Egoist okur

Öykü yazarları Chavez Anısına buluştu

Dünyanın Öyküsü dergisi ve Çankaya Belediyesi’nin işbirliğiyle ‘Chavez Anısına’ başlığıyla gerçekleşen 13. Ankara Öykü Günleri Bulgaristan, Venezuela, Suriye, Rusya, İtalya ve Kıbrıs öykücülüğünü temsil eden yazarlarla birlikte 1-5 Mayıs 2013’te gerçekleşti.

Akademisyenler, eleştirmenler, genç-usta yazarlar ve yayın yönetmenlerini edebiyatseverlerle buluşturan bu etkinlik Çağdaş Sanatlar Merkezi, CerModern, Cafe Soul, Sanat Sokağı ve Sudem’in katkılarıyla yapıldı.

Dikkat çekici etkinliklerden biri de Ayşegül Tözeren’in moderatörlüğündeki “Edebiyatımızda Nitelik ve Eleştiri Sorunu: Öyküde Eleştirinin Özeleştirisi Mümkün mü?” başlıklı paneldi. Panelin katılımcıları, edebiyat dünyasının yakından tanıdığı Ömer Türkeş, Ömer Lekesiz, Alper Akçam ve A. Galip’ten oluşuyordu. Panelin geniş açılımını Haziran ayındaki özel dosyasıyla Dünyanın Öyküsü dergisinde bulabilirsiniz.

Burcu Yıldızer 13. Ankara Öykü Günleri’nde izlediklerini yazdı.

ankara oyku gunleri egoistokur

13. Ankara Öykü Günleri’nde benim için en özel ve önemli anlardan birisi  ilk kitabı “Parasız Yatılı” ile 1972’de Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan “Kuşatma”, “Benim Sinemalarım”, “Gecenin Öteki Yüzü”, “Gül Mevsimidir”, “47’liler” gibi birkaçı sinemaya da uyarlanmış kitapların yazarı Füruzan’ın kısacık da olsa konuşmasını dinleyebilme şansını yakalayabilmemdi. Unutulmayacak anlar listemde çoktan yerini aldı.

Füruzan, 31. Ankara Öykü Günleri Ödül Töreni’nin hemen öncesinde şunları söyledi:

Sanat “hâlâ” olarak algılanmamalı. Sanat yapanlar, sanatların bütün isimleri çok değerlidir. Burada çok uç bir örnek vermek istiyorum. Albert Einstein diyor ki: “Uzay için çok düşündüm, çok şey yaptım. Ama bir şey fark ettim. Uzayın sınırsızlığı gibi insanoğlundaki aptallığın da sınırsız olduğunu gördüm. Fakat birincisinden hâlâ şüpheliyim o sınırsızlık bir şekilde aşılabilir ama insanoğlunun aptallığı müthiş bir sınırsızlık taşıyor.”diyor.

Sınırsız aptallığı bu yüzyılda çok daha iyi fark ediyoruz. Buraya gelen bir İtalyan dostumuz, yalnızlaşmanın birçok konusuna değindi. Kendi adıma o sunumu çok önemli buldum. Çağımızda aptallığa sadece bilim ve sanatla karşı çıkabiliriz. Bu nedenle sanatlar son derece önemli. Ben hayatım boyunca bütün o disiplinlere büyük hayranlık duydum. Meraklı bir çocuktum. Merak bizim için en itici güçtür. Soru sormak, yanıtları aramak, bulduğunuz yanıtları yeniden sorgulamak gerekiyor. Ve aynı zamanda ilerlemenin, salt teknolojik yollarla olmayacağını da çok iyi bilmemiz gerekiyor.

Geçenlerde bir haber okudum. Urfa’da Göbeklitepe kazıları bitmek üzere ve o kazılar 12 bin yıllık bir tarihe odaklanmış. Kazıların üzerinde, Alman bir arkeologun söylediği şey beni çok etkiledi. “Böyle bir örnek dünyanın hiçbir yerinde yok.” Göbeklitepe’de çıkan o kent yapısı ve üzerindeki kazılar çok güzel. Kuşlar yapmışlar. O kadar etkileniyorsunuz ki baktığınız zaman. Ve o kuşları yapabilmek için taşları keskinleştirip taşı taşla yontmuşlar. O yüzden, hiçbir şeyin “hâlâ”sı yok. Yeter ki meraklı olun ve hayatı önemli bulun çünkü hayat bize bir şekilde başlatılıp sonunu bilmediğimiz bir süreç olarak sunuluyor. Ne kadar meraklı olursanız o kadar zengin yaşarsınız.

Meselâ Leonardo Da Vinci’yi düşünün. Bütün hayatı merak ve yaşadığı hayatı ben bin yıl yaşadı diye düşünüyorum. Onun için sanat hep var “hâlâ”sı yok.

Bizim edebiyatımızda öyle insanlar var ki çok çok geriye gittiğimizde müthiş şeyler yazmışlar. Bunları kimse tanımıyor. Meselâ Pınar Kür yeniler eskiler gibi bir tanımlama yaptı. Haklı. Bir hanım kızımız çıkmış “biz de yazdık cinselliği” demiş. O onun cehaletidir, ona hiç kızılmaz. Ben böyle şeylere kızmam, gülümserim.

Bu dergide biz özellikle bizim edebiyatımıza imza atmış insanların unutulmamasını ve sürekli olarak onlardan bahsetmeyi yeğliyoruz. Dünyanın Öyküsü’nün çok başarılı bir hızı var. Ve o hızın içinde sanıyorum benim danışmanlığım küçük de olsa bir kavga payı taşıyor. Tartışma halinde gidiyoruz. Öykü çok güzel yazarımızdır. Kenan Hulusi. Hatta çok tartışılabilir birisi olsa da Refik Halit Karay, Memleket Hikâyeleri, çok güzel bir kitaptır. Bütün onların yeniden gündeme getirilmesi ve hatırlatılmasından yanayım. Dünyanın Öyküsü dergisi bu açıdan benim için çok değerli.

Öykü günlerinin son paneli, Genç Kuşak Öykücülerine ayrılmıştı. Panelin katılımcıları son dönemde kitaplarını okumaktan dolayı mutluluk duyduğum: Birgül Oğuz, Murat Özyaşar, Pelin Buzluk, Mahir Ünsal Eriş, Sinan Sülün idi.

“Genç Kuşak Öykücülerde Yenilik Arayışları” nın tartışıldığı panelin moderatörlüğünü Ayşegül Tözeren yaptı. Yaklaşık bir buçuk saat süren oturumda yazarlarımız, “Neden öykü türü içinde yazmayı tercih ettiniz? Öykü türünün hangi olanakları sizi bu tür içinde yazmaya teşvik etti? Neden öykü? Derdiniz neydi öykü yazdınız? Bu dünya öykü dilinizi nasıl biçimlendiriyor? Dil politikleşecek mi? 2000 kuşağı öyküsünün önceki kuşaklardan ne gibi farklılıkları vardır? Son yıllarda öyküdeki canlanmayı neye bağlıyorsunuz? sorularına cevaplar verdiler.

Oldukça etkin ve bir o kadar da esprili geçen panelin bütününü burada yazmayı isterdim ama daha önce de belirttiğim gibi 13. Ankara Öykü Günleri için Dünyanın Öyküsü dergisi özel bir dosyayı hali hazırda sizler için hazırlıyor. Haziran ayı içerisinde yayımlanacak olan bu dosyaya, öykü günlerine gidemeyenler ya da gidip de arşivlerinde güzel bir anı bulundurmak isteyenler dergiyi alarak ulaşabilirler.

Ama ben yine de sizler için oturumun başında: “Neden öykü türü içinde yazmayı tercih ettiniz? sorusuna yazarlarımızın verdiği cevaplardan kısa alıntılar yaptım.

Murat Özyaşar: “Diğer türlere göre okurunu da metne çağırması ve okurunu da metne dâhil etmesi sanırım öyküye daha yakın olmamı sebep oldu.”

Birgül Oğuz: “İçinde anlam olmayan bir dünyaya, bir anlam düşkünü olarak kazık çakmaya çalıştığım için öyküyü inşa eden şeyle beni inşa eden şeylerin çok benzer olduğunu düşünüyorum. Bence ben, sanırım ya da herhalde bu sebeple öyküyü yazmış biriyim.”

Pelin Buzluk: “Öykünün eksikleri var. Eksiklikleri olmalıdır da diye düşünüyorum. Bu açıklıklar ve eksiklikler okurun katılımını getiriyor. Eksiklikleriyle okurun katılımını şart koşmasını seviyorum. Bu yüzden öykü yazıyorum. Öykünün tanımı evet çok kesin, keskin değil. İyi ki de böyle. Zaten kesin sınırları olsaydı, öykü başlığı altında bu kadar özgür ve bu kadar özgürlüğe çağıran metinler yazılmazdı.”

Sinan Sülün: “Neden öykü konusuna verebilecek bir cevabım çok yok ama ‘Neden yazıyorum?’a şöyle bir şey söyleyebilirim. Baktım tutunacak kimse yok edebiyata tutundum. Müdürlüğe, kariyere tutunamadım. Edebiyatçılara tutundum. Hepsi çok kıymetliydi benim için… Yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz. Huzursuzluğunuzu gideriyorlar. Kitapta da bunu söylüyorum. Yazmaktan başka çarem kalmamıştı. Hakikaten kalmamıştı. O yüzden benim söyleyebileceğim tek cevap: Gerçekten kötü durumdaydım. Edebiyat kurtarıcı oldu benim için.”

Mahir Ünsal Eriş: “Benim için yazmak bu kadar karmaşık ve üzerine düşünülmüş bir süreç değil. Anlatacağım, anlatmak istediğim şeyler vardı benim. Onları da öykü olarak anlattım. Kendim için anlattıklarım bir öykü formuna oturdular, öykü oldular. Kasti olarak ben öykücü olmalıyım, ben anlatsam anlatsam öykü anlatırım niyetiyle başladığım bir anlatma uğraşısı değildi.”

Hepimiz kendi hayatlarımız içerisinde bambaşka şekillerde yaşadıklarımızı, acılarımızı, kaygılarımızı bir yerlere aktarmanın yollarını arıyoruz. Kimimiz şiir, öykü yazarak, kimimiz bağırarak, kimimiz okuyarak, kimimiz beste yaparak ama ille de bir yerlere tutunmaya çalışarak.

Okuyarak da dedim çünkü bazen başkaları tarafından yazılmış cümlelerle içten içe bir köprü kurarız. Biz farkında olmasak da okuduğumuz metinle aramızda bir diyalog gerçekleşir. Kahramanları kahramanımız, söylenen sözler bir anda belki de bugüne kadar söylemeyi isteyip de söyleyemediklerimiz oluverir. Tam da bu yüzden edebiyat, hayatımızdaki çatlakların üzerine yağmur damlaları gibi düşer ve eksik kalan yerleri doldurmaya başlar. Elbette hayatın -varsa şayet- şifresini bütünüyle çözmek, dertlerimize, acılarımıza, bizi sığınacak yer aramaya iten türlü sorunlarımıza kalıcı çözümler üretebilmek her zaman mümkün değil. Ama Füruzan’ın da söylediği gibi: “Aptallıklara bilim ve sanatla karşı çıkabiliriz. Bu nedenle sanatlar son derece önemli.” Olasılıklar denizinde en muhtemel olana yaklaşmak bile bazen yeterli olacaktır.

Orada olup “Bir derdim var.” diyen genç kuşak öykücülerimizi ve bu son paneli dinlemenizi isterdim. Yine de hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsınız. Nasıl olsa seneye de aynı etkinlik bambaşka konu ve konuklarıyla sizlerle olacak.

“Ne kadar meraklı olursanız o kadar zengin yaşarsınız.”

Burcu Yıldızer

Kullanılan görsel İletişim Yayınları’ndan çıkan Dumankara: Hayat Bir Yangındı adlı kitabın (Levent Cantek) tanıtım videosundan alınmıştır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment