Egoist okur

Edebiyat dünyasından cevap beklemediğimiz 10 soru

Egoist Okur’un doğumunun konuşulduğu masayı dün gibi hatırlıyorum. Gülenay’la birlikte Moda’daki Oyun Atölyesi’nin bahçesindeydik. Heyecanlı ve umutluyduk. Ben de sürekli yazanlardan biri olacaktım. Fakat sonra araya yıllar ve işler girdi. Savrulmalar, düşüp kalkmalar, kapı önlerinde kalmalar, bilinen ne varsa hepsini birden unutmalar, aşklarla ayrılıklar, soğumalar ve yeniden başlamalar, hiçbir şey yapamamalar… İşte bu sonuncusu, hiçbir şey yapmak istememek yani, biraz da edebiyat dünyasının son haliyle ilgiliydi. Kitap yazısı yazmak içimden gelmiyordu. Önce bunu yazmak, en azından sorular halinde ortaya koymak istedim fakat sonra araya başka sorular da girdi… Bu sorular, yanıtlanmaktan çok, çoğaltılmak için yazıldı…

Tolga Meriç 

tolga meriç egoistokur hakkinda bildigim her sey 1

Edebiyat dünyasına yerli yersiz 10 soru 

  1. Kitapların süpermarketlere girmesi, yıllar önce, kuşku ve küçümseme de yaratmıştı. Yine de bunun olumlu yönlerinin altını çizenler çoğunluktaydı. Şimdi başka tuhaf bir şey yaşanıyor: D&R’lar, tıpkı süpermarketlerin içki, makarna ya da diğer reyonlarındaki gibi, çoğu kitap için indirim stantları kuruyor. Bu indirim günlerini başlatan Can Yayınları’ydı galiba. Sonra başka yayınevleri de katıldı bu uygulamaya. Görünen o ki, indirime çıkan kitaplar, yayınevlerinin ellerinde kalmış kitaplar. Yazarlarınsa böyle bir düşüşe gönüllü olup olmama hakları yok gibi. Öyle ya, elde kalmış kitaplar, yazarın boynunu yayınevine karşı eğdirme riski taşıyor sonuçta. Peki, yazarın ya da kitabın saygınlığı ne hale geliyor bu karmaşada?

  1. Son zamanlarda, öldükten sonra da yaşamak isteyen yazarların ölmeden önce Yapı Kredi Yayınları’na geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu herhalde sadece ben düşünmüyorum. Sabahattin Âli, Yusuf Atılgan ve Tezer Özlü çok satanlar listesinden düşmek nedir bilmiyor. Ya da Füruzan. Yaşarken klasikleşmiş bir yazar. Kitapları üst düzey bir satış grafiğini hep koruyor. Bu yazarların neden çok sattığını soranlar oldu. Bazı yanıtlar da verildi. Peki, Yapı Kredi Yayınları’nın bunu nasıl başardığının da sorulması gerekmiyor mu artık?

  1. Kitaba özen göstermekten söz edeceksek, Notos Yayınları’nı ilk sıraya koymak gerekiyor. Kitaba özen göstermek derken, nesne kitaptan söz ediyorum. Kitabın kapağından, sayfa kalitesinden, estetik ağırlığından söz ediyorum. Kitapları ucuza mal etmemekten, ucuza satmamaktan söz ediyorum. Fakat böyle bir yayınevine yazarlarımızın neden rağbet etmediğini anlamıyorum. İsim saymak abes olur ama en azından Semih Gümüş’ün azımsanamayacak katkıları sayesinde isim olmuş yazarlar neden Notos’a geçmiyor mesela? Ya da, Notos’un da kabul edebileceği tek bir çok satan yazar bile böyle bir girişimde bulundu mu? Okur derdi oldu bana bu, merak ediyorum?

  1. Yayınevlerinin en umut bağladıkları kitaplar bile yazım yanlışından geçilmez haldeler artık. Basıma hazır denen bir kitap iki hafta daha bekletilip doğru dürüst bir redaktöre teslim edilse kıyamet mi kopar? Yayınevi mi batar? Yayınevleri yeterli nitelikte ve sayıda editör, redaktör çalıştırıyor mu?

  1. Kitap tanıtım yazılarının düzeyinden artık bıkkınlık gelmedi mi? Yazarlar, çöpe atılması gerekirken yayımlanmış birçok tanıtım yazısı karşısında gerçekten mutlu mu oluyorlar? Kitap tanıtım yazısı dediğimiz “tür”ün ciddi bir oranda cahil cesaretine yol açtığı yalan mı? Ya yarattığı umutsuzluk? Bunun bir oranı, telafisi var mı?

  1. Tomris Uyar, güncelerinden birinde, öğrencileriyle birlikte ders notlarını toplama girişiminden ve bunun sonucunda uğradığı hayal kırıklığından söz ediyor. Yapı Kredi Yayınları’nın peşine düşülebilecek böyle bir “yapıt”ın var olduğundan haberi var mı?

  1. Feride Çiçekoğlu’nun yıllar önce teslim edilmiş bir Sait Faik kitabı vardı. Yayınevindeydi o sırada. Sonra o kitaba ne oldu? Yazarı mı geri çekti? Yayınevinin yayımlamayacağı düşünülemeyeceğine göre, geri çektiyse, o kitap kendisine neden yazdırılmadı? Yayınevlerinin, editörlerin böyle bir görevi de yok mu? Çok satan yazarlarına seviyeli bir flörtle ısrarcı olmuyorlar mı?

  1. Bir yazar hakkında sempozyum düzenleyebilmek için o yazarın edebiyattaki gümüş ya da altın yıllarına erişmiş olması yeterli mi? Hakkında sempozyum düzenlenmesi, eğer bu gerçekten ve kendiliğinden şart olmamışsa, bir yazara ne ifade eder? Hadi yazarına bir şeyler ifade etti; edebiyat adına bu ne ifade eder?

  1. Sait Faik Öykü Ödülü’nü artık kim alamaz?

  2. Yayımlanmasını dört gözle beklediğiniz bir kitap var mı?

    Tolga Meriç

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
4 Responses to “Edebiyat dünyasından cevap beklemediğimiz 10 soru”
  1. Sibel Yılmaz says:

    Dördüncü sorunun cevabının mutlaka verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tolga Meriç son derece haklı. Yazım yanlışıyla karşılaşmadığımız bir kitap neredeyse yok gibi. Bir iki yayınevine çok hatalı bulduğum kitaplarla ilgili mail atmış ve “e o kadar da olur canım” gibi bir tepkiyle karşılaşmıştım. Yayıncılık sektörünün işleyişi konusunda çok bilgi sahibi değilim ama bu konu üzerinde durulması gerekir fikrimce.

  2. funda says:

    yazım yanlışlarını görüp yayınevine mail atar oldum ama lütfedip dönmediler bile. üstelik bilinen ve gayet göz önünde olan yayınevleri bunlar. “insan hayret ediyor”

    • Hayret ediyoruz evet. Ama bence devam edin Funda, Egoist Okur’da bir yazım yanlışını fark edip bana mail atan olduğunda şahsen çok seviniyorum. Onlar da aslında müteşekkir olmalılar :)

Leave A Comment