Egoist okur

“Demokrasi hiç beklemediğimiz yerden gelecek”

Şair, romancı, müzisyen. Demokrasi âşığı güzel ve iyi bir adam. Leonard Cohen ya da Budist olduktan sonra seçtiği “sessizlik” anlamındaki yeni adıyla Jikan, dün öldü.Tam da birkaç ay önce kaybettiği eski sevgilisi Marianne Ihlen’e veda mektubunda söz verdiği gibi… Varsa günahı, kabahati şöyle dursun, bugün onu ‘iyi’ hatırlama zamanı… Elveda Jikan!

Gülenay Börekçi

leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1

Leonard Cohen
21 Eylül 1934 – 10 Kasım 2016)

“Demokrasi beklemediğimiz yerden gelecek; değer vermediğimiz insanlardan, önemsemediğimiz fikirlerden”

Kederin ve arınmanın şarkılarını söyleyen ve Yahudi olarak doğduğu dünyaya bir Budist rahip olarak veda eden Leonard Cohen’e biz “müzisyen” diyoruz ama eksik söylüyoruz. Çünkü Cohen onu zirveye çıkaran müziğe başlamadan önceki yıllarda, çoktan “yetenekli genç şair” olarak ün kazanmıştı. 1956’da “Let Us Compare Mythologies” adlı şiir kitabını, 1963’te ise ilk romanı “The Favorite Game”i yayınladı. Özellikle bizim kuşağı çok etkilemiş, deyim yerindeyse dağıtıp bırakmış bir romanı daha var; “Güzel Kaybedenler”…

Bu yazıda Cohen’i anlamak için anahtar birkaç kavramdan bahsedeceğim. Hayatını uzun uzun anlatmaya ne yerim ne vaktim var; öğrenmek isteyenler “The Favorite Game”i okusun. Montrealli bir Yahudi şairin çocukluktan erişkinliğe kadar olan hayatını, sancılı büyüme sürecini anlatan bu hikâye aynı zamanda Cohen’in erken yazılmış otobiyografisi çünkü. İçinde Cohen’e dair bilinmesi gereken her şey var zaten; geleneklerle kuşatılmış bir ortamda özgürlük arayışı, onu yakıp kavuran ilk aşk ateşi, yoğun cinsellikle geçen yılları, toplumsal olaylara bakışı, sanata ve insanlığa dair kaygıları…

Cohen’i anlatan birkaç kavrama gelince, en önemli olanlar sanırım aydınlık, karanlık, inanç, aşk ve demokrasi. Başlayalım…

Aydınlık

Sanatçının “Yazması 10 yılımı aldı” dediği eşsiz güzellikteki şarkısı “Anthem”in mesajını içinden geçtiğimiz şu zor günlerde herkesin hatırlamasında fayda var: “Kusursuzluktan vazgeç; her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri girsin diye…”

Aslında birçok şarkısında farklı şekillerde de olsa tekrar etmekten vazgeçmediği bir mesaj bu. “Suzanne”da, “Çöplere ve çiçeklere iyi bak; orada yosun kapladığı için görmediğin kahramanları fark edeceksin” derken, “Hallelujah”da, “Her kelimede ışık vardır. ‘Şükürler olsun’ dendiğinde, sen neyi duyuyorsun, kutsal bir söz mü geliyor kulağına, kırık dökük bir söz mü?” diyordu.

Karanlık

Çok mu iyimser geliyor size. O halde en ünlü şarkılarından birini daha hatırlayalım. 80’lerin sonu… Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte, insanlar ‘Nihayet demokrasi geliyor’ coşkusuna kapılıyor. Onlar kadar coşkulu hissetmeyen ve karanlığın aydınlıktan, aydınlığın karanlıktan bağımsız var olamayacağına inanan Cohen, “Democracy” adlı sert ve alabildiğine hüzünlü bir şarkı yapıyor. “Geliyor; havadaki bir delikten, Tiananmen Meydanı gecelerinden… Geliyor; o pek aşikâr ‘Bunun gerçeklikle alakası yok’ yahut ‘Gerçek olsa bile pek yersiz ve zamansız’ duygusundan… Amerika’ya demokrasi geliyor; kaosu bastırmak için başlatılan savaştan, gece gündüz işitilen sirenlerden, evsizleri yakan ateşten, eşcinsellerin küllerinden… Duvardaki bir çatlaktan!”

Aslında ilk yazdığında şarkının tonu daha sertmiş ama sonradan sözleri azıcık değiştirmiş. Yine de “Bir tebessümün arkasına gizlenen toplama kampı” ya da “Tanrı’yı öldürdük önce ve siyahlardan blues’u çaldık. Kim kazandı, bedeli kim ödedi? Charleston Bay’e köle gemilerini kimler taşıdı?” gibi dizeleri düşünürsek, Cohen’in saçma bir iyimser olmadığını görebiliriz.

leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-2

Demokrasi

“Biz orta sınıflar demokrasiyi hafife alıyor, şu 19’uncu yüzyıldan kalma eskimiş fikirlere sıkı sıkı sarılıyoruz. Kitleler Shakespeare’i ya da Beethoeven’ı sevecek… Demokrasi algımız üç aşağı beş yukarı bundan ibaret. Ama gerçek başka. Demokrasi, sanattan ve kültürden değil, hiç beklemediğimiz yerden gelecek. Önemsemediğimiz fikirlerden, değer vermediğimiz insanlardan; burun kıvırdıklarımızdan…

Tövbe ve arınma

“If It Be Your Will” adlı şarkım aslında bir dua. “Hallelujah” da duaya benziyor. “Dance Me to the End of Love”, “Suzanne”; birçok şarkım öyle… Kilise müziğini seviyorum. Sinagog müziğini. Cami müziğini. ‘Future’da bir dize var: ‘Vicdan azabından söz ettiklerinde ne kastediyorlar, merak ediyorum.’ İnşası birkaç yüzyıl süren yapılar gibi. Yapı ustalarının işi tamamlaması eskiden o kadar uzun sürermiş ki neyin nasıl yapıldığını, hangi malzemenin kullanıldığını unuturlarmış, böylece birçok formül kaybolup gidermiş. Günümüz insanı onlara çok benziyor. Biz de birlikte yaşamamız adına müthiş yararlı bazı kadim ruhsal mekanizmaları ya terk ettik ya da unutmayı tercih ettik. Mesela pişmanlık yahut tövbe, arınma, diriliş… Bu kavramlar sanki banyo suyuna karışıp gitti. İnsanlar dinden, dahası bütün bu arındırıcı mekanizmalardan şüphe etmeye başladı.”

Yaratıcı süreç

Yaratmak Cohen’e göre ruhsal bir eylem. İşte anlattıkları…

+ “İyi bir şey yazabilmem için bir mucizeye ihtiyacım var. Güzel şarkıların nereden geldiğini bilseydim, oraya daha sık giderdim.”

+ “Bana öyle geliyor ki sağlığım elverdiği müddetçe yazacağım. İnsan bir parça aklını kullanıp hayatını düzene sokmayı başarırsa, neden olmasın! Bir gün biteceğini, yazmaktan emekli olunacağını aklımdan bile geçirmiyorum.”

+ “Gerçekten ışık saçsın istiyorsanız, elinizdeki pırlantanın fazlalıklarını temizlemelisiniz. Ben kuyumcu stiliyle çalışıyorum; yani bir dizeyi asla kullanmamaya karar verip çöpe atmam için bile kalemi kâğıdı alıp onu yazmam gerekiyor. Bu açıdan kötü şiir yazmakla iyi şiir yazmak arasında bir fark yok, ikisi de çok zor.”

‘Şiir hayatın kanıtıdır’

Cohen en çarpıcı sözlerinden biri. Sanatçı, Budist olduktan sonra California’daki Baldy Dağı’nda inzivaya çekilmiş ve Jikan yani “sessizlik” adını alarak hayatının 12 yılını orada geçirmişti. O süreçte yazdığı 150 şiir ve şarkı sözünü sonradan kitap haline getirdi. “Sevda Kitabı” adındaki kitapta yer alan ve bazıları Zen koan’larını andıran şiirlerinin esin kaynakları, kuşlar, örümcekler, yapraklar, rüzgârlar ya da yıkanacak çamaşırlar… Yani hayat! Sanatçının, otoriteden, sistemden, aileden, hayvanat bahçelerinin tarifsiz hüznünden, aşkların nasıl bittiğinden ya da yaşlılıktan bahsederken bile umutsuzluğa kapılmaması ve aydınlığa işaret etmesi ise çok güzel.

leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci

Sonsuz aşk

“Marianne, ikimiz de çok yaşlandık, bedenlerimiz ayrı düşüyor, sanırım çok geçmeden ben de peşinden geleceğim. Buradayım aslında, elini uzatsan elimi tutabilirsin. Sana güzelliğin ve aklından ötürü âşık olmuştum ama artık bunlardan söz etmeye gerek yok, söyleyeceğim her şeyi biliyorsun zaten. Tek istediğim seni iyi uğurlamak. Elveda eski dost. Sonsuz aşk, yolun sonunda görüşeceğiz.”

Leonard Cohen’in bir zamanlar âşık olduğu Marianne Ihlen, birkaç ay önce kanserden öldü. Cohen ise öncesinde unutulmaz bir şey yaptı ve geçmişteki hayatının 10 yılını paylaştığı Ihlen’e bir mektup yazdı. Bu çok etkileyici kadın için yıllar önce, ilk beraber olduklarında ya da ayrıldıklarında “So Long, Marianne” ve “Bird on the Wire” gibi bir sürü şarkı yazmıştı ama bu mektubu yazarken amacı farklıydı. Kaçınılmaz bir biçimde ölüme giden eski sevgilisine cesaret vermek, onu kelimeleriyle sarıp sarmalamak istemişti.

Yorum gereksiz, söylenecek tek şey var: Cohen, Marianne’ına verdiği sözü tuttu.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment