Egoist okur

Göktuğ Canbaba: “Dünyanın sonu, iyi kalpli hikayeler biterse gelecek”

Göktuğ Canbaba, Ozanın Şarkısı, Tılsım-ı Kudret, İşeyen Atmaca gibi fantastik romanların yazarı. Yeni kitabı, çocuklar için yazdığı Fener Balığının Kayıp Işığı.

Kitap, Kızıl Yosun Köyü’nde yaşayan fener balığı Loppi Parlakışık’ın öyküsünü anlatıyor. Fener balıkları ışık saçan mahluklar ama Loppi bir gün ışığını çaldırıyor ve bulmak için tüm okyanusu dolaşmaya karar veriyor. Ona sadece arkadaşı denizanası Poli yardım ediyor. Birlikte cesareti, güveni, dostluğu öğreniyorlar. Karşılarında, Okyanus Sirki’nin starı Işıkçalan var, romanın kötü karakteri… Kafası hep kötüye çalışan bu düzenbaz ahtapot gücünü, küçük balıklara hükmederek kanıtlıyor.

Göktuğ Canbaba, “Kötü olmak kolaydır, iyi olmaksa çok zor, çünkü hep fedakarlık yapmanız gerekir ama Loppi ne kadar zor olursa olsun iyi bir balık olmayı seçiyor” diyor. Onunla röportajımızda düğün fotoğrafçılığını ve kitabını konuştuk…

Gülenay Börekçi

  goktug canbaba egoistokur gulenay borekci loppi 1

 Yulia Avgustinovich’in illüstrasyonu

Göktuğ Canbaba anlatıyor:

“Kızıl Yosun Köyü’ndeki her balıkla tanıştım. Ilık yosun çayı içerken okyanus ahalisini konuştuk”

Fener Balığının Kayıp Işığı’nı çok severek okudum ama senden beklediğimiz kitap bu değildi, çünkü yeraltına yakın duran bir yazar olarak tanınıyordun. Bir çocuk kitabı yazmaya nasıl karar verdin?

Kendimi bildim bileli çocuk romanı okurum. Beni rahatlatıyor. Okurken, dünyada iyi şeyler de mümkün diye düşünüyorum. “Çocuk romanı yazmalıyım” diye düşünmemiştim aslında; aklımda başka projeler vardı. Ama bir gün ışığını kaybedince onu aramak için yollara düşen cesur küçük bir balığı yazmak keyifli olurmuş gibi geldi. Neredeyse o günbütün hikâyeyi kurdum kafamda. Oturup yazma sürecim de hızlı gelişti.

Bir Disney filmi kadar renkli bir hikaye kaleme almışsın, insan en küçük ayrıntısına dek her şeyi gözünde canlandırabiliyor. Bunda fotoğrafçı olmanın, renkler, gölgeler ve şekillerle uğraşmanın payı olabilir mi? Işığını kaybeden bir karakteri en iyi bir fotoğrafçı anlar… 

Olabilir tabii. Her gün ışıkla, renklerle, görsel detaylarla oynamamın romana katkısı muhakkak vardır. Ama yazmak için en gerekli şey, hayal edebilmek, sınırları zorlamak. Yazarken Kızıl Yosun Köyü’nde haftalarca yüzdüm, köydeki her balıkla birer birer tanıştım, evlerine konuk oldum. Ilık yosun çayı içerken uzun uzun okyanus ahalisini konuştuk. Bunları o kadar uzun süre hayal ettim ki sonunda ben de bir Kızıl Yosun Köylü oldum.

Yerinde olsam film yapsınlar diye Disney’e gönderirdim. Böyle bir hayalin var mı?

Aslında var, bir ajansla görüştük. Çevirisi bittiğinde İngilizce yayınlanacak. O zaman Disney’in de kapısını çalmamak olmaz.

Arkadaşlığa, güvene, dostluğa, cesarete dair sıcak ve dokunaklı bir hikaye olması da önemli. “İyi kalpli” bir hikaye yazmak günümüzde eski moda bir şey sayılabilir mi? Gerçi bence senin romanın biraz da o yüzden kıymetli. (Ayrıca ben yetişkinler için yazdığın İşeyen Atmaca’da da aynı iyi ruhun olduğunu düşünüyorum.)

“İyi kalpli” hikayeler yazmak eski moda görüldüğünde ve insanlar böyle hikayeleri yazmayı bıraktığında dünyanın sonu gelmiş olacak. Ne kadar çılgın bir roman yazarsan yaz, hangi hikayeyi anlatırsan anlat, o romanın içinde iyi bir kalp olabilir. Bir önceki romanım İşeyen Atmaca ismi gibi çılgın bir romandı. Küfürler havada uçuşuyordu; kurgusu, hikayesi deli işiydi ama o da iyi kalpli bir romandı. Karanlığın içinden çıkan bir kasırganın ortasında çırılçıplak dans edip şarkılar söyleyen “iyi kalpli” bir adamın hikayesiydi.

Fener Balığı’na dönersek; çocuklar için yazmanın en güzel yanı neydi?

Sanırım çocuk gibi düşünmek, dünyanın tüm kötülüklerini geride bırakıp sadece hayal kurmak… Tekrar çocuk olmak ister miydim? Kesinlikle hayır. Ama ara sıra çocuk gibi düşünmek ve çocukları sınırsız hayalgücüyle dolu bir yolculuğa çıkarmak harika bir his.

“Kafama esmiş, bir bakmışım Nepal’de, Hindistan’dayım..”

Çok renkli bir hayal gücün var, o yüzden sormak isterim: İlham kaynakların neler? 
Farklı türlerde eserler veren bir yazarım. Yüksek fantezi, şehir fantazyası, yeraltı edebiyatı, çocuk kitapları. Birbirinden farklı olsalar da hepsi yazarken bana çok keyif veriyor. Korkmadan yazıyorum, hiçbir tür bana uzak gelmiyor, çünkü her türde okuyorum. Ama tabii okumayı sevdiğim türlerde yazmak daha hoşuma gidiyor. Bir çeşit özgürlük hissi veriyor, farklı renklerde yolculuklara çıkmak gibi… Hayatta da böyleyim. Kafama eser ve bir bakmışım Nepal ya da Hindistan’dayım. Olmadı, Kabak’a gitmişim. İşler güçler izin veriyorsa ve tabii ki bir kenara azıcık para koyabilmişsem, giderim. Her yolculuk benim için bir çeşit aydınlanma. Romanlarımdaki detaylar da hep yolculuklarımdan. Eskiden çok okuyan bir çocuk sayılmazdım ama nerede piramitlerle, uzaylılarla ya da vampirlerle ilgili bir roman görsem hemen kapardım, yazarına falan bakmadan. Okumak ve film seyretmek de üretkenliğimi arttırıyor, beni motive ediyor. Hayal kurmaktan korkmayan insanlarla tanışmak heyecan verici. Mesela Jules Verne’e bayılıyorum.

Yazmaya oturunca ne oluyor?

Doğaçlamalarla, romanı keşfederek, şekillendirerek ilerlemeyi seviyorum. Başta bir iskelet oluşturuyorum tabii ki ama geri kalanlar sürprizlerle dolu. Karakterler, mekanlar ve olaylar yazarken çıkıyor. Bir kez şekilleniyorlar sonra da romanın öncesiyle ya da sonrasıyla bağlantıya geçiyorlar. Bana göre yazmanın en keyifli tarafı bu işte; romanı yazarken keşfedip onunla şakalaşabilmek. Ama büyük bir kusurum var: İşler iyi gitmezse moralim çabuk bozuluyor, toparlanmam da vakit alıyor.

“Düğün ve doğum hikayeleri çekiyoruz”

En Mutlu Günüm’ü anlatır mısın biraz da? 

En Mutlu Günüm Photography, ablam Selin’le ortak kurduğumuz bir şirket. 6 senedir profesyonel çekimler yapıyor, belgesel tarzda düğün hikâyeleri çekerek wedding art diye adlandırılan türde fotoğraf serileri hazırlıyoruz.

“Düğün hikâyesi” nedir tam olarak? 

Türkiye’ye bu anlayışı ilk getiren, yani düğün hikâyesi çekenlerden biriyiz. İnsanlar için bu çok özel günde yaşanan anları estetik bir şekilde fotoğraflıyoruz. Fotoğraflarını çekmemiz için sadece Türkiye’den değil yurtdışından çiftler de bizimle iletişime geçiyor. Doğum hikayeleri de çekiyoruz aslında…

Nasıl buluyorlar sizi? 

İnternetten. Bir de sanırım The Best Wedding Photographers in the World ve The International Society of Professional Wedding Photographers’ın (ISPWP) etkisiyle. çünkü biz, bu kuruluşlara kabul edilen ilk Türk fotoğraf firmasıyız. Ablam da ben de fotoğrafı çok sevdiğimiz için de ortaya hep renkli ve güzel işler çıkıyor.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment