Egoist okur

“Deli saçması kitaplar ama hazırlarken çok eğlendim”

Ağaçkakan, çok yeni bir yayınevi. “Hazır Bilgi Serisi” diye bir şey yayınlıyorlar, hakikaten enfes. Metin Solmaz’ın hazırladığı “100 Büyük Yanılgı” ve Ahmet Büke’nin imzasını taşıyan “100 Tuhaf Kitap”, her kitapseverin kütüphanesinde olmayı hak ediyor. Ben bu hafta ikincisini ele aldım ve Ahmet Büke’ye Ağaçkakan Yayınları için hazırladığı “100 tuhaf Kitap”la ilgili birkaç soru sordum.

Gülenay Börekçi

Ahmet Büke röportajı: “Baban yenildi belki diyeceğim, ama umudunu yitirmedi…”

ahmet buke agackakan gulenay borekci egoistokur

Ahmet Büke’yle “100 Tuhaf Kitap”ı konuştuk: “Bizdeki deli zenginliği 1980’lerde tükendi”

Kitabının konusu nedir Ahmet?

1920’lerden itibaren Türkiye’de basılmış absürd kitapları. 60’larda yazılmış şu ünlü “Sevgiliye Aşk Mektubu Örnekleri” mesela… Okurlara örneklerle aşk mektubu yazmayı öğretiyor.

Biliyorum onu. Fenerbahçeli kızdan Beşiktaşlı erkeğe mektup vardı, hiç unutmuyorum. Genç işçi kızın beğendiği ama reddetmek zorunda kaldığı fabrika sahibi erkeğe mektubunu da hatırlıyorum… “Aramızdaki bir ilişki olamaz bayım, olsa da mümkün değil, yürümez” yazmıştı. Gerçi o mektuplu kitaplardan çok vardı sanki, senin aldığın hangisi bilmiyorum. Başka hangi tuhaf kitaplar var?

Türkiye’nin ilk veganı “Tevrat’ta Yamyamlık” diye bir kitap yazmış ve uzun uzun yamyamlığın kökenini araştırarak et yiyenlerin sonunda yamyam olup çıkacağı sonucuna varmış. O kadar acayip şeyler anlatıyor ki mizah olarak okunuyor… Sonra “Vantrolok Olunuz” diye bir kitap var. Çok komik değil mi; vantrilokluk öğrenmek isteyenlere yol yordam göstermiyor, doğrudan “olunuz” emriyle girişiyor. “Suzy’e Mektuplar” diye çok garip bir şiir kitabı var. Adam her yıl İzmir Fuarı’na gelen sirkte çalıştırılan maymunlardan birine âşık olup şiirler yazıyor. Akıl almaz, değil mi?

Fenaymış! Ben de bir keresinde sahaflarda Michael Jackson’a aşkını ilân eden bir genç kızın kitabını bulmuştum. Evde duruyor olmalı…

Deli saçması kitaplar hepsi ama hazırlarken çok eğlendim. “Allah Olmasaydı Kadına Tapardım” diye bir şiir kitabı var mesela. Çağ açmaya geldiğini söyleyenler ve daha neler neler… “Büyükbaba Olma Sanatı” diye bir kitap var, o çok enteresan. Adam ünlü Fransız edebiyatçı Victor Hugo’ya mektup yazıyor ve konuyu “Dinle kardeşim, şiir öyle yazılmaz, böyle yazılır”a getiriyor. O kadar saçma ki! Niçin Hugo’yla didişiyor, onunla alıp veremediği ne? Sonra niçin kitabının adı “Büyükbaba Olma Sanatı”?

Belki de zannettiğimizden daha çok deli var…

Eskiden vardı. Ve benim düşünceme göre, bizdeki deli zenginliği 1980’lerde tükendi. Yani o tarihten itibaren delilikte de vasatlaşmaya, birörnekleşmeye başladık. Bakıyorum, 80’lerden sonra da berbat kitaplar yazılmış ama hiçbiri pek orijinal değil. 80’lerden önce, hele 1940-70 arası benzersiz işler çıkmış. Galiba Foucault’nun 1900’lerin Avrupa’sı için söylediği şeyi biz yeni yeni yaşıyoruz; deliliği hapsediyoruz. Ben çocukken deliler de dışarıda, sokaktaydı. Hele taşrada onlar belki de insanların tek eğlencesiydi. İstismardan, dalga geçmekten söz etmiyorum; onlara sahip çıkılırdı ve korunur, kollanırlardı. Babam esnaftı ve hatırlıyorum bizim eve her gün ayrı deli gelirdi. Ve bizimle sohbet eder, soframızda otururlardı. Biri mesela sadece pazartesileri gelirken, bir diğeri yılda tek gün gelirdi. Atıyorum, her yıl 3 Mayıs’ta gelip babamdan beş lira alan bir adam vardı, sonra çekip giderdi. Bu insanlar bizim toplumun zenginliğiydi. Şimdi sokakta deli falan göremezsin, hepsi evlere, hastanelere kapatılmış durumda. Oysa aslında çoğu aramızda yaşayabilecek durumda.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment