Egoist okur

Feyza Altun: “Meşk tahtasında kanaya kanaya dönüyoruz”

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu avukat Feyza Altun, bir gün işi çıkan annesinin minik Ali Yiğit’e bakmaya gelememesi üzerine kucak bağına koyduğu bebeğiyle İstanbul Anadolu Adliyesi’ndeki duruşmasına gidiyor. İşte, o gün olanlar medyada büyük patlama yaratıyor. Cübbenin içinde iki kafa gören mahkeme hakimi önce şaşırıyor, sonra bıyık altından gülümsüyor ama bozuntuya vermiyor. Feyza bu durumu fotoğraflayarak sosyal medyada paylaşıyor. Bunun üzerine hem takipçileri artıyor, hem de basının ilgisi. Ve tüm bunlardan sonra Feyza Altun, şimdi karşımıza “Kadının Fenni” adlı kitapla çıkıyor. Ali Şeriati’nin “Sizi rahatsız etmeye geldim” sözüyle karşılıyor kitabında okurunu. Rahatsız etmek istediği de elbette bizleriz, yani toplum. “Artık” diyor “Halının altına süpürdüklerinizle yüzleşin.”

İşte konuştuklarımızın kalanı…

Dilek Atlı

feyza altun dilek atlı egoistokur

“Bu kitabı halı altına süpürdüklerimizle yüzleşmek için yazdım”

Kitabın adıyla başlayalım mı?

Kitabın adı “Kadının Fendi” olacaktı. ‘Kadının fendi erkeği yendi’ cümlesini herkes bilir. Her ne kadar ‘fent’ sözcüğü etimolojik olarak dönüşerek kadını öven bir anlam taşısa da özünde hile, düzenbazlık gibi anlamlar içeriyor. Bunun yerine bilim ve bilgi anlamına gelen ‘fen’ kelimesini seçtim. Kadınlar, bu toplumun domino taşları. Biz bir düştük mü, toplum çatısıyla aşağı iner. Kadınlar kendi güçlerinin farkına varmalı. Erkekler de bunu böyle bilmeli, kabul etmeli, destek vermeli.

Kitabını nasıl anlatırsın?

Yarısında kadının yasayla imtihanını anlatıyorum, yarısında da kadınların yaşadığı her türlü şiddetten söz ediyorum. Sadece fiziksel şiddet değil; duygusal şiddet, ezilmeler, aşağılanmalar… Ben bu kitabı halı altına süpürdüklerimizle yüzleşmek için yazdım. Kimseyi kırmak istemiyorum ama kadınların dile getiremedikleri şeyler var. Çünkü dile getirirse kaybedeceği şeyler olduğunu düşünüyor kadınlar. Bunlar için yazdım. Onlar için yazdım.

Müvekkillerinin tüyler ürperten davalarından ve kişisel deneyimlerinden örnekler var. Çocuk pornosu ve tecavüz de bunlara dahil.

Gündelik dertlerden hukuk davalarına hemen hemen her konuya değinmeye çalıştım. Anne olursunuz, toplum sizi baskılar. Anne olmazsınız, yine baskılar. Anne olmak istemeyebilirsin oysa. Anne olmamak da bir hak. Çocuk pornosu ve tecavüze gelecek olursak, çok yaygın. Sokaklarda gördüğümüz, dilenmek zorunda bırakılan çocuklar bu cep etlefonlarıyla bile çekilen porno videolarda oynatılıyorlar. Avrupa’nın çocuk pornosu ‘tık’ının yüzde 50’si Türkiye’den. Bir de anneler sosyal medyada çocuklarının çıplak fotoğraflarını koyuyor, özellikle çocuğu erkekse. Övünmek için. Ama bu çocuk bir gün yetişkin olacak. Onun bireysel ve hukuksal bir hakkı var.

Hukukçu kimliğine soruyorum, tecavüzle ilgili yasada eksiklikler var mı?

Türk Ceza Kanunu’nda tecavüzle ilgili çok yüksek cezalar var. Sorun, uygulanmaması. İyi hal indirimi de çok can sıkıcı. Takım elbise ve kösele ayakkabı indirimi… Duruşmada efendi efendi oturunca, iyi halden indirim alıyorlar. İndirim yapılmazsa, yargıtay bu kararı bozuyor. Halbuki tecavüzcülere indirim yapılmamalı. Kadın kocasını öldürünce mesela, ona tahrik indirimi verilmiyor. Kadın yıllarca dayak yemiş, canından bezmiş ve bir gün cinnet getirmiş, adamı öldürmüş ama tahrik indirimi yok. Öte yandan ihanet edince karısını öldüren kocaya tahrik indirimi var.

Malum olayla gündeme gelişinden sonrasını anlatır mısın?

Bu olayı hep gündemde tutmaya çalıştım. Amacım şöhret olmak falan değil, sözlerimle insanlara ulaşabilmekti.

Neyi değiştirmek istedin?

Başta kendim olmak üzere, Kadınların kafasındaki yanlış algıyı… Örf ve adetler, tamam ama bizim toplumumuzda kadına dair birçok şeyin haksız, yanlış ve yersiz olduğunu düşünüyorum. Bunların değiştirilmesi için bir kadın, bir anne ve bir hukukçu olarak, hatta aslında sadece bir birey olarak mücadele veriyorum. Hem toplumu rahatsız etmek istiyorum hem de kadınları… Uyansınlar artık! Erkekleri de rahatsız etmek istiyorum. Onlar da kadınlara yaptıkları şeylerden rahatsızlık duysunlar. Yüzleşsinler kendileriyle.

Örneğin?

Kadın kocasını aldatmış. Kocası da onu bir ay eve kapatıp dövmüş. Kadınla konuşurken, üzerindeki eziklikten anladım ki o da bunu kendine hak görüyor. Ne münasebet! Başka biriyle olmak, boşanma sebebidir sadece. Aldatırsan boşanırsın, aldatılırsan boşanırsın… Tazminat talepleri olabilir. Hepsini hukuki çerçevede çözümlersin, kimse kimseyi dövemez. Erkek aldatınca biz erkeği bir ay eve kapatıp dövüyor muyuz?

Adınızı öğrenmemize sebep olan olayları bugünden bakınca nasıl değerlendiriyorsun?

İnsanların bu kadar tepki vermesine çok şaşırdım. Oysa yaptığım benim için normal bir şeydi, ben hep çocuğumu alıp adliyeye ya da ofise gideceğimi düşünürdüm zaten. Tepkim adliyeye karşıydı. Kreş yok mesela. Neden yok? Kadın avukatlar var ama adliyede kreş yok. Bence asıl dikkat çeken şey, sosyal medyada paylaştığım fotoğrafın altına yazdıklarım oldu. O güne kadar herkes gibi ben de normal bir Instagram kullanıcısıydım, 1000 takipçim vardı. Duruşmaya girdim, çıktım, akşam oldu. Bir baktım, 10 bin takipçim olmuş. Adliyenin içinde beni bebekle görenler birbirini dirsekliyordu, hatırlıyorum.

Seni kınayanlar da oldu…

‘Otur evinde çocuğuna bak, ne çalışacaksın’ diyenler oldu. Tamam, diyelim ki oturdum ve bir yıl çocuğuma baktım. Ama maaş teke düştü, o ne olacak?

Meclise rapor da verdin…

Olay büyük yankı uyandırınca, peşine düştüm. çalışan anne raporları hazırlayıp meclise sundum, sonra da Ali Yiğit’i alıp dört siyasi partinin grup başkan vekillerine gittim. Olumlu ve destekleyici yaklaştılar ama ne yazık ki ülke gündemin sertliği nedeniyle rapor askıya alındı.

Kitapta ‘Kadınlık meşk tahtasında semâ dönmek gibi. Yalnız bizimki sancılı’ diye yazmışsın. Kadınlık neden sancılı senin pencerenden?

Ben kadın olmayı seviyorum. Bu benzetmeyi yaptım çünkü meşk tahtasında dönmek bir eğitimdir. Meşk tahtasında dönerek derin ve başka bir boyuta geçilir. Kadınlara en küçük yaşlarından başlayıp ömürleri boyu “Şöyle olmalısın, böyle yapmalısın” deniyor, Simon De Beauvoir’ın dediği gibi, “Kadın olmayı öğreniyoruz”… Öğretiliyor. Mevleviler de çile dolduruyor, biz de dolduruyoruz. Doldurtuyorlar. Mevlevilerin meşk tahtasında bir çivi vardır. Ayak parmaklarının arasına alınır bu çivi. Yara olsun diye de ayaklar tuzlanır. Sonra da kanaya kanaya dönerler. Kadınlar da bir çiviyi parmaklarının arasına almışlar sanki, kanaya kanaya dönüyoruz. Ben, “Bu semâ huzur içinde olmalı, acı içinde değil. Biz anneliğimizde, işimizde, evimizde, sokakta huzur içinde yaşayalım, acı içinde değil. O, meşk tahtasını hp birlikte değiştirelim” diyorum.

Dilek Atlı

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment