Egoist okur

Douglas Coupland, Clive Barker ve o meşum 3 harfli kelime

Douglas Coupland’ın bir öyküsünde okuduğum aşk tarifi ve Clive Barker’ın bir yerlerde karşıma çıkan formüle etme çabası terk edilmiş birini teselli etmeye yarar mı? Açıkçası ben denedim, pek işe yaradı diyemem ama göz yaşları içindeki bir arkadaşımı biraz olsun güldürebildim. Belki size de iyi gelir.

Gülenay Börekçi

Douglas Coupland, Clive Barker ve aşka dair işe yarar bir formül

Gözlerinde dopdolu yağmur bulutları geziniyor. Fırtına koptu kopacak, arkadaşım ağladı ağlayacak. Gülümsemeye çalışıyor ama performansı pek kötü, hakikaten neşeli olduğuna bir türlü ikna edemiyor beni.

Yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra kalbini kimseye vermeden, içine kimseyi almadan, özenle oluşturduğu zırhı sayesinde hiç yaralanmadan yaşayabileceğine inanmış ama sonra beklenmedik bir anda biriyle tanışmıştı.

Birbirlerine gülümsedikleri andan itibaren her şey değişti, arkadaşım âşık oldu.

“Uzun yıllar yersiz yurtsuz dolaştıktan sonra yuvaya dönmek gibi” diyordu, gözleri siyah kehribarlar gibi ışıldarken.

“X Kuşağı” kitabının yazarı Douglas Coupland’a kulak verelim: “Derler ki, insan âşık olduğunda, gündelik dünyanın yanında ilerleyen yepyeni bir alana, bir paralel evrene girermiş. Başka hiç kimsenin adım atamayacağı küçük bir evrenmiş bu; iki kişilik bir ülke. Özel ve adeta bir fanus gibi korunaklı…”

Arkadaşım o evrende, “hiç bitmeyen bir şakanın içinde yaşarmışçasına” mutluydu.

Peki sonra ne oldu da gülmeyi unuttu? Anlaşılan, sevgilisi hiçbir şey söylemeden terk etmiş onu. Arkadaşım da kendini aniden “aşk bitince patlayarak saçılan tehlikenin tam ortasında”, yani gerçek evrende buluvermiş.

İncinmiş, kalbi kırık, dahası öfkeden deliren birini nasıl teselli edebilirdim ki! Arkadaşım hem ölmek hem de öldürmek istiyordu. Telefon başında sabahlıyor, sevgilisinin niçin çekip gittiğini düşünüyordu hep. Sıkılmış mıydı? Eski sevgilisine mi dönmüştü? Yoksa… terk edilmekten korktuğu için erken davranan mı olmaya karar vermişti. Fotoğraflarına bakıyor, mektuplarını tekrar tekrar okuyor, geçmişte konuştuklarını belleğinde arka arkaya canlandırarak olanlara dair bir ipucu arıyordu…

Yaşadığı bu üzücü deneyimin nasıl yaralayıcı olduğunu iyi bildiğimi söyleyerek teselli edebilir miydim onu? Nihayetinde, koruyucu zırhını hiç çıkarmamaya, bir daha denememeye karar verirse, bunu anlardım, çünkü aynısını bir zamanlar ben de yapmıştım.

‘Çivi çiviyi söker’ yöntemini de önerebilirdim. Her aşk biter, derdim; hayat bitiyor, düşünsene. Sonsuzluk sadece bir hayal. Sense bu gerçeği görmezden gelerek kendini aldatıyor, bir yalanının büyüsüne kapılarak yas tutuyorsun.

Öfkesini bastırmakla hata ediyor da olabilirdi. Kendi kendini yemek yerine içindeki zehri akıtmanın bir yolunu bulmalıydı. Başına geleni uslu uslu kabul etmenin daha erdemli olduğu, bir kadına böylesinin yaraştığı nihayetinde toplumun öğrettiği bir şey değil miydi?

İlişkilerin ritmini, korku romanları yazarı Clive Barker’dan duyduğum ‘1-2-3-2-1’ formülünün belirlediğini söylemek acımasızlık olur muydu peki? Âşık olduğunda 1’ken 2 olur, kendini yeniden yaratırsın. Hangi parçan gerçek sen, hangi parçan onunla birlikte olmaya başladıktan sonra doğdu, ayırt edemezsin. Derken bir başkası gelir ve birden bire 3 olunur. Seni teselli eder mi bilemem ama her 3 muhakkak önce 2 ardından da 1 olur yeniden…

Hem ihtimaller sonsuzdu, 2’yle, 3’le sınırlı kalmıyordu. Ve aşkın insanın başına hayatta sadece bir kez geldiği, bizi inandırmaya çalıştıkları koca bir yalandı. O yüzden, Acı verici bir biçimde bitse de, bu ilişki arkadaşıma hayatta aşka dair bir mutluluk ihtimalinin her zaman mümkün olduğunu göstermeliydi aslında. Olan şey kesinlikle iyi bir şeydi; yaşamaya, nefes almaya, hücrelerini ve ruhunu diri tutmaya dair bir şey… ‘1-2-3-2-1’ formülünün sağlaması bile pek o kadar kötü bir şey sayılmazdı. Başa dönebileceğin, yeniden kendin olabileceğin ve bir kez daha çoğalabileceğin anlamına geliyordu çünkü.

Sustum ve gülümsedim.

Bir şey olmuştu. O halde başka şeyler de olacaktı.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment