Egoist okur

Gülşah Elikbank: “Fantastik kurgu, görünmeyenleri ifşa etme sanatıdır”

“İnsanlar mucizelere inanmayı bırakmış, para kazanma hırsı tatlı hayallerin önüne geçmiş. Oysa insanın yaşı kaç olursa olsun, hayatında mutlaka mucizeler olacaktır, inandığı müddetçe! Ben de sihrin, başka hayatların, ölümsüz aşkların olduğu başka bir dünya yaratmak ve insanları bunun mümkün olduğuna inandırmak istedim. Aslında fantastiğin temeli de budur, kuşkuda bırakmak yani. Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil, ne insanlar ne de olaylar. Fantastik kurgu, görünmeyenleri ifşa etme sanatı belki de.”

Zamanda yolculuk, boyut değiştirme, canlanan heykeller, mitolojik kahramanlar, İstanbul’un sırları ve Kapadokya’da bir gizem okulu… Gülşah Elikbank’ın fantastik kitap dizisi Rüya Takımı’nın ilkinde bu okula konuk oluyoruz. Elikbank, “Sonuçta her çocuğun hayali kendi okulundan daha gizemli, havalı bir okula gitmektir, değil mi?” diye soruyor.

gulsah elikbank egoistokur medusanin pusulasi

“Fantastik kurgu, görünmeyenleri ifşa etme sanatıdır”

Gülşah Elikbank fantastik türde yazdığı Günabakan Üçlemesi ve kendi ailesindeki kadınların geçmişinden yola çıkarak yazdığı Aşkın Gölgesi’yle tanıdığımız genç bir yazar. Şimdi çocuklar için kaleme aldığı Rüya Takımı adlı diziyle karşımızda. Rüya Takımı’nın ilk kitabı Medusa’nın Pusulası’nda Elikbank bir hazine haritasının peşinden Yerebatan Sarnıcı’na giden ve zamanda dolaşarak başka boyutları keşfeden dört küçük maceraperesti anlatıyor. Sütunları tarihle bezeli bu mekan Cem, Gizem, Mert ve Ayşe’ye mitolojik kahramanlar, canlanan heykeller ve büyüyle dolu fantastik bir yeraltı dünyasının kapılarını açacaktır. Üstelik harikulade bir de ödülleri vardır: Yüzlerce yıldır Kapadokya’daki peri bacalarının arasına gizlenmiş gizemli mitoloji okulunun öğrencisi olacaklardır…

Fantastik edebiyatla girdin yayın dünyasına. Bir bakıma her şeyin görülebilir, kanıtlanabilir olduğu, olmasının beklendiği günümüzde fantastik dünyalar kurmanın hala mümkün olduğunu kanıtladın. Neydi seni çeken orada?

Çocuk ruhlu biri, uzun yıllarını üst düzey yönetici olarak geçirince fark ediyor ki; dünyada bir şeyler hiç doğru gitmiyor. İnsanlar mucizelere inanmayı bırakmış, para kazanma hırsı tatlı hayallerin önüne geçmiş. Oysa insanın yaşı kaç olursa olsun, hayatında mutlaka mucizeler olacaktır, inandığı müddetçe! Ben de sihrin, başka hayatların, ölümsüz aşkların olduğu başka bir dünya yaratmak ve insanları bunun mümkün olduğuna inandırmak istedim. Aslında fantastiğin temeli de budur, kuşkuda bırakmak yani. Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil, ne insanlar ne de olaylar. Fantastik kurgu, görünmeyenleri ifşa etme sanatı belki de.

Yetişkinler için yazdığın romanlardan sonra şimdi çocuklar için de yazıyorsun. İlk kitap Medusa’nın Pusulası çıktı bile. Çocuklar için kitap yazmak hayalin miydi?

Aslında böyle bir hayalim yoktu. Ama Yerebatan Sarnıcı’nı ve Medusa efsanesini yazmak istiyordum. Bunu da en iyi çocukların bakış açısıyla yazabileceğimi fark ettim. Çünkü onların bakışı henüz diğer etkenlerle bulanmamış, duru bir bakış. Önyargıları yok. Medusa’ya önyargısız yaklaşmaya baştan kararlı karakterlere ihtiyacım

Medusa’nın Pusulası’nda İstanbul’un gizemli atmosferi, Yerebatan Sarnıcı mesela bir başka boyuta açılan bir kapı oluyor. İstanbul’un sende nasıl bir yeri var, bu olağanüstü şehri romanında nasıl kullandın?

İzmir’de yaşıyorum ama İstanbul’u çok severim. Tabii annemle babamın ayrılığını hatırlattığı için bende buruk hatıraları vardır bu şehrin. Çocukken gittiğim Yerebatan Sarnıcı ile yetişkin bir kadınken gördüğüm Sarnıç benim için çok farklıydı. İşte o zaman mekanların, insanların bakış açısıyla değişime uğradığını gördüm. Romanda, çocukluğumun masumiyetini canlandırırken, çocuklara özgü o cesareti de edindim. Her okuyanın Yerebatan’ı yeniden, başka bir gözle görme arzusu duyacağını umuyorum.

Kahramanların romanın başında sıradan birer çocuk ama finalde sandıklarından çok daha güçlü olduklarını keşfeden ve yeni maceralarla karşımıza çıkmayı vaat eden bireyler…

Derinlerde herkesin yüreğinde kendi kahramanlığı yatar. Mühim olan, onu ortaya çıkaracak macerayı yaşamasıdır. Sıradan çocuk, sıradan insan yoktur. Hayallerini gerçekleştirmek için gereken cesareti bulanlar ve hep yarına erteleyenler vardır. Gizem, Cem, Ayşe ve Mert, birbirlerinin zıttı karakterler ama bu zıtlıklar bir bütünü oluşturuyor, biri olmadan diğeri eksik kalıyor.

Bir hazine haritası bulmak ve peşine düşmek her çocuğun hayalidir, senin hayallerin neydi çocukken. Onları gerçekleştirebildin mi yoksa kitapların aracılığıyla mı gerçekleşiyor hayallerin?

Ben Şirinler’i gerçek sanıp, Belgrad Ormanına onları aramaya giden bir çocuktum. Halim ortada! Değişen pek bir şey de yok. Dünyanın gizemini, insanın saklı hazinelerini arayan bir çılgınım galiba.

Kapadokya’daki “okul”dan bahseder misin biraz da? Harry Potter’un büyücülük okulu Hogwarts’ten etkilendin mi onu yaratırken?

Pek değil. Sonuçta her çocuğun hayali kendi okulundan daha gizemli, havalı bir okula gitmektir, değil mi?

Seninki nasıl bir okul?

Benimki bir mitoloji okulu. Tarih her zaman bize anlatıldığı gibi değildir. Anlatılanla yaşanan farklı olabilir. Bir kahramanı size nasıl aktarmışlarsa onu öyle sanırsınız. Oysa belki durum başkadır. İşte bu okulda, çocuklar önyargılardan bağımsız olarak tarihi ve mitolojik kahramanların, efsanelerin peşine düşecekler. Zamanda, tarihte gezinerek dedektiflik yapacaklar.

Gülenay Börekçi, Habertürk

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment