Egoist okur

BİR ZAMANLAR CEP TELEFONU: Meğer mucidi dünyanın en güzel kadınıymış!

Şaka değil, gerçekten öyle! Cep telefonunun icadının hikayesini, “Hedy’s Folly” adlı kitabı okuyunca yazmaya karar verdim. İlginizi çekeceğini umduğum yazıda “dünyanın en güzel kadını” lakaplı Hedy Lamarr ve geçen yüzyıl başında ortalığı kasıp kavurmuş dahi besteci George Antheil var. Fotoğrafta ikisini de görüyorsunuz.

Ama hikayeye başka mühim şahsiyetler de karışıyor. Mesela Ezra Pound ve Man Ray. Hitler ve Mussolini. İnternetin ilk önemli blog ağının ve hastası olduğum Salon dergisinin kurucularından Richard Rhodes.

Veee devamında çok acayip şeyler yaşanıyor… İkinci Dünya Savaşı patlıyor. Bir sinema filminde seyirciye sunulan ilk orgazm sahnesini izliyoruz. Amerikan donanmasına sızıyoruz. Küba krizine şahit oluyoruz. Ve daha neler neler oluyor, kimler kimler geliyor…

Gülenay Börekçi

hedy lamarr egoistokur gulenay borekci 1

Hedy Lamarr ve muazzam çılgınlığı

Salon’la geçmişim epey öncelere, 90’ların ortalarında The Well isminde bir blog ağı kurdukları zamana dayanıyor. The Well okuması zevkli, merak uyandırıcı yazılarla dolu bir yerdi. Julia and Julie filmine konu olan yemek blogu bile orada başlamıştı. Bugünün birçok ünlü gazetecisi ilk kez orada yazı hayatına atılmıştı. Ortada ne Huffington Post vardı ne de öteki popüler ağlar.

The Well’deki bloggerlar arasındaki en dikkat çekici isim Richard Rhodes’du. “The Making of the Atomic Bomb” adlı kitapla Pulitzer kazanmıştı. Rhodes bugün internetin en şahane yayın organı Salon’un sahibi. Sadede geliyorum… The Well yıllarında Rhodes blogunda sessiz sinema döneminin güzeller güzeli oyuncusu Hedy Lamarr’la ilgili enteresan şeyler yazmıştı. Buna göre Lamarr cep telefonunun öncüsü sayılacak bir cihazın mucidiydi ama hakkı teslim edilmemişti.

Böylece Rhodes kendini Lamarr’ın unutulmuş buluşunun kitleler tarafından öğrenilmesine ve bir mucit olarak ünlü yıldıza hak ettiği saygınlığı kazandırmaya adadı. Lamarr Rhodes’un çabaları sayesinde ölümünden hemen önce, 1997’de, Electronic Frontier Foundation tarafından verilen Pioneer Ödülü’ne de layık görüldü.

Şimdi Rhodes, Lamarr’ın cep telefonunu icat etme sürecini, “Hedy’s Folly: The Life and Breakthrough Inventions of Hedy Lamarr, the Most Beautiful Woman in the World” (Hedy’nin Çılgınlığı: Dünyanın En Güzel Kadını Hedy Lamarr’ın Hayatı ve Çığır Açan İcatları) adıyla kitap haline getirdi. Rhodes, bu kitap için geçen yüzyıl başı Viyana’sının finansal ve sosyal çevrelerini, sessiz sinema dönemi Hollywood’unu, 1920’lerin Paris’ini, deneysel müziğin ilk ortaya çıkış aşamalarını, II. Dünya Savaşı öncesi silah tasarımcılığını, patent yasalarını ve iletişim teknolojilerini araştırdı. Lamarr’ın icatlar dünyasına katkısının ne olduğunu öğrenebilmek için titiz davrandı, onun müthiş zekasını küçümseyenler de dahil, ulaşabildiği herkesle konuştu. “Güzel ama kafasız” terimini yalanlayacak kadar çok kanıt elde etti.

Kitabının adını niçin “Hedy’s Folly” koyduğunu ise şöyle anlatıyor: “Hedy Lamarr’ın mucit yanı hep oyunculuğunun gerisinde kaldı, önemsenmedi. Lamarr buna rağmen orduyla, donanmayla, bilim dünyasıyla çılgınca savaşmaktan vazgeçmedi, inat etti ve yaptıklarının kısmen de olsa kabulünü sağladı. Bu işten hak ettiği kadar çok para kazanamadı, gene de çok ama çok zengin bir kadın olarak yaşadı. Ben kitabımla bir hatayı telafi etmek istedim.”

İşte Rhodes’a göre Hedy Lamarr’ın hikayesi…

hedy lamarr egoistokur gulenay borekci

Birinci kısım: Dünyanın en güzel kadınının gizli oyuncakları

Yahudi asıllı Hedy Lamarr’ın çocukluğu Viyana’da geçti. Olağanüstü zeki bir çocuk olduğunu söylüyorlardı. 16 yaşındayken, eğitimini bırakıp aktris olmaya karar verdi. Daha ilk filmiyle ün kazandı, afişlerde onu “dünyanın en güzel kadını” diye tanıttılar. 19 yaşında Ekstase adlı filmin başrolünü üstlendi. Bu filmdeki cesareti ve pervasızlığı hayranlık uyandırıcıydı. Bazı sahnelerde çırılçıplak koşuyor, yüzüyordu. Beyazperdedeki ilk orgazm sahnesi de bu filmdeydi.

Hedy aynı yıl zengin ve güçlü fabrikatör Friedrich Mandel’le evlendi. Ondan 13 yaş büyük olan sıkıcı ve zorba kocasını hiçbir zaman sevemeyeceğini anladığında artık çok geçti. Mandel hem ‘dediğim dedik’ bir adamdı, hem de çok kıskançtı. Ekstase filminin bütün kopyalarını yaktırdı. Karısının filmlerde oynamasını da yasakladı. Lakin Lamarr’la baş etmek zordu, kendi deyişle “mücevher kakmalı şık bir kutuda” gece gündüz kontrol altında yaşamaktan bıkınca kusursuz bir kaçış planı yaparak Amerika’ya gitti.

Ama durun; öncesi var… Kocasının her gece eve davet edip sabaha kadar sohbet ettiği ve yeni silahlar üretmek konusunda iş yapmayı hedeflediği arkadaşlarının çoğu fabrikatörler ve endüstri tasarımcılarıydı. Hitler ve Mussolini de evlerine gidip gelirdi. Lamarr’ın evliliği ve kocasıyla ilgili tahammül edemediği şeylerin başında da bu geliyordu aslında. Kocası başlangıçta el bombaları üretiyordu, derken silah üretmeye başladı. Özellikle de uzaktan kumanda sistemleriyle ilgili çalışmalar yapıyordu. İşin tuhaf yanı, konukların hiçbiri Lamarr’ın akşam sohbetlerini çok dikkatle dinlediğinin farkında değildi. Bu sohbetlerde elde ettiği bir yığın bilgiyle Amerika’ya giden genç kadın, çok geçmeden Hollywood’un yolunu tuttu, yapımcılarla görüştü ve sonunda ünlü yapımcı yönetmen Louis B. Meyer’in dikkatini çekmeyi başardı. Artık beyazperdenin yeni ilahesiydi.

Gelin görün ki; Lamarr’ın en büyük zevki hobisi aslında mucitlikti. Evinin bir odasını atölye haline getirmişti ve çekim aralarındaki zamanı bu atölyede taslaklar hazırlayarak geçiriyordu. Bir keresinde su içermeyen bir içecek icat etmişti. Üstelik tek ilgilendiği sadece bu tür eğlenceli projeler değildi, çok daha ciddi hedefleri vardı…

İkinci kısım: “Makinist” lakaplı çatlak müzisyen

Dünyanın öteki ucundan devam ediyoruz. Daha doğrusu biraz başa dönüyoruz… Prusyalı besteci George Antheil, müzik eğitiminin ardından Paris’e gitti ve 1920’lerin başında konser piyanisti olarak çok büyük ün kazandı. Ezra Pound ve Man Ray gibi büyük ustalarla arkadaş olmuştu. “Dünyanın en önemli avangarde bestecisi” sayılıyor, “Makinist” lakabıyla anıliyordu. Eserlerinin adları da bu lakaba uygundu: Airplane Sonata, Sonata Sauvage, Jazz Sonata ve Death of Machines. 16 piyano için bestelediği ve uçak pervanesi, polis sireni gibi cihazların seslerinden yararlandığı Ballet Mécanique ise daha ilk çalınışında sansayon yarattı. Antheil bir süre sonra Amerika’ya giderek Hollywood için film müzikleri bestelemeye başladı. Bir yandan da “çatlak dahi” imajına uygun bir biçimde, Esquire dergisine aşk ve endokrinoloji üzerine tuhaf makaleler yazıyordu. “Every Man is His Own Detective: A Study of Glandular Endocrinology” (Her Erkek Kendi Kendinin Dedektifidir) adlı bir kitabı bile vardı.

Üçüncü kısım: Memelerim güzel mi sizce?

Hedy Lamarr ile George Antheil Hollywood’da bir partide tanıştı. Lamarr besteciye garip sorular sordu: “Memelerim güzel mi sizce ve onları daha iri gösterecek bilimsel bir yol biliyor musunuz?” Eh, sonuçta Antheil bu işin ehli sayılırdı, Esquire dergisindeki köşesinde, endokrinoloji bilgisini kullanarak insanın karısının sadakatsizliğini nasıl anlayacağını, hangi kadınların sadık hangilerinin sadakatsiz olduğunu, endokrinoloji ilminin bir kadını nasıl daha güzel gösterebildiğini filan yazıyordu. Lamarr sinemayı bırakıp sadece icatlarıyla yaşamaya karar verdiğinden bahsetti. Derken savaş sırasında torpillerin radyo frekanslarıyla uzaktan kontrol edilip edilemeyeceği konusu açıldı. Aslında bu fikir yeni sayılmazdı ama Lamarr kendi bulduğu ve “frekans sıçraması” adını verdiği yepyeni bir metodu denemek istiyordu. İki parlak zihin bir araya gelmiş ve partiyi tamamen unutmuştu. Gizli İletişim Sistemi’ni kurmak için çalışmalara başladılar. Birkaç ay çalıştıktan sonra da buluşlarını Ulusal Mucitler Konseyi’ne gönderdiler.

Dördüncü kısım: Avangard bir piyanistle bir sinema aktrisine kim güvenir ki…

İşler sandıkları kadar kolay olmadı, fikri gerçeğe dönüştürmekte epeyce zorlandılar, çünkü buluşun uygulanabilirliğinden şüphe duyanlar vardı. Lamarr ve Antheil, çalmadık kapı bırakmayarak “bebeklerine” maddi destek bulmaya çalıştılar. 1940’ın aralık ayında ABD Donanması, onların icadı olan frekans kaydırma cihazını üretmeyi kabul etti. Böylece Hedy Lamarr 1942 yılında bir gecede yedi milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Ancak bu buluştan bir gizli iletişim sistemi olarak yararlanan Amerikan Ordusu daha sonra üretimi kesti. Bir piyanist ve bir oyuncuyu ciddiye almıyor, yeterince güvenmiyorlardı. Bir süre sonra Lamarr ve Antheil de işin peşini bıraktı. Gene de buluşları başka bilim adamları tarafından önemseniyor, araştırılıyordu. Zaten birkaç yıl sonra patent tarihi doldu, icadın kullanım hakları serbest kaldı. 1962’de Küba krizi dolayısıyla buluş yeniden gündeme geldiğinde artık yolunu kaybetmiş gemilerin kıyıyla iletişim kurabilmesi için kullanılıyordu. Bugün bu teknoloji ABD ordusunun uydu savunma sisteminde, ayrıca cep telefonu ve telsizlerin üretiminde kullanılıyor.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
5 Responses to “BİR ZAMANLAR CEP TELEFONU: Meğer mucidi dünyanın en güzel kadınıymış!”
  1. arzu pınar says:

    yakında filmi çekilir herhalde. çok ilgi çekici.

  2. nur says:

    belgeselini izlediğimde çok şaırmıştım gerçekten olağanüstü bir kadın. güzel kadınların da zeki olabileceğinin en güzel örneğidir hedy lamarr..

  3. Arsivci says:

    Lamarr’ın öyküsüne bayıldım.

    The Well bir çok şeyin (Internet vb) doğduğu yerlerden biri. Edebiyat konferansları Inkwell’de halâ devam ediyor ve herkese açık:
    http://www.well.com/conf/inkwell.vue/

Leave A Comment