Egoist okur

Kitap sahaftan alınsın, meyhane salaş olsun, tarih beni anlatsın!

“Hikaye seviyorum ya ben, belki biraz bu yüzden ‘eski’ye tutkunluğum. Kitap sahaftan alınsın, meyhane salaş olsun. Yıkık dökük bir evin, eski bir duvarın önünde durup düşüneyim hayatı. Sonra bir adam gelsin, her cümlesinden sonra başka bir kitabı karıştırayım merakla. Öğreneyim. Kendimi öğreneyim dünyayla beraber sonra yine kendimi unutayım öğrenirken. Bazen kendini unutmak iyidir.” Bir vapur […]

Read More

Kendinizi sevmekten başka çareniz yok, hanımefendi…

Arzu Akgün yazısına “Paket program bir kader bu” diye başlıyor. Bizans imparatoriçesi Theodora ve Deli Dumrul’la devam ediyor. Arzu’yu, Theodora’yı ve Deli Dumrul’u bir araya getiren şey kader. Lakin Arzu, dedikoducu tarihçi Prokopios’tan okuduğumuz Bizans impatoriçesinden ve Azrail’in canını aşk sayesinde bağışladığı Deli Dumrul’dan çok daha talihli bence. Zira kendi hikayesini kendi kelimeleriyle, kendi duygularıyla […]

Read More

Bir yarayı hiçbir şey aşk kadar kolay onaramaz!

Biliyorsunuz, Egoist Okur takipçisi Arzu Akgün bir süredir Egoist Okur yazarı. Bu yazısı aşk üzerine. Şöyle diyor: “Tanrı hepimize aşık olmasak bile aşk halinde günler versin, hayatla flört etmeyi eksik etmesin içimizden. Susuz kalmaktansa dalgalarla boğuşalım. Aşkın derdi bile güzeldir bazen.” Gülenay Börekçi Kaç gündür bir adamın gözlerini düşünüyorum. Duruşu, elleri, dünyaya karışması ve elbette […]

Read More

Falın tarihi: Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor…

Arzu Akgün’ü tanıyosunuz, epeyce derin ama aynı zamanda oyun seven bir ruhu var. Bir yazı göndermeden önce şöyle diyor mesela: “Dört kelime söyleyeceğim, seç birini.”  Düşünüyorum, göz mü, ruh mu, mekan mı, aşinalık hissi mi? Veriyorum cevabı, yazı ona göre geliyor. Ama bu kez öyle olmadı. Arzu fal seviyor. Benim de fal sevdiğimi, dahası “seviyor, […]

Read More

Hayalperestler ve uykuda gezenler için: Rüya görmenin tarihi

Çok sevgili dedem hayatının önemli kararlarını almadan önce istihareye yatar, yani rüyalarının yol göstericiliğine sığınırdı. Fakat aile içinde hâlâ anlatılan bir olay vardır: Annem üniversite için gittiği İstanbul’da babamla tanımış. Bir müddet arkadaşlık etmişler, okul tatil olunca da dedemlere “bu çocukla evlenmek istediğini” anlatmış. “Peki kızım” demiş dedem, “Gelsin istesinler…” Böylece babaannemler İzmir’den Erzincan’a doğru […]

Read More

TEHLİKELİ İLİŞKİLER’in Valmont’u: Hilesiz bir erkek!

Egoist Okur’un “En seksi roman kahramanı hangisi?” sorusuna cevaplar gelmeye devam ediyor… Topladığı tepkilere de iyi tarafından bakmak gerektiğine inanıyorum. Pornografik bir dil kullanarak güya edebiyatçıları ama aslında edebiyatı aşağılamayı ve küçük düşürmeyi deneyen büyümemiş ergen zihniyetli bir internet sitesi bile yayın hayatında ilk kez “siyaseten doğrucu” bir dil kullanarak eleştirdi bizi. Eh, eğleniyorlarsa sorun […]

Read More

Murat Gülsoy’la BÜYÜBOZUMU: “Yazı asla ihanet etmez!”

Murat Gülsoy, yazı üzerine en çok düşünen ve bu düşüncelerini gerek kitaplarıyla gerekse yönettiği yaratıcı yazarlık kurslarıyla cömertçe paylaşan yazarlarımızdan. Peki yazı onu niye çağırmıştı? İlk metinlerine baktığında hangi acılarını görmüştü? Şimdi neler görüyor? Tolga Meriç, yaratıcı yazarlık üzerine “Büyübozumu” adlı bir kitabı da olan Gülsoy’un portresini, onun en çok düşündüğü konu olan yazı üzerinden […]

Read More

İyi ki doğdun Roald Dahl, sensiz dünya ne sıkıcı bir yer olurdu, bilemezsin…

13 Eylül, Norveç asıllı İngiliz yazar Roald Dahl’ın doğum günüydü. Elde olmayan sebeplerle kutlamakta geciktik biraz. İşte tutkulu Dahl hayranı Emine Çaykara’nın tüm Egoist Okur takipçilerine  hatırlatma mahiyetinde yazısı… Gülenay Börekçi Roald Amca’ya sevgilerle: İyi ki doğdun Matilda! Onsuz olmaz… Elinize bir tane kitabını almışsanız bırakamazsınız… Muziptir, zeki, alaycı, yaratıcı, eğlenceli, sürprizlidir… En dünyamız olmayanı […]

Read More

Alp Buğdaycı: “Doğurmaya çalıştığım bebeği boğdular!”

“Kan Sıcak Akacak”, 1996’da yayımlandığında büyük gürültü kopardı. Ve Adalet Ağaoğlu’dan esinlenerek söylersek; “alt tarafı bilmem kaç litre kanla bilmem kaç metre bağırsaktan ibaret” şu bildiğimiz insanoğlu romanı sadece 6 gün yaşattı. Yazarıysa o günlerden bugüne, tam 15 yıl boyunca sustu. Bu, 15 yıl sürmüş aktif bir suskunluğun bütün iktidar odaklarını kapsayan yaralayıcı hikâyesi… Ve […]

Read More

Ah bilmezsiniz, orada ne hikâyeler yaşanmıştı…

İstanbul Hikayeleri’nin Şehrazat’ı diyorum ben Emine Çaykara’ya. Bir farkla ki, o dinleyicisini tatlı tatlı masallar anlatarak uyutmak yerine gözlerini açıp ayıltmak için yazıyor hikayelerini. Bu yazı da öyle… Önce tarihimizi, kültürel zenginliklerimizi değil şekerleme kıvamındaki pembe televizyon dizilerimizin nerelerde, nasıl çekildiğini öğrenmek isteyen Arap turistlere feda ettiğimiz nihayetinde de bir butik otele dönüştürmeyi uygun bulduğumuz […]

Read More

Hüseyin Rahmi Gürpınar için… Bir damla gözyaşı!

“Sahi, unutmak, bilmemek, merak etmemek ne büyük acımasızlık, küstahlık ve saygısızlıktı!..” diye bitiyor Emine Çaykara’nın İstanbul Hikayeleri köşesi için yazdığı yeni güzel yazı. Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan, elden ele dolaşan eserleri  bir zamanlar Emile Zola’nınkilerle kıyaslanmış Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ömrünün son otuz bir yılını  geçirdiği evi gezdikten hatta gördüklerini Egoist Okur’lar için […]

Read More

İsimsiz heykeller kenti İstanbul

Nihayet! Emine Çaykara, İstanbul Hikayeleri başlıklı köşesi için yazdığı yeni yazıyla Egoist Okur’da. Şehrimizin heykellerini anlatıyor bu kez, kıyıda köşede kalmış, ihmal edilmiş, saygısızca bakımsız bırakılmış güzel ve suskun heykeller de var yazısında, günün modasına uygun bir şekilde toplu imalat tezgahından çıkmış ve görgüsüzlüğün baştacı ettiği ucube enginer, lahana, muşmula benzeri meyve-sebze heykelleri de… Daldan […]

Read More

Çocuğunuz mu, köpeğiniz mi?

Yanan bir evde içlerinden sadece birini kurtarabileceğiniz iki canlı var: Çocuğunuz ve köpeğiniz. Hangisini seçersiniz? Köpeğin yerinde Rahibe Teresa olsa yanıtınız değişir mi? Köpeği tanımasanız bile, ya içerdeki insan Hitler olsa? Peki biri çocuk, diğeri yaşlıysa? Bu durumda çocuğu seçmeniz ne anlama gelir? Bu trajik soruların en iyileştirici yanıtları Gary L. Francione’nin İletişim’den çıkan “Hayvan […]

Read More

“Şarkını söylediğin zaman” bak neler neler olacak…

Tolga Meriç, Hakkında Bildiğim 10 Şey adlı köşesinde İnci Aral’ın son romanı “Şarkını Söylediğin Zaman”ın tartışma dışı kalan ihlalini, etiketlendiği 12 Eylül ekseninde gözden kaçanları, şaşırtıcı yalınlığını ve diğer bildiklerini yazdı. Sahi, neden konuşulmuyor romandaki ihlal? 1. İnci Aral’ın son romanı “Şarkını Söylediğin Zaman” kimi okurları yalınlığıyla şaşırttı. Bence, bu okurların metne verdiği tepki doğru, […]

Read More

Katmanlar arası yolculukta son durak: “Ey Tanrı, yardım et!”

“Biliyorum duygusalım. Sevdiğim şeylere karşı tutkuyla bağlıyım ve evet eğer üzülürsem küserim. Küstüğümde de gözlerimi kaçırırım, görmezden gelmeye çalışırım ki canım acımasın… Bütün bunları niye yazıyorum? Bu hafta hazırladığım belgeseli Yenikapı batık ekibiyle izlemek için kazı alanındaydım, alanın içinden, biraz uzakta olan laboratuarlarına doğru ilerledim. Belgeseli izledikten sonra eve dönerken filmi geri sardım ve bir […]

Read More