kulakları sağır […]

Read More

UTANÇ

“Boncuk artık o handan bozma apartmanın girişinde ya da otelde kalıyor, gün doğunca dolaşıyor, ganyancıdan çıkıp döviz bürosunda turluyor, gişelerdeki memurlarla selamlaşıyor, dövmecide serinliyordu. Yemek ikramınız karşısında gözleriyle konuşur, sohbetin bölünmesine izin vermez, siz uzaklaştığınızda sessizce elini sürer ve yerine çekilirdi. Sokaktaki kedi dışında herkesin sevgilisiydi. Arada onu sevenlere göz süzüp arsızlık yapmasa ona da aldıracağı […]

Read More

Yaralama sanatı

Semih Büyü 24 yaşında. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. Dört yıl boyunca siyasi yazılar yazdı, yine de edebiyat hep hayatındaydı. Bazı dergilerde kitap eleştirileri de çıktı.  Diyor ki, “Edebiyat üzerine yazacak kadar yetkin değildim ama artık buna yoğunlaşmaya karar verdim…”  Semih bundan sonra yazılarıyla Egoist Okur’da olacak. İlk eleştirisi de Seray Şahiner‘in Antabus adlı ilk romanına dair. “Seray Şahiner’in […]

Read More

PROUST ÇIĞLIKLARI: Marcel’in öldürücü alışkanlığı

Marcel Proust‘un kronik erteleme alışkanlığını ilk öğrendiğimde, “A, ne kadar güzel” demiştim. Demek ki bu korkunç alışkanlığa rağmen Marcel Proust bile olunabiliyordu. Eh, ben de bi’ şeyler yapabilirdim belki. Karşılaştırmak yersizmiş, yıllar sonra anladım. Ben hâlâ her şeyi erteliyor, erteliyor, erteliyorum… Proust okumak hariç! O hâlâ okunuyor, okunuyor, okunuyor… Neslihan Elagöz’ün taa ne zaman gönderdiği […]

Read More

Marcel Proust’tan KÖTÜ MÜZİĞE methiye

Proust yaşasaydı Serdar Ortaç dinlerdi diye bir çıkış yapmıştım günün birinde. Abartmış ya da yalnızca dikkat çekmeye çalışmış olabilirim, kabul ediyorum. Ama yaşasaydı en azından Yıldız Tilbe’yi KESİN dinlerdi… Nedense böyle hissetmiş ama sebebini açıklayamamıştım. Ta ki, Hazlar ve Günler’de Proust’un bizzat bu konu üzerine yazdığını görene kadar. İşte “Kötü Müziğe Övgü” başlıklı o kısacık […]

Read More

Kendimizi nasıl yitirir, nasıl buluruz?

“Bence herkes (çünkü bazı kitapların okuyucu kitlesi gerçekten “herkes”tir), her seansta terapistine tüküren ve el hareketi yapan bir çocuğun, etrafındaki herkesi kendinden uzaklaştıracak ve hatta analistinin bile gözünü açık tutmasına engel olacak denli evrensel sıkıcılığa sahip bir adamın, evinin kapısına her gelişinde içeride onu beklediğine inandığı bir teröristten korkan yalnız bir kadının hikayesinin içine kendinden […]

Read More

Aşk neden acıtır?

“Eva Illouz’un Jaguar Kitap’tan çıkan Aşk Neden Acıtır adlı bu kitabını kadınlara tavsiye etme sebebim, yanlış insanı seçtikleri için ya da çok fazla sevdikleri için sürekli kendilerini suçlamaya zorlanmalarının kültürel yanını görmelerini sağlamak. -Çünkü yazar göstermiş.- Kitabı erkeklere tavsiye etme sebebim ise, kimyasal bir durumun etkisini en aza indirgemeye gayret ederek kendi üzerlerindeki kontrolü sağlamlaştırmaya […]

Read More

Hıristiyanlık tarihinin resim defteri

“Binbir çeşit kıyafetle dolaşan dervişlerin, manastırlara kapanmış keşişlerin ve dahi pek çok aşkın ve meczup karakterin yaşadığı bu şehirde üç dilek tutmam istense biri kesinlikle zamanda yolculuk yapabilme gücü olurdu. Kısa süreliğine de olsa kimseler beni görmeden ben onları görsem, tepelerinden süzülsem, bu şehrin tüm zamanlarında vakit geçirsem. Alaaddin’in sihirli lambasına dokunsam… Kariye’de duraklasam, Theodoros […]

Read More

İstanbul’un köpekleri ve geçmişin gölgesi…

“İstanbul’un Köpekleri diye bir kitap okuyorum şimdi. Kitap 1910 yılında II. Abdülhamid’in tahttan indirilip Jön Türklerin başa geçmesinden bir yıl sonra İstanbul’daki sokak köpeklerinin kökünün kazınmasına karar verilmesiyle başlıyor. Yüzlerce köpek kafeslere kapatılıp Sivriada’ya götürülüyor. Ölüme terk ediliyor. Fotoğraflar içler acısı.” Catherine Pinguet İstanbul’un gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası olan sokak köpeklerinin hikâyesini anlatıyor. İstanbul’un Köpekleri, II. […]

Read More