Egoist okur

Eski kitap satan sahaf siteleri + vintage seven yayınevleri

Epeydir, kaybolmuş ya da birilerine verilip geri alınamamış çocukluk kitaplarımı özlüyordum. Rafta dursalar bile yeter gibi geliyordu bana. Sahaflara haber salmış, listeler vermiştim. Ama işte istediğim kitaplar bulunamıyordu. Hem zaten ben bile birçoğunun adını hatırlamıyordum. “Alice Harikalar Diyarında” ya da “Pal Sokağı Çocukları” gibi klasiklerin yeni baskılarını almıştım ama esas ilk okuduğum hallerinin peşindeydim. O tasarımların, aşırı güzel vintage illüstrasyonların, beni büyüten cümlelerin…

Gülenay Börekçi

eski kitaplar egoistokur gulenay borekci enid blyton 2

 Afacan 5’ler, Gizli 7’ler, kısacası şahane Enid Blyton’la…

Kayıp çocukluğumun peşinde…

 Çocukluk kitaplarımın peşinde koşma maceramın ilk adımında, hikâyelerin aklımda kalan ufak tefek ayrıntılarını Google’a yazmayı denedim. Yazarları kim, kitapların adı ne anlayayım diye… Türkçe işe yaramayınca İngilizce… “Issız bir adada tek başına kalan kız sağ kalmayı başarıyor ve aradan geçen yıllarda türlü maceralar yaşıyor. Önce avlanmayı öğreniyor, sonra kendine yeni bir ev inşa ediyor, kıyafetlerini bile kendi yapıyor…” Adını hatırlamamam ayıp, nihayetinde bu, hayatta okuduğum ilk gerçek roman çünkü. Neyse, zaten buldum, yaşasın! Scott O’Dell imzalı “The Island of Blue Dolphins”… Kobo Books’tan orijinalini indirip okumaya başlayınca yüzümdeki mutluluğu görmeliydiniz. Derken Epsilon Yayınları’nın “Mavi Yunuslar Adası” olarak yeniden bastığını fark edip onu da aldım. Yine de galiba aslında en çok Milliyet Çocuk Kitapları serisinden çıkan mavi ciltli minik baskısını istiyordum.

İkinci adım… Karlarla kaplı bir yerde geçiyor. Tüm zamanların en soğuk kışlarından biriymiş ve dağlardaki aç kurtlar yiyecek bulmak için köylere inmiş. Ama esas tehlike bu değilmiş, insanlar arasında o vahşi kurtlardan daha tehlikeli kurtlar varmış. Her neyse, küçük Bonnie ve adını hatırlamadığım kuzeni de o kötü kalplilerden biri olan mürebbiyeleri yüzünden çok fena şeyler yaşıyorlar hatta sonunda yetimhaneye düşüyorlardı. Ama sonra Simon geliyordu yardıma; Bonnie’nin babasının malikanene yakın bir mağarada yaşayan kaz çobanı çocuk… Kestaneleri ezip un haline getirdikten sonra nefis kekler yaptığı kalmış aklımda. Bulmam zor olmuyor, Joan Aiken’ın “The Wolves of Willoughby Chase” adlı romanıymış ve 13 kitaplık bir serinin ilkiymiş. Yeniden okuyunca aklımda kaldığı halinden çok daha güzel olduğunu fark ediyorum, yetinmeyip Kobo Books’tan diğer 12 kitabı da alıyorum. Bu serinin dilimize çevrilmemesi ne fena! (Benim çocukken okuduğum “Issız Dere’nin Kurtları”ndan yıllar sonra Günışığı Kitaplığı, serinin ikinci cildini “Kaptan, Balina ve Çocuklar” adıyla yayınlamış ama onun da devamı gelmemiş.)

Derken dünyanın öteki ucundaki bir dağın tepesinde yetişen ve sadece gün doğumunda birkaç dakikalığına açan, sonra da hemen solan çiçekleri arayan kızın masalını hatırlıyorum. Garip yaratıklar, içinde elmasların, zümrütlerin olduğu bir bataklık ve büyücüler falan da vardı. Bir parça “Binbir Gece Masalları”nı andırıyordu. Hmmm, zor oldu ama onu da buldum. Ebba Langenskiöld-Hoffmann diye bir yazarın kitabıymış ve 100 küsur yıl önce “Hinter den Blauen Bergen” adıyla İsveç’te basılmış.

Bir de E. Bilbaşar’ın Eleanor H. Porter’ın “Pollyanna”sından uyarladığı “Gülenay” vardı. Sonuçta benim adımı taşıyan bir kitap, unutmamam normal ama deli gibi aradım ama hiçbir sahafta bulamadım.

Ben kitapların konularını yazarak umutsuzca İngilizcelerini ararken, Ece Ulusum yetişti imdadıma. Sahaflar internet üzerinden de satış yapıyorlarmış ve aradığın bir kitabı bu şekilde bulmak çok kolaymış. Nasıl diye sordum, anlattı. Nadir Kitap ve Gitti Gidiyor adlı siteler bu iş için idealmiş. “Eh madem öyle arayalım” dedim. Açtık Gitti Gidiyor’u ve arama çubuğuna Ebba Langenskiöld-Hoffmann yazdık. Ve hemen bulduk aylardır deli gibi aradığım kitabı. 1956 basımı “Şafak Çiçekleri”nin ben çocukken bizim eve nereden geldiğininse bir cevabı yok. Tabii hemen ayırtıyor ve devam ediyoruz… Scott O’Dell’in yayınlandığı sene tüm ödülleri toplayan kitabı “Kız Robenson”, Joan Aiken’ın fevkaladenin fevkinde “Issız Dere’nin Kurtları”, Szigmond Moricz’in tatlı mı tatlı “Mişi”, Nevil Shute’nin 2. Dünya Savaşı’nda Naziler’den kaçan çocukları anlattığı “Sonsuz Kaçış” romanları da yeniden benim oluyor. Hem de tam hatırladığım o eski halleriyle…

Gitti Gidiyor’u tüketince Nadir Kitap’a geçiyoruz. James Curwood’un “Kurt Avcıları” ve “Altın Avcıları” adlı iki kitabını kapıyorum önce, sonra Louisa May Alcott’un bana bütün baskılardan daha güzel gelen ilk “Küçük Kadınlar”ını… Milliyet Çocuk Klasikleri, Varlık Çocuk Kitapları, Doğan Kardeş Kitapları, Arkadaş Kitaplığı; hepsi öyle güzel ki… “Pollyanna” uyarlaması iki ciltlik “Gülenay” da meğer orada öylece beni bekliyormuş… Alıyorum da alıyorum… “Deniz Altı Keçileri”, “Kelebek Okulu”, “Örümcek Dede”, “Mercan Adası”, “Dilek Yüzüğü”, “Koca Orman Masalları”, “Arı Maya”… İşin güzel yanı, başta hatırlamadıklarım da yavaş yavaş aklıma geliyor. Şimdi sanki zaman hiç geçmemiş gibi. Artık dilediğimce çocukluğuma dönebilirim.

eski kitaplar egoistokur gulenay borekci enyd blyton

Enid Blyton’u kim sevmez?

Vintage seven yayınevleri

+ Artemis Çocuk Yayınları, vintage seven okurları hiç unutmuyor ve Sarah Kay serisinin yanı sıra en sevdiklerimizden Enid Blyton’un da tüm kitaplarını yayınlıyor. “Afacan 5’ler” ve “Gizli 7’ler” gibi her kuşaktan çocuğun hafızasında yer etmiş serilerin dışında şahsen favorim olan 12 kitaplık “Mallory Kuleleri” serisi de yayında. Üstelik Artemis’in güzel Enid Blyton kapakları vintage seven okurların ruhuna hitap edecek şekilde tasarlanmış.

+ Frances Hodgson Burnet’ın “Küçük Prenses”i okumuş muydunuz? Yeşil gözlü Sarah’nın hikâyesi nasıl güzeldir anlatamam. Hem üzülürsünüz başına gelenlere hem de gücüne, cesaretine hayran olursunuz. Burnett’ın “Gizli Bahçe” ve “Küçük Lord” adlı romanları da çok tatlıdır. İkisi de birçok farklı yayınevi tarafından basılıyor ama İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkanları özellikle tavsiye ederim. Bu arada- bu yayınevinin programında, yok yok. Kenneth Grahame’in “Söğütlük Rüzgar” ve Frank L. Baum’un “Oz Büyücüsü” gibi kitapları başta olmak üzere yüzlerce çocuk klasiği 3 veya 4 TL’ye alınabiliyor. Keşke “Oz Büyücüsü”nün bütün serisini tamamlasalar.

+ Dünyanın en şahane dadısının maceralarını herhalde biliyorsunuzdur. Şahane dediysem aksi ve huysuz olduğunu da eklemem lazım tabii. Geçtiğimiz yıllarda bir Hollywood filminin kahramanı olan yazar P.L. Travers’ın 50’lerde yarattığı benzersiz Mary Poppins o kadar nevi şahsına münhasır bir karakter ki. Ve onunla geçer her an bir macera. Kelime Yayınları 6 kitaplık bu seriyi çok güzel kapaklarla yeniden yayınlıyor.

+ Anarşist ruh Pippi Uzunçorap’ın maceralarıyla tanınan ama benim özellikle “Şamatalı Köy” serisine bayıldığım İsveçli yazar Astrid Lindgren’in kitaplarını İthaki Yayınları ciltli olarak basıyor. (Yine de Varlık Çocuk Kitapları’ndan çıkan “Biz Köy Çocukları”nı bulursanız, lütfen bana haber verin, onu bir türlü bulamıyorum çünkü.)

eski kitaplar egoistokur gulenay borekci little women

Küçük Kadınlar’dan bir sahneyi görüyorsunuz.  

Ne kadar okumuşsan o kadar çoksun!

Marcel Proust, “Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka bir zaman belki yoktur” demiş. Proust’a göre, çocukken okuduğumuz kitapları özlerken, okumamızı bölen şeyleri özlüyormuşuz en çok. Aklıma en dalıp gittiğim anlarda kapıdan başını uzatarak, “Sana meyve soyayım mı?” diye soran annem geliyor. Yahut okuduğum kitabı, bilhassa çizgi romanları arayıp da yerinde bulamadığım zamanlar, “Gene babam almış bunu!” diye söylenişim…

Artık büyüdüm; annem ikide bir içeri gidip ne istediğimi sormuyor, babam da belli ki gittiği yerde çizgi romanlarımı, kitaplarımı umursamıyor. Keşke öyle olmasa; keşke yeniden o günlere dönebilsem. Neden, anlatayım…

Çocukken herkes bir an önce büyümek ister ya, ben de isterdim. Maceralar yaşayayım, herkesi kendime hayran bırakayım, hiçbir şeyden korkmayayım, bütün dilleri konuşayım, çok ama çok sevileyim…

Oysa öyle bir yaştasın ki, kaçıp uzaklara gideyim desen varabileceğin tek yer bahçe duvarı. Diyelim, yüreklisin, atladın; iki sokak öteden kös kös geri dönerdin. Zamanı hızlandırıp yeryüzünü şahsi alanın haline getirmenin en güzel yolu okumaktı. Kitaplar seni alıp götürürdü. Bahçe duvarından atlamana bile gerek kalmazdı. Deniz kızı olup balıklarla yarışırdın. Öyle eğlenirdin ki, sonradan çekeceğin acılar aklına bile gelmezdi, ‘Bana bi’ şey olmaz!’ derdin, masalların sonunu değiştirmeye muktedir sanırdın kendini. Kızılderili çocuklarla dost olup dağları keşfe çıkardın. Hem iyi kalpliydiler, hem de senin hayal bile edemeyeceğin türlü çeşit harikulâde şey biliyorlardı. Robinson’culukta birinciydin. Bahçenin ıssız ada olduğunu hayal edip su arardın, çakıl taşlarını birbirine sürtüp ateş yakmaya çalışırdın. Beceremesen de eğlenceliydi! Kılıcını kuşanıp şövalyelerle düello eder, define adaları keşfederdin. Tom Sawyer’la yeraltı dehlizlerine dalar, Huckleberry Finn gibi çıplak ayakla serserilik ederdin. Ok ve yay kullanmakta üstüne yoktu. Mary Poppins’le uzak diyarlara uçardın; rüzgâr eteklerini savururdu. Brooklyn’de bir ağaç olurdun.

Hepsi sendin. Kütüphanende kaç kitabın varsa senin de o kadar kişiliğin, o kadar maceran vardı. Ne kadar okumuşsan, o kadar çoktun…

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Eski kitap satan sahaf siteleri + vintage seven yayınevleri”
  1. Ne güzel söylemişsiniz ne kadar okumuşsan, o kadar çoktun. Çocukluk yılları yaşanırken anlaşılmıyor hemen büyümek istiyorsun ama büyüdükçe sürekli çocuk olduğun zamanlara gitmek istiyorsun. O günlere dönmenin en güzel yolu ise kitaplardan geçiyor.

Leave A Comment