Egoist okur

30 bin kitabı nasıl tutukladılar!

“Şimdi sizinle birlikte kısa bir “yakın tarih” turu yapıp, 2006 yılında çekilmekte olan bir filmin stüdyosuna doğru yola çıkmak istiyorum. Konu: Korsan kitap, cd basımıyla ilgili bir film. Yer: Eskişehir’de, 6.45’in işlettiği bir mekânın alt katındaki depo. Yıl: söyledim ya, 2006. Deponun her yanında, yeni basılmış korsan kitaplar göze çarpıyor. Baskı makineleri, korsan cd’ler… Çok sıkı bir dekor hazırlanmış. Kameralar mekânı her açıdan görecek şekilde yerleştirilmiş, spotlar sayesinde, ortamın havasını çok gerçekçi bir şekilde yansıtacak ışıklandırma sistemi kurulmuş. Yönetmen Murat Nas, oldukça titiz. Oyuncular, rollerine çok iyi adapte olmuşlar. Çok başarılı bir performans sergiliyorlar.”

Sahici fotoğrafları ne yazık ki bulamayacağım için, içinden Kaan Çaydamlı’nın gölgesinin geçtiği bir fotoğrafı, Kaybedenler kulübü filminden bir kareyi ekledim buraya. Şu yazı, çizi, müzik, sohbet aleminin en kıyak adamlarından Altay Öktem’in kaleminden müthiş bir hikaye. Üstelik gerçek. Korsan kitap rolü yapan 30 bin iyi aile çocuğu kitabın tutuklanışını okuyun. Ben bir şey diyemiyorum. yorumunuz varsa, sizden rica ediyorum… Ama garanti veriyorum, fotoğraftaki Nejat İşler ve Yiğit Özşener gibi güleceksiniz. Bira serbest.

Gülenay Börekçi

kaybedenler-kulubu

30 bin kitabı nasıl tutukladılar!

Şimdi sizinle birlikte kısa bir “yakın tarih” turu yapıp, 2006 yılında çekilmekte olan bir filmin stüdyosuna doğru yola çıkmak istiyorum. Konu: Korsan kitap, cd basımıyla ilgili bir film. Yer: Eskişehir’de, 6.45’in işlettiği bir mekânın alt katındaki depo. Yıl: söyledim ya, 2006. Deponun her yanında, yeni basılmış korsan kitaplar göze çarpıyor. Baskı makineleri, korsan cd’ler… Çok sıkı bir dekor hazırlanmış. Kameralar mekânı her açıdan görecek şekilde yerleştirilmiş, spotlar sayesinde, ortamın havasını çok gerçekçi bir şekilde yansıtacak ışıklandırma sistemi kurulmuş. Yönetmen Murat Nas, oldukça titiz. Oyuncular, rollerine çok iyi adapte olmuşlar. Çok başarılı bir performans sergiliyorlar.

Senaryoda, polisin korsan kitap imalathanesine yapacağı baskın da yer aldığı için, o sahnelerde kullanılacak polis kıyafetleri, gerçeğe çok yakın görünen tabancalar da hazırlanmış, kapının arkasında bekliyor. Ertesi gün, baskın sahnesi de çekilecek.

Tabancalar, emniyet müdürlüğüne götürülmüş, film çekiminde kullanılacakları bildirilerek kayıt altına aldırılmış. Filmin bazı sahneleri de valilik binası içinde çekilmiş. Çekimler için gereken izinler alındığı gibi, üniversite öğrencilerinin de oynadığı, valiliğin ve emniyetin desteklediği bir proje.

Gelelim dekorlara… 6.45 Yayınevi, deposundaki 30 bin kitabı getirip yığmış stüdyoya. Olay büyük çünkü. Ülke çapında üretim yapan büyük bir korsan imalathanesi canlandırılıyor. Öyle etrafa göstermelik üç beş kitap serpiştirmekle olmaz.

Kısacası, 6.45’in deposunda bekleyen kitaplar da filmde rol alıyor. Korsan kitap taklidi yapıyorlar yani!

Ama beklenmedik bir gelişme oluyor! Henüz polis baskını sahnelerinin çekimine başlanmadan, gerçek polisler basıyor stüdyo olarak kullanılan depoyu. Bizim oyuncuları, yani korsan kitap taklidi yapan gerçek kitapları, korsan kitap oldukları gerekçesiyle tutukluyorlar. Yayınevinin sahibi Kaan Çaydamlı olaya müdahale ediyor tabii. 6.45 yasal bir yayınevi, kitaplar o yayınevi tarafından basılmış, çekilen, sonuçta bir film. Nasıl ki bir aktörün katil rolü oynaması onun katil olduğu anlamına gelmiyorsa, bir kitabı filmde korsan kitap rolüne çıkarmak da onun korsan olduğu anlamına gelmez. Değil mi yani?

Değil! Seyircinin, oyuncunun oynadığı rolü gerçek sanması, toplumumuzda oldukça sık karşılaşılan bir durum. O yüzden de filmlerde, dizilerde ya da tiyatro oyunlarında kötü karakteri canlandırmak biraz riskli bir durum. Oyuncular, rolleri bittiğinde kostümlerini çıkartıp gerçek hayata dönerler dönmesine; ama gerçek hayattaki kişiler, sahnede canlandırılanla hayatta sürdürülen arasındaki ayrımı yapabilecek kapasitede midir bakalım?

Peki, dekorlara ne diyeceğiz? Filmlerde, oyunlarda “kötü bir amaç” için kullanılan nesnelere, eşyalara karşı geliştirilen öfkeyi anlamak için psikolojinin kullandığı klasik bir yönteme, “çocukluğa inme” teorisine başvurmak gerekiyor sanıyorum. İstisnasız hepimizin annesi, canımızı acıtan bir eşyayı, oyuncağı ya da elimizi yakan sobayı dövmüştür muhakkak. Biz de, öcümüz alındığı için sevinmiş, acımızı unutup gülümsemeye başlamışızdır; çocuk aklı! Büyüdükten sonra da bu çocukluk psikolojisinin sürdürüldüğü yegâne yer ise, askeriyedir. Askeri disiplin içinde, “suç işleyen” eşyaların cezalandırılması uygulamasına çoğumuz ya şahit olmuş ya da bu tür askerlik anıları olanlardan duymuşuzdur.

Ama buradaki kitaplar suç da işlemiyorlar! Rol icabı korsanmış gibi davranıyorlar sadece!

Kaan Çaydamlı sonunda dayanamayıp Son Kare’yi gösteriyor polislere. Çünkü kendi kitabı. İnsanın kendi kitabını, üstelik kendi yayınevinden basması, onun korsan olmadığının en iyi kanıtıdır herhalde! Yayıncı mı şikâyetçi olacak benim kitabımın korsanını bastılar diye? Yazar mı şikâyetçi olacak? İkisi de burada zaten. Aynı kişi.

Polis pek içinden çıkamıyor bu durumun. Daha doğrusu, bu ikilemi çözmek için pek çaba da harcamıyor. Çünkü Son Kare’nin yanında, daha kafa karıştırıcı bir kitap duruyor; hem de yığınla. İblis’e Göre İncil.

Kitabın üstünde Enir Batur yazıyor. Böyle bir şahıs varsa sahiden, yani Enis Batur diye biri varsa, niye yazsın ki böyle bir kitabı? Satanist olsa İncil’den bahsetmez, misyoner olsa, İblis’i niye işe karıştırsın? Karışık bir durum!

Kaan Çaydamlı’nın son bir atraksiyon yapıp bilgisayarına sarılması, yayınevinin resmi sitesini açması da işe yaramıyor. Bütün bu kitaplar yayınevinin sitesinde var zaten. Sanal alışveriş sitelerinde var. İsteyen kredi kartıyla parasını ödeyip satın alabiliyor. Faturası kesiliyor, adresine postalanıyor.

İş iyice karıştığı için takviye kuvvet gerekiyor tabii. Maliye ekipleri ve terörle mücadele ekipleri de olay yerine intikal ediyor!

Sonunda, gerçeğin ortaya çıkması savcılığın yapacağı soruşturmaya kalıyor. Bu arada filmin çekimi yarım kalıyor tabii. Dava sonuçlanan kadar, stüdyo olarak kullanılan depo mühürleniyor. 30 bin kitap içerde tutuklu kalıyor.

Neyse, 5 yıla yakın süren dava iki ay önce sonuçlandı ve kitaplar beraat etti!

“Gözünaydın” dedim Kaan’a. “Bak, adalet yerini buldu, gerçek aydınlandı sonunda.” “Sağol be,” diye cevapladı. “5 yıl boyunca kitaplar yok sattı. Sahiden yoklardı çünkü. Tutukluydular.”

Siz bu geçen 5 yıl içinde 6.45 Yayınevi’nin kitaplarına pek rastlamadıysanız piyasada, ya da 6.45 Yayınevi iflas etmiş, yayıncılığı bırakmışlar artık, diye duyduysanız, nedeni buydu: Kitaplar hapisteydi!

Altay Öktem

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “30 bin kitabı nasıl tutukladılar!”
  1. burcu yıldızer says:

    Dile kolay 5 yıl. Bu ülkede işlerin çözümlenme süresi insanı çileden çıkartıyor. Ama tabii yazıyı okuduktan sonra hatta okurken sinirlerine hakim olabilmesi bir insanın normal şartlarda zor. Zaten “şartlar” haddinden fazla anormal.

  2. Anıl ATA says:

    Kaan Çaydamlı, büyük usta.. Ne büyük bir beyin.. Hep bu büyük beyinlerin başına geliyor zaten bu olaylar nedense.. Burada mantık dışı herşeyle karşılaşmak mümkün.
    Neyse ki beraat etmişler.

Leave A Comment