Egoist okur

Bir İstanbul masalı: Obelisk ve banktaki kedi

“Gerçekler üzerine geldiğinde İstanbul’a sığınırdı. İstanbul mu kaldı sığınacak diyenlere boş gözlerle bakar, içten içe aşkının büyüsü bozulmamış diye sevinirdi de. Her daraldığında kendini tarihi yarımdanın, eski İstanbul’un bildiği, bilmediği sokaklarına atar, her seferinde ruhu bu sihirli kentten nasibini almış halde huzurla eve dönerdi. Hep böyle olmamış mıydı? Bambaşka dönüşümlere sahne olmuş semtlerinde bile üzüntüsünü […]

Read More

Hiç tanımadığınız bir erkek size kitap gönderirse…

“Bugünü ancak böyle kurtarabilirdin Tanrı’m, dedim. “Hiç tanımadığım bir adamın, kilometrelerce öteden baskısı olmayan kitaplar göndermesiyle…” “O zaman bu gece bu kitaplar için kahve yapalım. Bu kitaplar için Karaindrou dinleyelim. Bir deniz kıyısında, hep kurduğunuz bir hayalin gerçekleşmesi dileğiyle şimdilik sizi bırakıyorum. Ben peyderpey ve ilk sahibinin gönlünün istediği gibi sırayla kitaplarımı okuyayım. Hayatınızdan kitap, inanç, […]

Read More

Hayatımın bütün erkekleri…

“Kimi sevsem gelsin bir süre bende kalsın istiyorum. Hem hava soğuk, çayımızı demler, ayaklarımızı uzatırız. Bazen birkaç çeşit meze yaparım, rakı içeriz. Mezelerin üstüne baharatlarla kalp yaparım. Soslarla adının baş harfini çizerim. Öyle mum falan sevmiyorum, anaç romantizm benimki.” “Sonra tanışır tanışmaz “İyi bana gel o zaman” dememi de garip bulmasın. Bütün kutsal yerler gibi […]

Read More

Hem tatil yeri hem okul hem de hapishane… Proustvâri!

“Şimdiki zamanda önümüze çıkan engellerin hiçbiri dünde yok sanırdım. Maun masalar çağını kutsuyor, uzun ve güzel romanları ancak ve ancak bir yüzyıl öncede hayal edebiliyor, daha belirli bir örnekle hayal etmeyi sürdürecek olursam da, yatağının içinde yazan Proust’u aklıma getiriyordum. Hatta yüzsüzce, romanının yaratıcı koşullarından biri olarak, yazarın o çağın insanı olmasını sayıyordum. Zaten nereden […]

Read More

EGOİST OKUR: “Kitaplar ve başka güzel ihtimaller…”

Bu yazı, “kabına sığamayan fırtınalı bir ruh” diye tarif edebileceğim ve bu açıdan yıllar önceki kendime pek benzettiğim bi’tanecik Arzu Akgün’den hem bana hem Egoist Okur’a tarifsiz bir yaş günü hediyesi. Okuyunca gözyaşlarımı tutamadım ama uzun süredir olmadığı kadar da mutlu hissettim kendimi. Ve hemen Arzu’nun egoist Okur’daki köşesi “Rüya Görme Sanatı’na aldım. Siz de […]

Read More

Yasemin… Geleceğimizden koparılmış bir çiçek…

İnsan bazen o kadar üzülür, o kadar şaşırır ki nutku tutulur, belki de şok eden o olayı aklı hafızası almadığı, o çok değer verdiğiyle birleştirmediği için kendini ve sevdiğini korumaya alır; sadece birlikte yaşanan, sırlarlarla sakladıklarını hatırlar. Dokunduramaz o sahneyi ona, oysa ona en çok dokunan kişidir bunu yaşamış olan. Yasemin, benim en yakın arkadaşımdı. […]

Read More

Günlük ölümlerden kurtulma yolları: Yaşamak sevişmektir!

“Dişi narla erkek incir. İncirin dişiyle ilişkili resmi söylencesi, erkekliğe ilişkin gizli edebiyatı. Akdeniz’in her yanına dağılmış, ayıplı bir sözcük olmaya varmış. Erzurumlu manav bile, benim “incir” diye sormam karşısında, bastıra bastıra “yemiş”in fiyatını söylediydi… İyidir öyle oluşu. Her serüven düşü, incirin altında başlar, incirin altında biter. Deniz, incir, güneş, kumsal, yaşamak istediğimiz, yaşayalım yaşamayalım […]

Read More

Alain de Botton kimdir, nedir, ne işe yarar?

“Eğer negatif bakış açısından sıyrılırsak, pozitifinden sıyrılmak nedir bilmediğim için söylüyorum; bir yerlerde, güzel bir şey yaptığına inanıyorum ben bu adamın. parmakla gösteremesem de, her zaman olduğu gibi gerilerde bir bildiğim olduğunu düşünüyorum. evet, edebi bir vurgun yapıyor, kariyerinde bir hinlik var. kanıtları olan bir hinlikten ziyade, insana ‘seni seniiii…” diye parmak sallatan bir hinlik. […]

Read More

Fotoğrafta mana yetersizse teknik neye yarar?

“Fotoğraf, tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi resmi çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem” diyen Yıldız Moran’ı Emine Çaykara anlattı. Zamansız Fotoğraflar: Yıldız Moran Sergisi, 19 […]

Read More

Ve mumya birden her şeyin önüne geçti…

İstanbul Hikayeleri’nin yazarı Emine Çaykara bu defa farklı bir maceraya davet ediyor sizi. Rozarin isimli küçük  -ama arkeoloji diplomalı- arkadaşıyla birlikte tarihi ve keşfe çıkıyor. Bütün bir gün boyunca İstanbul’da neler yaşadıklarını, nereleri gezip kimlerle arkadaşlık ettiklerini merak ediyorsanız okuyun. Bu hikayede Emine ve Rozarin dışında kediler, köpekler, kaplumbağalar, tarihi mekanlar-eserler, Osman Hamdi Bey’ler,  işsiz […]

Read More

Librarie de Pera ve İstanbul’un öteki kıymetli kitapçıları

Biz son haftalarda İstiklal’in vazgeçilmez mekanı Robinson Crusoe’yu konuşur ve ayakta kalması için neler yapabileceğimizi tartışırken, İstanbul’un şahane bir kitapçısı gitti. Arzu Akgün’ün haberine göre, 1900’lerin başında Alman Otto Keil’in kurduğu, saraya kitaplar veren, ondan Rum Tanya’nın devraldığı ve henüz bir üniversite öğrencisi iken Uğur Güracar’ın devam ettirdiği Librairie de Pera artık yok. Gülenay Börekçi […]

Read More

Karakterimizin bir köşesinde duran Enis Batur’luk

Neslihan Elagöz’ün blogunda gördüm bu yazıyı ve aldım. Bir yazarı sevmenin aslında çoğumuz için gayet sıradan olan ama itiraf etmesi güç sayılabileceği için pek işitilmedik biçiminden bahsediyor Neslihan. Yani ben kendi adıma böyle şeyler duymuyorum pek etrafımdakilerden. Yakın arkadaşlarım hariç! Çünkü galiba biz edebiyat sevenler siyasal iktidarla ilgili rahatça espri yapıyor ama edebiyatla, edebiyatçılarla, oradaki […]

Read More

Ferhat Özkan’dan LOGOSOLOJİ

“Minik bir sorunun mükemmele tamamlanması için bulunulan ilk teşebbüsün ardından, her bir karakterin yuvarlandığı bir uçurum barındıran öyküler: Çarpmak üzere, masal denemeyecek kadar makul ama gerçek olamayacak kadar hayalî, kabus olmaya yakın kayalar barındıran uçurumlar. O hiç uyamadığınız günlük ve haftalık programlarınıza uyunca nasıl olacağını görmek için, o hiç tamamıyla kontrol edemediğiniz durumlar tamamen kontrol […]

Read More

Güzel delilik halleri

Oraya buraya “Leyla” diye imza atıp iş yaşama gelince hep “Mecnun” gibi davranan biriyim ben. Rivayet o ki; Mecnun Leyla’ya, “Her dağa her taşa, herkese seni anlattım. Cevap alamadım. Bu nasıl bir şey biliyor musun?” demiş. Leyla da cevap vermiş “Ben seni kimseye anlatamadım. Asıl bu nasıl zor bir şey biliyor musun?” Çok sevgili Arzu […]

Read More

Pessoa: Günbatımını ve polisiyeyi seven tuhaf yazar

Fernando Pessoa dendiği vakit ben ilkin Şeytanın Saati’ni hatırlarım. Metis Yayınları’ndan çıkan o kara kapaklı küçük kitap epey bir süre elimde gezinmişti. Bir de sayısı konusunda rivayetler muhtelif olan 80 küsur alter ego’sunu… Aşağıda okuyacağınız gibi, yalnızca şiir yazmakla kalmayıp o şiirlerin şairlerini de yoktan yaratmış birisi Pessoa. Şaşırabilirsiniz ama gerçek bu. O konuyu ayrıca […]

Read More